| | Bu Dünya'nın ''Kaderi'' Ne Kadardır? (1) BU DÜNYANIN ''KADERİ'' NE KADARDIR? Bu söz , bu dünyanın ne kadar , sonrası kadardır? Kaderini miktarını bildirir. Sen bilki , Allahü Teala bu dünyanın kaderini , nasibini 7.000 yıl koymuştur. Dünyaya temel kurulduğu zaman şu düzen üzerine kuruldu ki , dünya yine harap olacak , Kıyamet’e kadar aralığı 7.000 yıl olacaktır. Bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) dünyaya geldiği zaman bu cihanın kurulmasından altı bin yıl ile birkaç yıl geçmişti. Bu rivayete göre Kıyametin kopmasına 1000 yıldan kısa bir zaman kalmıştır. Ama ne kadar kaldığını da bilip din bilginlerinden hiç kimse haber vermedi. O demlerde bu zamanın ne kadarı geçmişti, ne kadarı kalmıştı, belli olarak bilinmedi. Her kişi bu yolda ,bir çok haber verdi. Yahudiler dedilerki : -Biz Tevrat’ta görmüşüzdür ki Hazret-i Muhammed (s.a.v.) dünyaya geldiği zaman bu dünyada 6200 yılı birkaç yıl geçmişti. Nasranilerse şöyle demektedirler. -Muhammed (s.a.v.) dünyaya geldiği vakit, bu cihanda geçen , 6300 yıldan bir kaç yıl fazlaydı. Feylosof Sokrat ve başka eski Yunan bilginleri şöyle demişlerdir. -Dünyanın çarkı dönmeye başladığından beri ve kendi zamanımıza gelinceye kadar 500.000 (Beşyüzbin) yıldan bir kaç sene geçmişti. Bu anlaşmazlıklar bilginler arasında olmuştur ve kıyamet günü bilinmediğinden ötürü ortaya çıkmıştır. Eğer kıyametin kopacağı günü bilmiş olsalardı, Muhammed dünyaya geldiği vakitte de cihanın kaçyılı kalmıştır muhakkak bilirlerdi. Ama kıyamet’in ne gün kopacağını Hak Teala kımseye bildirmemiştir. Çünkü beş türlü şey vardırdır ki din bilgileri arasında ona (Mugayye batıhamse ) yani Beş gaip denir. O şey beş duygu ile belli olmaz. Onları Allahu Teala kendi kendi hazinesinde saklamış , gizlemiştir velilerden kimseye bildirmemiştir. O beş gizliliğin birincisi Kıyamet Günü’dür. Nitekim Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: HBééééééééééé”” ‘’Kıyamet saatini bilmek ancak Allah’a mahsustur. Yağmuru O indirir. Rahimlerde bulunanı O bilir. Kimse yarın ne kazanacağını bilmez ve hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Allah şüphesiz bilendir. Her şeyden haberdardır.’’ (Lokman süresi,ayet: 34) Bunların hepsinin bilgisi Allahü Teala katındadır.Allahtan başka kimse bu beş türlü sırra vakıf değildir. Haberde şöyle gelişmiştirki , Ahir Zaman Peygamberi (s.a.v) kendisine peygamberlik eriştiği zaman Mekke halkını İslam dinine çağırdı ve: -Ben Hak Teala’nın Peygamberiyim ! Bana Kur’an indi . O’ Hak Teala’nın sözüdür. Bilinki sizin dininiz batıldır. Benim dinime dönün . Kur’an ‘a inanın ve benim Peygamberliğime iman getirin ! dedi. Bu söz Mekke kafirlerinin çok gücüne gitti. Dinlerine Batıl denilmesinden arlandılar. Elbirliği edip Hazret-i Muhammed (s.a.v.) üzerine yürüdüler ve şöyle dediler. -Haşa! Ey Muhammed ! Sen yalancı bir kişisin . Bu Kur’an diyerek okuduğun da kendi sözündür. Sen bunları kendiliğinden söylüyorsun. Bu Allah sözü değildir. Hazret-i Muhammed de : -Ey kafirler, dedi. Ben sizin aranızda büyüdüm . Kimseden okuma öğrenmedim. Bu söz eğer benim sözüm ise , sizde buna benzer söz getirin , görelim. Eğer getirmezseniz Allah’ın gazabından , kızgınlığından korkunuz. Eğer getirirseniz Allah’ın hışmından korkmak gereksiz, Kur’ana inanmak gereksiz ve bana iman getirmek gereksizdir! Dedi. Kureyş kafirleri , Mekke’nin kafirleriyle söz birliği edip bir araya geldiler, ne kadar çalıştılarsada Kur’an’a benzer bir söz söylemeye aciz- yoksun kaldılar. (1) ‘’Eğer , bizim kulumuzun üzerine indirdiğimiz Kur’an’dan şüphe ederseniz , sizde ona benzer bir süre getirin . Eğer bu sözünüzde gerçek olursanız varın , Allahu Tealayu bırakıp Tanrı diye taptığınız putlardan yardım isteyin’’ (Bakara suresi ayet :23) Vaktaki Mekkeli kafirler bu sözden aciz kalınca Mekke eşrafından Ebucehil ve Velid Mugiyra gayrete düştüler . Çünkü öncelerden bizim Peygamberimiz ile Ebu Cehil arasında bir şey vardır. Bundan ötürü kafirler bir araya geldiler. Birbirlerine danışıp konuştular ve : Mademki Muhammed bizimle tartışmaya girdi, bahse tutuştu, Medine Ulularına haber gönderelim . orada Yahudiler çoktur. Tevratın içinde zor sorular çıkaralım.Dahası Muhammedi bu davasından vazgeçirelim dediler. Bunun üzerine Velid ve Ebu Cehil söz birliği edip ,Medineye gelen kafirlerle anlaşıp ona mümkün olduğu kadar zor sorular hazırlamalı. Bu gelenlerden Hayberli Yahudiler , Kurayze kabilesi Yahudileri ve Vadiy’ül Kura- Yahudilerine de elçiler gönderdiler , hepsini birarara topladılar. Ebu Cehil, içimizden biri çıktı . Adına Muhammed diyorlar. Pegamberlik davası ediyor. ‘’Benim dinimden başka dinler batıldır! ‘’diyerek bizi kendi dinine çağıruyor, size kitap inmiştir ama bize kitap inmemiştir . O kitabınıza bakın , Muhammed’e daha zor sorular çıkarın . Ve bize öğretin. Bizde onu aciz kılalım ve kendisine o davasından vaz geçirtelim ! dediler . Böylece o Yahudi bilginleri bir araya geldiler .Tevrat’ı karıştırıp 28 soru hazırladılar. Yahudi bilginleri, varın bu soruları sorun , eğer bilirse, Hak Peygamber’idir . Çünkü peygamber olmayan bir kişi bu sorulara vevap veremez. Çünkü cevap vermezse rüsvay olur. O sözlerden vaz geçer. Sizde tekin olabilirsiniz. Ebu Cehil: Hoş geldiniz ama bizim içimizden biri bu sorulara cevap veremez. Bizim bir sorunumuz var dediler. Yahudi’lere nedir dediler: Ebu Cehilde : O Muhammed dediğimiz kişi her sözün kolayını bilen kişidir. Eğer kendi aklına göre, kendi zannına göre bir cevap vermek isterse , biz Tevrat’taki soruların cavaplarını bilemeyiz. Eğer yanımıza tekin birisini verirseniz , Muhammed’in verdiği soruları doğru olup olmadığını anarız , yanlış ise gülüp , gürültü çıkaralım. Muhammed’i bu suretle susturalım !dediler. ‘’Ebu Cehil’in bu sözünü çok güzel buldular’’ .Zaten onların istediği bu durumdu. Yahudiler içlerinden beş kişi seçtiler , zaten Yahudiler içinde bunlardan daha bilgili kimse yoktu. Bunlar sırayle Eş-ab oğlu Malik derlerdi. İkincisinin adı :Hafi oğlu Kaab’dı . Üçüncüsünün adı: Saad oğlu Esves denirdi. Dördüncüsünün adı :Eflap adında biriydi. Yahudiler bu beş kişiyi seçtiler. Sonrada Yahudiler , önceden hazırladıkları soruları onlara gösterdiler. Onlarda soruları önceden görmek dilediler. Şöyle sıraladılar. 1.Soru: Sorun o Muhammed’de ki ( Ben O’nun Peygamberiyim .) dediği Allah’ın sıfatı nicedir. 2.Soru: Soruyu Muhammede sorunki ,Allah ne işledir? Ne iş yapar? 3.Soru: Soruyu sorunki , Allahü Teala bu cihanı kaç günde yaratmıştır? Ve ne kadar zaman geçince harap olacaktır? 4.Soru: Eğer bu sorulara cevap veriyorsa ona şu Dördüncü soruyu sorun : -Bu göklerin adedi kaçtır? Ve Hak Teala Arş’ı, Kürsi’yi Levh’i ve Kalem’i neden yarattı? Bu yıldızların sayısı kaçtır? Yürümeyenin , yürümeyip duranı kaçtır? Ve her yıldız hangi Felek’tedir? Yürüyüşleri nicedir? Onlardan ademoğluna ne gibi şey meydana gelir. Duran yıldızların işleri nedir? Ve yürüyüşlerin işleri nedir? 5.Soru: Ona şu Beşinci soruyu sorun ki Hak Teala bu Ay’ı , bu Güneş’i ve yıldızları ne gibi bir nesneden yaratmıştır? Sonra bunları nereye götürür hem bunlarki dolanırlar , nereye giderler? Duracak yerleri nerededir? Ve yine ne yolda doğarlar? 6.Soru: Ona Altıncı soruyu da sorunki , Kıyamet ne zaman kopacaktır? Bu Cihanın ne kadar geçmiştir? Ve ne kadar vakti kalmıştır? 7.Soru: Yedinci soruyu da şöyle sorun ki , Kaf dağı nice bir dağdır ve nerededir? Hak Teala o dağı niçin yaratmıştır. (2) 8.Soru: Sekizinci sorunki Ceblesa ve Cebleka ne nesnedir? Ve nerededir?Orada olan yaratıkların sıfatları nedir? Bunlar ne din tutarlar ? Yedikleri, içtikleri nedir? Kendilerinin halleri ve dirlikleri nasıldır? 9. Soru: Dokuzuncu soruyu da ona sorunki şudur ,Ye’cüc ve Me’cüc ne gibi kişilerdir? Nerede otururlar ? Ne din tutarlar ? Ne vakit çıkarlar ? Bunlar ne yerler , ne içerler? Sıfatları ve dirlikleri , yaşayışları nasıldır? O seddi ki İskender-i Zülkarneyn yapmıştır? Onunla Ademoğlunun aralığı ne kadardır? O Zülkarneyn’in dedikleri nedir? Ve onun işi ne idi ? Ve o ne zamanda gelmiştir? 10. Soru: Onuncu soruyu ona sorun onaki , Ashab-ı Kehf kimlerdir? Onlar kaç kişidir? Ve ne zamanda gelmişlerdir? Ve ne dinde idiler? 11. Soru: Onbirinci soruyu sorunki , Ashah-il Uhdit (yerden çıkan Ashap) kimlerdir? Bunların dini ne dindir? Ve ne zaman gelmişlerdir? 12. Soru: Onikinci soruyu ona sorunki , Ruh nedir? Ruhun yaratılması nasıldır? 13. Soru: Onüçüncü soru budurki , Hak Teala ‘nın yeryüzüne gelen Peygamberi kaçtır? Onların Onların gönderilmişleri ne kadardır? Ve kaç Peygamberle Allahü Teala ölüyü diri kılmıştır? O dirilenler de kimdir? 14. Soru: Ondördüncü soruyuda sorunki demir kimin elinde hamur gibi yumuşak bir hale gelirdi? Ne dilerse ondan yapardı? 15. Soru: Onbeşinci soruyu ona sorunki , Rüy-ı Revan Çeşmesi hangi kişinindir? Yani ermiş tunç ki su gibi akardı. O kişi o akar tunçtan bir şehristan yaptıki o şehristan nerededir ve kimin elindedir? Ondan olan acaiplik ne gibi şeydir? 16. Soru: Onaltıncı soru da şudur: Bu Cihanda Hak Teala ile ortaklık davası eden kimdir ? Ve o kişi yüce Allah’ın Uçmağına (Cennetine) benzer uçmak yapmıştır. O nasıldır? Ve nerededir?... 17. Soru: onyedinci O Muhammed’e sorunki bir yüzük taşına yazılan on söz nedir? Hak Teala o yüzüğü Davud Peygambere göndermişti . Oğullarından bu on söze hangisi cevap verebilirse , o, mürsel , gönderilmiş Peygamberdir! Diye haber verdi! Ve -Yeryüzün’de ne kadar kişi varsa onu buyruğuna baş eğecektir! Dedi bu sorulara on çocuğundan Süleyman’a (Peygamber) cevap vermişti. Ondan ötürü de dünyaya padişah olmuştu. O on söz ne sözlerdi? 18.Soru: Onsekizinci yide sorun ona ki Davud oğlu Süleyman (a.s.) ın kabri nerededir?Ve Adem oğullarından onun çağına yetişen kimdir? 19. Soru: Ondokuzuncu soruda şudur : Yeryüzünde ilk yapılan ev nedir? Nerededir? 20.Soru: Yirminci Soru : Dünyada ilk kan akıtan kimdir? Ve ilk günah işleyen kimdir? 21.Soru: Yürmi birinci soru : Ona Sorunki yeryüzünde , ateşe ilk tapmanın temelini kim attı? 22. Soru: Yirmi ikinci soru , Puta tapmak kimden kaldı? Yeryüzünde puta ilk tapan kimdi? 23.Soru: Yirmi üçüncü soru, Şarabı yeryüzünde ilk kim meydana getirdi? Şarap içmek , çalgı çalmak , kumar gibi buna benzer şeyler kimden kaldı? 24.Soru: Yirmidördüncü soru, Yeryüzünde ilk önce kimin sakalına ak düştü? 25.Soru: Yirmibeşinci soru , Bütün dünya gün doğusundan günün dolandığı yere varıncaya kadar kimin hükmünde , egemenliğinde oldu? Ve O kişinin adı nedir? 26. Soru: Yirmialtıncı soru Harut ve Marut kimlerdir? Ne Günah işlemişlerdir ki Hak, Teala onlara dünyada azap kıldı. Şimdi onlar nerede bulunuyor? Ademoğulları onlardan ne gibi şey öğreniyorlar? 27.Soru: Yirmi yedinci soru , Ona sorun bakalımki, Adem (a.s.) den önce dünya kimin hükmü ve egemenliği altındaydı? 28. Soru: Yirmi sekizinci soru, ona sorun ki Allahü Teala Adem-i ne için yarattı ve nasıl, ne yolda yarattı? Bu soruları bu biçimde işitince Kureyşli Hişam oğlu Ebu Cehil ve Muğiyra oğlu Velid ve Mekkeli kafirler son derece sevindiler. O saygılı itibarlı beş Yahudi bilgini,ni yanlarına alıp Mekkeye geldiler. Kureyş Kavminin Uluları bir ararya geldiler. Muhammed Mustafa’yı huzurlarına çağırdılar Muhammed Mustafa kendinden emin ve gayet soruları bir bir dinledi. Hz.Muhammed Kureyşli kafirlere : Yarin bu sorularınızın cevabını vereyim !dedi . Lakin (İnşallah) dememişti . Cebrail (a.s.) ın geleceği yoktu. Bu soruların cevabını Muhammed’e öğretecekti. Ve kafirlere cevabını verecekti. Cebrail gelmedi . Ertesi günde gelmedi. On beş gün olmuştu , Hz .Muhammed Cebrail’in gelmemesine üzüldü. Her şey karışmıştı. Ebu Cehil’i bir hava almıştı. Ertesi gün oldu , Cebrail Hak Teala’dan haber getirmişti. Hz.Muhammed’in yüzüne nur doğmuştu. Bu soruların cevaplarını Ayeti Kerime ile bir bir bildirdi. ‚’Güneş nuru hakkı için ve gecenin karanlığı hakkı için , Ya Muhammed, Rabbin sana hiç bir zaman kızmadı. Senden vaz geçmedi!’’ (Duha suresi, ayeti: 1-3) Aşağıdaki ayetlerle Cenab-ı Hak yine şöyle buyurdu: ‚’Dolanan yıldızlar hakkı için ant olsun ki , arkadaşınız azmadı. (Batılılığı düşmedi) kendi isteğine konuşmuyor. Kur’an Allah’ın vahyine dayanan bir kitaptır. ‚’ (Necm süresi, ayet : 1-4) Çünkü kafirler (Haşa ) . Muhammed azdı, babasının ve dedesinin dinini bıraktı, doğru yoldan çıktı demişlerdi. Bu Ayet-i Kerime o sözlere cevaptır: -Yoldaşınız azmadı. Atası İbrahim –in dinini terketmedi. Hemde söylediği sözleri kendisinden söylemez. Onun sözü Vahiy’dir ki onu ona Cebrail (a.s.) öğretir! Demektir. Sonrada şu ayeti okudu: ‚’Ey Muhammed ! Bir şeyin yapılması yolunda sakın <<Ben onu işlerim <<deme. Ancak İnşallah de.’’(Kehf süresi, ayeti : 23-24) Vaktaki Cebrail geldi ve bu soruların karşılığını Muhammed’e bildirdi, Peygamberimizin Hatırı hoş oldu. Ferahlandı. O kafirleri katına çağırdı. -Ey kafirler , dedi , istediğiniz sorulara birer birer cevap vereyim. İlk sorunuz şu idiki Allahü Teala’nın sıfatı nedir? 1.Soru. Allahü Teala’nın sıfatı nedir? Cevap: ‚’Kul hüvallahü Ehad . Allahü’s-Samed . Lem yelid ve lem yüled ve lem yekün lehü küfüven Ehad.’’ (İhlas suresi ayet :1-4) Ve şöyle buyurdu: Kül hüvallahü Ehad’in manası şudur: -Ey Muhammed ! Deki O allah ki bir dir, ortağı yoktur. -Allahü’s- samed – O , yemez, içmez. -Lem yelid- O kimseyi doğurmadı ki mülkini mirassiyiye! -Ve lem yüled - Hemde kimseden doğmadı ki babası olup ona miras kala. -Ve lem lehü küfüven ehad- Ona benzer kimse yoktur ki ululukta , üstün gelebilsin. Resul-i Ekrem o cevapları verince , Ebu Cehil Yahudilerin yüzüne baktı. Cevabın bu olmadığını tahmin ediyordu. Yahudiler hep birden gerçek doğru cevap , Tevrat’tada cevap budur. Denince Ebu Cehil hayal kırıklığına uğradı. 2.Soru: Ya Muhammed , bize söyle ki senin Rabbin ne işledir? Cebrail şu ayeti okudu. Cevap:‚’Ey Muhammed ! Sen de ki , benim Allahım mülkün sahibidir. Kime dilerse mülk verir ve kimden dilerse ondan alır. Kimi dilerse aziz eyler . Kimi dilerse hor ve zelil eyler. Hayır (işi) senin elindedir. Doğrusu Sen’in her şeye gücün yeter .’’ (Ali İmran süresi,ayet : 26) 3.Soru: Hak Teala , bu cihanı kaç günde yarattı? Cevap: ‚’Biz gökleri ve yerleri ve dahi Yer ile Gök’ün arasında neler varsa , hepsini , altı günde yarattık.’’(Kaf süresi, ayet , .38) O altı gün bu cihanın altı bin yılı kadardır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: ‚’Bir gün senin Rabbinin katında , ey Muhammed , şimdi saydığınız günlerin bin yılıncadır.’’ Din bilginlerinden şöyle rivayet edilmiştir ki Hak Sübhanehu Teala o Kalemi, ondan sonra Levhi yarattı. Kalem’e :-Yaz Kalem ! Diye buyurdu. Bunun üzerine Kalem yazmağa başladı. Sonra yerleri, gökleri ve yıldızları , ayı , güneşi yarattı . Sonrada felek dönmeye başladı. Bunun üzerine altı gün geçti, eğer dileseydi, Hak Teala bu varlığı bu kainatı bir gün içinde yaratırdı. Nitekim hadis-i şerifte şöyle gelmiştir: ‚’Yani tezlik , ivmek (acele etmek) Şeytan işidir. Ağır durmak rahman işidir.’’ Bunun manası ,acele işe şeytan karışır. Allahü Teala kararlı hareketi sever. „Peygamberimiz: -İvmeli iş mubah değildir. Ancak dört şeyde tez iş mubahtır. a-Kızı ere vermekte, b-Ölüyü gömmekte, c-Konuğa yemek vermekte, d-Biride tevbe etmektir. Peygamber Yahudilerin üçüncü sorusunu şöyle tamamladı. -Allahü Teala pazar gününü yarattiki bu yolda ta Cuma gününün son saatine kadar günleri yarattı. Böylece yerle göğün arasında yaratılanlar tamamlanmış oldu. Yahudiler tekrar sordu. .Bu altı günün içinde Hak Teala ne yarattı? Ve her gün ne gibi şey yarattı? . Peygamber (a.s.): -Pazar ve Pazartesi günlerinde Allahü Teala yerleri ve onda olan yararlı , yararsız şeyleri yarattı. Salı günü ise dağlarda olan faydalı , faydasız şeyleri yarattı.Çarşamba günü ağaçları ve suları ve geri kalan bitkileri (Nebatları) yarattı Bu dört günün ikisinde bütün Yer ‚i ve öteki ikisinde Yer’de ne gibi şeyler varsa yarattı Böylece bunlar tamam oldu. Hak Teala Kur’anda’da şöyle buyurdu: ‚’Ey Muhammed ‚ De ki, bu yeri iki günde yaratanı siz inkarmı ediyor, gerçekten kafir mi oluyorsunuz ? ve O’na eşler mi koşuyorsunuz ? O , bütün alemlerin , evrenlerin sahibi ve Rabbidir.’’(Fussilet süresi, ayet:9) Yine şöyle buyurdu. -Sizin tapındığınız sanemlerinizin (putlarınızın ) ellerinden O’nun kudretinde olan şeyler gelmez: ‚’Ve ,O, yerlerin üzerinde yüksek dağlarda bereket koydu, bitkileri çıkarttı, ta ki o bitkilerden halka yarar gelsin diye! Bu yaratıkları ve bu rızıkları dört günde meydana getirdi. Allah’tan rızık isteyenler istemeyenleri hepsini beraber kıldı. Tefsir sahibi Mukaatil bin Süleyman Ra’ad süresindeki şu ayette : ‚Allah dilediğini ortadan kaldırır, mahveder , dileğini geri bırakır. Ana kitap (Levh’i mahvuz’un ) altındadır.’’ Ayettinin tefsirinde Resul (s.a.v.) den şu haberi bildirmiştir. ‚’-Allahü Teala dilediğini mahveder , dilediğini bırakır, amma dört şey bunun dışındadır. Bu dört ne değiştirilir, nede başkalaştırılır. Bunlardan ; 1: Rızık 2: Ecel 3: Saadet ve 4: Saadetsizlik, talihsizliktir. Yahudiler: -Doğruyu söyledin ,Ya Muhammed! Dediler. Tevrat’ta da senin söylediklerinin hepsi aynen yazılıdır. Dediler. Yahudi bilginleri dördüncü soruya hazırlandılar.Bu arada Ebu Cehil Hz.Muhammed’in yanılmasını , yanlış cevap vermesini, çok arzu ediyordu. Ama dileği tutmadı. Çünkü Allahü Teala Peygamber’in yanındaydı.Doğru amel sahibinin yanında yer alıyordu. (5) 4.Soru. Perşembe ve Cuma günleri , Allahü Teala ,hangi şeyleri yarattı. Cevap. Peygamber şu cevabı verdi. -Perşembe günü . Allahü Teala gökleri , Arşı kürsiyi yarattı . Cuma gününün öncesinde ta üçüncü saat tamamlanıncaya kadar. .Ay ve Güneş-i Melekleri yarattı. Dördüncü ve beşinci saate hiç bir şey yaratmadı . Ve bu iki saatte bu cihan Meleklerin elindeydi. Altıncı saatteki o günün yarısıydı. –Cuma gününün son saatine kadar , Allah Adem Peygamber-i yarattı ve Meleklere Adem-e secde edin , buyruğunu verdi: Meleklerde ona secde ettiler. Adem (a.s.) Cennet-e girdi. Cuma gününün son saati geçince Cennetten çıktı. Bu işlediği günahtan olmuştu. Yahudiler bu cevaba da: -Doğrudur , Ya Muhammed Tevratta da böyle yazılıdır. -Yahudiler sonra : -Cumartesi günü , Allah ne yarattı ? Diye sordular. Peygamber (a.s.) de: -O gün hiç bir şey yaratılmadı.Dünyanın halkı o gün tamam olduydu. !dedi . Yahudilerde de: Tevrat’ta da böyle yazılıdır. Cumartesi yaratan dinlendi! Rahat oldu dediler. Peygamber bu söze hemen tepki gösterdi. Yalan söylüyorsunuz, dedi Allahü Teala’ ya yorulma ve dinlenme diye bir şey yoktur. O yaratan biz yaratılanız . O’nun hikmetinden . Yüce Allah yorulma ve aciz olmaktan beridir. Allahü Teala şu ayeti gönderdi dedi ve : ‚’ Biz gökleri ve yerleri ve bunlardan olan her şeyi altı günde yarattık ! Ve bize ne yorgunluk , nede uyuşukluk arız oldu.’’( Kaf süresi ,ayet 38) Yine Allahü Teala bir ayette şöyle buyurmuştur. ‚’Allahü Teala her vakitte yaratır ve icat eder.’’ (Rahman Süresi, ayet 39) Ve şu sözlerine şunları ilave ekledi. -Yüce Yaradan , kimi kişiyi ana karnından bu aleme getirir, kimini öldürür, bu dünyadan Yer’in karnına yollar. Kimini aziz eyler , kimini zelil eder. Buna benzer örnek çok örnekleri vardır . Kimini bay , kimini fakir eder. Din bilginleri dünyanın yaratılışında ayrılığa düşmüşlerdi. Kimileri : -Önce Yer yaratıldı, sonra Gök yaratıldı! Demişlerdir. Şundan ötürü ki Kur’an-ı Kerim’de buna işaret vardır. ‚’Sizi yaratmam mı zorcadır, yoksa bu gökleri yaratmak mı? Onu ancak Allah inşa etmiştir. Bu gökleri ki yaratılanlar üzerine gölgelik kıldı ve yüceltti ve doğru getirdi, öyleki doğudan batıya dek baksan ondan hiç iniş ve yokuş , yükseklik ve alçak şey bulamazsın. Göğün kara gecesini yarattı , o kara geceden aydınlık gündüz çıkarttı.’’ (Nazilet süresi ,ayet 27,28,29 ) Ondan sonra da şöyle buyurdu: ‚’Allah yeri göğün altında döşedi.’’ (Nazilet süresi , ayet :30) İşte bu ayet onların sözlerine delildir ki Allahü Teala göğü yerden önce yarattı. Yine derlerki , Yüce Allah Hazretleri Kalem-i yarattı ki o bir cevherdir. , uzunluğu 500 yıllık yoldur, onun başı Arş’a bağlıdır. İçi mücevher , boştur. İçinden nur çıkar. Olmuş , olacak şeyler, olaylar ise Levh’te yazılıdır. Her harfinin büyüklüğü kaf dağı kadar vardır. Levh’in büyüklüğü hele bir ölçsün . Allahü Teala Levh-i yarattığı zaman onu ak inciden , çevrsini kızıl yakuttan ,yarattı. O, gözün alabildiği kadar sonsuz bir sahradır. Hak Teala ulu bir şey yaratmadı! Dedi: Hak Teala bir yılan yarattıki başı inciden , gövdesi kızıl altından , gözleri yakuttandı. Ona buyurdu. Oda arş’ı yedi kere dolandı . Henüz yarısı aşağı asılı durur. O yılanın dört başı vardır. Her başından 700.000 yüzü vardır ve her yüzünde 1000 ağzı vardır. Her ağzında da 1000 tane dili vardır. O dillerle Allahü Teala’yı türlü lisanla tesbih eder. O tesbihten bu dünya kadar cevher yaratılır. O parçalar kimi yakut , kimi zümrüttür. Bu yılanın 800.000 bin bonuzu vardır. Onların uzunluk ve kalınlığını Allah bilir Allah arşın altında Mescur adında ulu , kocaman bir deniz yarattı ki Arş-ın sağ yanında , yedinci kattaki gökten yukarıdadır. Hak Teala bu dünyayı ölümlü fani kıldıktan sonra yine o denizden hayat verse gerekir. Bu yıldızların her biride bir gökte olduğundan kimi büyük, kimi küçük görünür. Ve yıldızların beşi saygın , itibarlı ki güneş ve ay ile yedi olurlar . Onlara yedi gezegen , yedi seyyare derler. Her biri bulunduğu gök-ün Hakanı-dır. Bu yedi göklerin ilki yeşil Zebercettendir. Adı da Berkıa’ dır. O’nun melekleri sığır şeklindedir. Ona bir melek vekil seçilmiştir. Adı İsmail-dir. Kamer bu göktedir. İkinci gök Kayyum’dur. Sarı yakuttandır. Melekleri Anka şeklindedir. Ona da bir melek vekildir. Adı Mihail-dir. Utarit yıldızı bu göktedir. Üçüncü gök Maun’dur. Kızıl yakuttandır. Onun melekleri Kerkenes (Akbaba) biçimindedir. Ona bir melek vekildir. Adı Safrail’dir. Zühre yıldızı (Çoban yıldızı) bu göktedir. Dördüncüsü ak gümüştendir. Onun melekleri Hür suretindedir. Ona vekil olan meleğin adı Salsail’dir. Güneş bu göktedir. Beşinci gökyüzü kızıl yakuttandır. Adı: Reknadır. Bu gökün melekleri ahü gözlü hurilerdir. Merih yıldızı bu göktedir. Altıncı gök katı , Reia’dır. Onun melekleri adem şeklindedir. Ona vekil olan meleğin adı, Şemhai’dır. Müşteri yıldızı bu göktedir. Yedinci gök, Gariba’dır.. Açık nurdandır. Onunda melekleri Adem şeklindedir. Ona vekil (Muhafız) meleğin adı Ekrail’dir. Zuhal yıldız’ı bu göktedir. İşte bu göklerin içi meleklerle doludur. Bunların gıdası tesbihtir. Bu meleklerde nefis (Şehvet) yoktur. Ama akıl düşünce vardır. Hak Teala insana hem nefis hem akıl verdi. Yaratıkların en şereflisi kıldı. Güneş bitkileri , nebatları ve yemişleri büyütür. Hak Teala özelliği onlara vermiştir. Bu bitkilere , çiçeklere güneş değmese , dokunmasa onlar olgun hale, kemale gelmezler. Yemiş acı olur ve bu güneşin cürmi , cismi, gövdesi , bu yeryüzünün 160 büyülüğündedir. Çünkü güneş , dördüncü kat göktedir. Yeryüzünden birinci gök katına kadar aralık 500 yıllık yoldur. İkinci üçüncü ve ta Yedinci kat göğe kadar aralıklar böyledir. Buna göre yer yüzünden güneşin aralığı 4.000 yıllık yol olur. Bu kadar yoldan güneş , ışık verir, canlıları besler. Şimdi! Güneş’ten aşağı olan gökler Hak Teala billur gibi ince , latif hoş cevherden yaratmıştır. Ay birinci göktedir. 4.Soru: Bu göklerin adedi kaçtır? Ve Hak Teala Arş-ı , Kürsiyi Levh’i ve Kalem’i neden yarattı? Bu yıldızların sayısı kaçtır. ? Yürüyenin , yürümeyip duranı kaçtır? Ve her yıldız hangi Felektendir ? Yürüyüşleri nicedir? Onlardan Ademoğluna ne gibi şey meydana gelir. Duran yıldızların işleri nedir? Ve yürüyenlerin işleri nedir? Cevap: Allahü Teala bu evreni , bu alemi baştan başa sudan yarattı . Suya bütün yüceliği ile baktı. Su o yüce bakıştan coştu. Kaynadı ve o sudan bir duman meydana geldi. O duman , o tütsüntüden gökleri yarattı. Nitekim şöyle buyurdu: ‚’Allah , bu gökleri o buğudan , o dumandan yarattı.’’ (Fussulet suresi, ayet: 10) Yine Allahü Teala şöyle buyurmuştur. ‚’Allah bu göğü yarattığı zaman gök bir parçaydı.’’ (Duhan süresi, ayet: 10) Sonra buyurdu. Yedi parça, yedi kat oldu. Bu yolda Allahü Teala şöyle buyurur. ‚’ Allahü Teala vaktaki yedi kat göğü yarattı ve iki günde her gökün işini bitirdi. Her melek bölüğünün nerede olacağını bilirdi.’’ ( Fussulet süresi , ayet : 13) Ve şöyle buyurdu. ‚’Yıldızları göklere ziynet olsun ve halk baksın , görsün diye bu göklerde yerleştirdik . Vakta ki göklerin işi tamam oldu, bu su Allah’ın heybetinden kaynadı, köpüklendi, o köpük cihanın ortasında toplandı. Şimdi yüce Kabe oradadır. Bunlar , her şeyi hakkı ile bilen Allah’ın takdirleridir.Hak Teala o köpükten yeri yarattı ve döşedi. Bu yolda şu ayet-i kerime buyurulmştur. ‚’Gökyüzünden sonra yeryüzünü yaydık.’’ (Nazilet süresi, ayet 30) Yaratılan bu yerler de bir parçaydı. Allahü Teala’nın buyuruğu ile gökler yedi kat oldu . Kur’an ‚da bu olay şöyle anlatılmaktadır: ‚’Ama o kafirler bilmeliydi ki göklerde , yerlerde tek parçaydı. Biz gökleri yedi parçaya ayırdık , yerleri de öyle yedi parça olarak yarattık .’’( Enbiya süresi, ayet:31) Kur’an-ı Kerim-de şöyle buyurulur: ‚’Allahü Teala öyle bir Allah’tırki yedi kat göğü ve yeri yaratmıştır. ‚’(Talak suresi, ayet 12) Yüce Allah yerleri yedi parça eyleyince , onları suyun üzerine koydu. Her yerden pınarlar akıttı. Cenab-ı Hak şöyle buyurur. ‚’Yer’den su kaynakları akıttı ve dağlar ,yerleştirdi, yere mıhladı.’’ (Nazilat süresi, ayet, :31-32) Allahü Teala otlar bitirdi ve b yerleri su üstünde bir bir balığın arkasına koydu. O. balık suyun içindedir. O melek böylece bir yere dayanmadan durmaktadır. Ayağının altında hiç bir dayanak yoktur. O balık ta şunun bilmeli ve demeli. -Yer benim üstümdedir. Ama ben yalnız başıma götürmüyorum . Belki onu benimde altımda bulunan melek , hemde ayağının altında dayanak yokken tutmaktadır. O balık ne zaman deprense bu yer’i titretir. Allah bilirki bu yaratıklar mustariptir. Ve (Depremle) titremektedir. Yeryüzünde de dirlik edemezler, bunun üzerine dağları yarattı ve baskı kıldı. Nitekim Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur: ‚’Dağları da kazık gibi kılmadıkmı?’’ (Nebe süresi, ayet : 7) Ta ki dünya titremeyen , deprenmeye ve bu halk onun üzerinde yaşayalar, birlik süreler. Allah bunları 6.000 yılda yarattıki , o altı bin bu cihanın altı günüdür. Yedinci günde 1000 kadardı. Artık bu felek dönmeye başlamıştı. Yıldızlar yürüyüşe geçtiler. Ve 7.000 yıl bu cihana ömür verdi. Artık viran kılsa gerekir. O vakit ki Kalem-i yarattı. Ve kıyamet kopup dünya harap olur, bu aralık 14.000 yıl miktarı olur. 7.000 yıl yaradılması müddetidir. 7.000 yıl yaşaması bekası müddetidir. 5.Soru: Hak Teala bu Ay-ı ,Güneş-i ve yıldızları ne gibi bir nesneden yaratmıştır.? Sonra bunları nereye götürür hem bunlarki, dolanırlar, nereye giderler? Duracak yerleri nerededir? Ve yine ne yolda doğarlar? Cevap: Hak Teala şöyle buyurmuştur. ‚’Yüce Allah bu güneşi ışıklandırıp ay-ı nurlandırdı. ‚’ (Yunus suresi, ayet 5) Nur , aydınlıkta güneş ışığından azdır. ‚’Allahü Teala ay-ı nurlandırdı ve güneşi ışıklandırdı.’’ (Nur suresi, ayet 16 Hak Teala kimi ayetlerde güneş aydınlıına ziya ve ışık (Siraç) buyurdu. Ay’ı ne zaman andı ise (Nur) dedi. Bundan da ay’ın parlaklığının daha az olduğu anlaşılıyor. Allahü Teala şöyle buyurur: ‚’Ayın nurunu biz malettik.’’ (İsra süresi, ayet.17) Din bilginleri ay ve güneş hakkında fikir ayrılığına düşmüştür. Ebu Zer Gaffari Peygamber (a.s.v.) ‚den şöyle bir hadis rivayet etmiştir. Ebu Zer Gaffarişöyle anlatmaktadır. Bir gün ikindi vaktinde , yani güneşin sarardığı vakitte . Peygamber –le oturmuştum . Vaktaki güneş batmağa , dolanmağa başladı. Ben -Ya Resulullah ! dedim , bu güneş nerede dolanır? (Dolaşır) ve nereden doğar? Peygamber (s.a.v) Ya Eba Zer ! diye buyurdu. Göğün kenarında bir sıcak pınar vardır. Her gün güneş o pınardan dolanır. Nitekim Allahü Teala buyurmuşturki : ’Güneşin dolandığı yerde onu kapkara bir çamura batıyor buldu.’’ (Kehf süresi ,ayet : 86) -Ben ya Resulullah güneş oradan nereye gider ? diye sordum. Resul (s.a.v.) : -Gökten göğe batar. Sonra arş’ın altına erişince Yaradanına ta Sabah vakti oluncaya kadar secde kılar. Ondan sonra Allahü Teala –dan izin ister: - Ya Rabbi , hangi yandan doğayım ? Doğu’danmı? ve ya Batı’danmı ? Der. Allahü Teala Cebrail’e buyruk salar. Ta.... Arş’ın nurundan ona bir kaftan giydirir.Ona vekil olan meleklere buyurur. Güneşi doğu’ya götürürler ve oradan doğar. Bu doğuş Yüce Tanrı’nın güneş-in batı’dan doğmasını ve dünyanın harap olmasını buyurduğu zamana kadar sürer. Güneş ,o vakit Allahü Teala’dan destur diler, fakat Rabbin üç gün izni gelmez , dördüncü gün Allah-dan : -Nereden dolandınsa , nereden battınsa yine oradan doğ emri gelir. Fakat , o kaftan ki Arş’ın arş’ın nurundan giyerdi. O gün giydirilmez . Güneş-in de hiç bir nur aydınlığı kalmaz. Dördüncü gün şöyle siyahça batıdan doğar. Göğün ortasına kadar gelir. Bütün dünya halkın onu görürler., sonra geri dönüp batıdan dolanır ve tevbe kapısı halk üzerine kapanır. Bundan sonra da hiç bir kişinin tevbesi kabul olunmaz. Kıyamet’in kopmasına da az bir zaman kalır. Resulullah’ın bu sözleri üzerine Ebu Zer Gıffari : -Ya Resulullah ! Ay haberi nicedir! Dedi ve şu cevabı aldı : --Ay da hemen o pınarlardan dolanır. Bir gökten bir göğe gider, ta Arş-ın altına gelir. Allahü Teala ‚ya secde kılar , doğacağı vakti gelince Allah’dan izin ister . Cenab-ı Hak doğu yönden doğmasına izin verir. .Yani Cebraile Kürsi’nin nurundan Ay’a bir kaftan giydir! Diye buyurur. Ay’a kaftan girdirilir. Bundan ötürüdürki Ay ‚ın nuru , güneşin nurundan eksiktir. Çünkü güneşin kaftanı Arş nurundandır. Ay’ın nuru Kürsi nurundandır. Ebu Zer Gifari der ki : -Sonra Hz.Bilal Habeşi ezan okudu. Peygamber sözü kesti ve mescide girdi namazını kıldı. Hibban oğlu Mukatil , İkri’meden (Allah hepsinden razı olsun ) şöyle hitap etti . Bir gün Abbas oğlu Abdullah’ın yanında otururken birisi geldi. İsmi-de Kab’ül –Ahbar dediki. -Kıyamet gününde ay ve güneşi , ikisini birlikte , götürdükleri zaman onlar kapkaradır ve nurları üzerinden gitmiştir. İki sığır şeklinde halkın üzerinde görünürler! Bütün mahşer halkı onları görür. Ondan sonra ikisini Cehenneme iletirler. Onlar burada ateş olacaklardır. Çünkü Allahü onları oddan (Ateşten ) yaratmıştır.! Dedi O anda Abbas oğlu Abdullah (Allah ondan razı olsun ) darılarak : O ne söylerse yahudilerin kitabından söyler ! Dedi. Allahü Teala şöyle buyurdu. ‚’Güneş’i ve Ay’ı gök altında devamlı olarak size musahhar kılan Allah Tealadır.’’ (İbrahim süresi, ayet : 33) Ve Kab’ül –Ahbar’a sordu: Ay ve güneşin ne günahı vardıki Allahü teala onları Cemenneme atsın : Ve sonra Abbas oğlu Abdullah halka: -Ben size ay ile güneşin sıfatını söleyeyim dedi. Şöyleki Peygamberden işitmiştim.Peygamber şöyle buyurdu. Hak Sübhaneü Teala, Ay ve Güneşi Arş’ın nurundan yarattı . Öyleki ikisininde nuru eşittir. Güneş’in cismi bu cihanın cürmi , cismi kadardır. Ay’ınki biraz daha eksiktir. Ama göze küçük görünmeleri çok ırak olduklarından ötürüdür. Eğer Allahü Teala Ayı yarattığı gibi bıraksaydı, gece ile gündüz seçilmezlerdi . Ay ve gün hesabı bılınmezdi. Allah , halka şefkatinden Cebrail’e emretti , onu Cerail kanadı ile üç kez sildi. Böylece ayın nuru eksildi.Görünen karanlıkta Cebrail (a.s..) in kanat izidir. Sonra Peygamber şu ayeti okudu. ‚’ Biz geceyle gündüzü kudretinizi gösteren iki nişane yaptık. Gece alametini giderdik. Eşyayı gösterici gündüz alametini getirdik. Rabbinizden bir lutuf bekleseniz, yılların saymasını ve vakitlerin hesabını bilmelisiniz. (İsra süresi,ayet 12) Peygamber şöyle buyurdu. -Hak Teala vakta ki güneşi yarattı. Ona arş-ın nurundan bir taşıt yarattı. O arabanın 360 köşesine dördüncü Gök’ün meleklerinden bir meleği muhafız bıraktı. O melekler daima güneşi o arabanın üstünde doğudan batıya doğru ve batıdan doğuya doğru çekerler. Hak Teala 180 pınar doğunun bir tarafında , 180 pınar da bir tarafına yaratmıştır. Batının da iki tarafında yüz seksen pınar yaratmıştır. Güneş , doğudaki pınar gibi her gün bir pınardan doğar, karşısında olan pınarda dolanır. Bu doğulları ve batıları Allahü teala Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikretmiştir. ‚’Doğuların ve batıların Rabbi olan Allah’a ant içerimki .’’ Mearic suresi, ayet.40) Ve Peygamber şöyle buyurur. -Her göğün altında havada bir deniz vardır. Doğudan ve batıya kadar Allah’ın buyruğu ile şöyle boşlukta durur. Katresi yer’e dökülmez ve bu ay da, o enginlerde yürürler. . Öteki beş gezegen yıldız. Da öyle yaparlar. Niekim cenabı Hak şöyle buyurur. ‚’Gündüz sinip , geceleri gözüken gezegenlere (yıldızlara) and olsun.’’ (Tekvir süresi, ayet : 15.16) Ay ve güneş gibi birer taşıt üstünde yürürler. Doğudan doğarlar ve Batı’dan dolanırlar ve onlarda bu enginliklere yürürler. Böylece Peygamberimiz: O Hak Teala hakkı için ki Muhammed ‚in canı onun güçlü elindedir. Eğer güneş o enginde gitmeseydi. Ve sudan doğmasaydı. , Ademoğlundan , bitkiden , ağaçtan hangi şeyin üstünde doğsa, o şey güneşin ısısından yanıp kül olurdu.ve eğer güneş o suyun içinde gitmemeiş olsaydı halk ona latifliğinden ötürü secdeye kapanırdı. Ali bin Ebi Talib (Allah ondan razı olsun ) Peygamber katında oturmuştur. Ya Resulullah! Dedi. O yıldızlarki Allahü Teala : Gündüz görünüp gece sönerler, diye anmıştır. ,onlar hangi yıldızlardır.? Diye sordu. Peygamberimiz (a.s.) 1.Evha yıldızı. 2.Müşteri yıldızı 3.Merih yıldızı 4.Zühre yıldızı 5.Utarit’tir. Bu beş yıldızda ay gibi doğudan doğarlar. Batıda dolanırlar. . her birinin bir taşıtı vardır. Nitekim ay’ın ve güneş’inde vardır. O taşıtlar hava boşluğundaki suların içinde yürürler ve Hak Teala şöyle buyurur. ‚’Bütün yıldızlar ayrı bir felekte yüzerler. ‚’ Yasin suresi.ayet :40 ) Eğer yüzmeselerdi Hak Teala yüzerler demezdi. Hemde bütün yıldızlar, bu beş yıldız dışında , her birisi gök boşluğunda yerli yerinde dururlar. Resulullah (a.s.) yine şöyle buyurdu. -Güneş her gün taşıt üstünde bir pınardan doğar. O taşıt da 360 melek enginliğin içinden çekerler ve her melek o taşıtın bir köşesine yapışmıştır. Allahü Teala , kullarına hangi gün inayet yardım edecekse onlara kendi ayetini , burhanını gösterip: Güneşe : Seni taşıyan taşıtından dışarı çık’ der. Güneş engine düşer. O taşıtı çeker 360 melek şaşkınlaşır. O vakit insanlar : -Güneş tutuldu! Derler. Dünyaya karanlık dolar. Bir saat , veya iki saat , Hak Teala’nın dileği kadar gündüz , sanki gece gibi olur. Sonra Hak Teala buyurur. Güneşi engin sudan çıkarırlar.Yine taşıtına koyarlar. O vakit halk ,halk güneş, tutulmaktan kurtuldu! Derler. Peygamber yine buyurdu. Güneş o pınarlarda birisinde dolanınca , melekler gökten göğe arş’ın altına ilettiler. Bu huzurda Hak Teala şöyle buyurur. ‚’Güneş , kendi mihveri çevresinde , belirli bir vakit için hareket etmektedir. Bu her şeye galip olan Allah’ın her şeyi bilen takdiridir. (Yasin süresi,ayet: 39) Güneş’in karar kıldığı , durduğu yer Arş’ın altındadır. Allahü Teala doğuda, karanlık bir perde yaratmıştır. Ona bir meleği vekil bırakmıştır. Güneş her gece dolanınca , o melek , o karanlıktan bir avuç alır. Sonra avucunu açar. O karanlıktan ,parmakları arasından parça parça karanlık cihana saçılır. Şafak kaybolunca avucunu bütün açar. O meleğin kanadı , doğudan batıya yetişir. Hertarafı kaplar. Dünyayı karanlık basar. Sabah vakti olunca da o melek o karanlığı yine kanadıyla sürüp doğudan batıya iletir. Kendide batıya gelir. O karanlığı yine eline alır. Batıda yerleştirir. O yerde-ki yedinci deniz oradadır. O Melek daima her gece doğudaki o karanlık perdesinden bir avuç batıya iletir. Bu perde ne zaman maşrıktan (Doğudan) mağribe (Batıya) gelirse o vakit te Kıyamet kopar. Peygamber şöyle dedi! Güneş ,arş’ın altında secde kılar, bütün melekler ki şimşek vekilidirler,vakit sabah olunca , Hak tealadan onlara güneş yeniden doğuya varsın diye ferman gelir. Sonrada güneş doğsun diye o melekler onu bir taşıta koyarlar. Gökten göke götürürler. Ta Doğuya gelinceye dek . Vakta ki güneş doğuya gelir. Doğudan doğmaya başlar. . Ay’ında doğması ve dolanması güneş gibidir. Ta...Kıyamet yaklaşıncaya kadar bunun gibidirki. Anlatmış olduk. Hz.Ali. ( Allah ondan razı olsun) Resul-u Ekrem-e şöyle sordu: -Ya Resulullah ! Tevbe kapısı ne gibi şeydir?. Dedi. Peygamber’de ! Ya Ali! Dedi . batıdan öte tevbe için iki kanatlı bir kapı yapılmıştır. Her kenarı cevherden ve incidendir.Bir kanadından bir kanadına olan aralık 40 yıllık yoldur. Her kul ki (Nasuh Tevbesini) , en halis , en temiz tevbesini ederse, bu tevbesini o kapıdan Allahü Tealanın dergahına götürürler. Sonrada ,Ya Resulullah !Nasuh Tevbesi nedir) diye sordu. Resulullah’da , şu cevabı verdi. -O Nasuh tevbesi şudurki kul kendi günahına pişmanlık getirir ve hiç bir yolda o günaha girmeyeceğine , öyle bir günaha dönmeyeceğine ant içer. ‚’Nitekim sağılmış süt memeye dönmez’’ ve dönmeyeceği gibi. Peygamberimiz sonra! - Kapı şimdi halka hala açıktır. ! Hak Teala Ay’ı ve Güneş’i Batıdan doğuruncaya kadar açık kalacaktır. O kapıyı Allahü Teala’nın buyruğunca halkın üstüne kapatırlar. Ondan sonra da hiç bir günahkarın tevbesi kabul olunmaz. Hiç bir kafir’inde İslamlığı kabul edilmez. Ve Hazret-i Muhammed (s.a.v) şu ayeti okudu: ‚’Rabbinin alametlerinden birisi geldiği gün daha önce iman etmemiş olan kişiye, o gün imana gelmesi hiç bir hayır (yarar) getirmez.’’ (En’am süresi,ayet:158) 6.Soru: Kıyamet ne gün kopar? Cevap: Cevap için Cebrail (a.s.) şu ayeti okudu. ‚’Ya Muhammed ! Senden sorarlar ki Kıyamet ne vakit kopacaktır? Sen deki O vakti Allahü Teala bilir.’’ Araf suresi, ayet 187. ) Resulullah sözlerine şöyle devam etti: O vakti Allahü Teala kimseye bildirmemiştir. Kıyamet Günü gelince bütün yaratılanlar kendilerini kuşluğa dek , ya da ikindiye kadar eğlendiklerini veya vakit geçirdiklerini sanırlar. Allahü Teala şöyle buyurur. ‚’Ey Muhammed ! Sana . (Kıyamet ne zaman kopacaktır? Diye sormaktadırlar. Kıyametin bilgisinden, ne zaman kopacağından seninde haberin yoktur ve bu alem Allahü Teala’dan varlık bulmuştur. Sonu ne zaman viran olacaktır, kıyamet kopacaktır, onu yine Allah bilir.’’(Nazilet süresi, ayet 41-45.) Canab-ı, Hak , nitekim şöyle buyurmuştur. ‚’Kıyamet size ansızın gelir. Ne zaman geleceğini kimse bilemez. Kıyamet’i sana sorarlarsa , ey Muhammed , sen deki : ‚’Kıyamet’in bilgisi Allah katındadır. Onu, ondan başka kimse bilemez. Eğer halk bu cihannın ne kadar zamanı geçtiğini ve ne kadar zaman kaldığını bilselerdi kıyametin de kopacağım bilirlerdi vebunun Allahü Teala’dan başka kimse bilemez.’’ Resul’u Ekrem şu ayet-i okudu: ‚’Allahü Teala beş şeyi kimseye bildirmemiştir. 1.Kıyamet ne vakit kopar? 2.Yağmur ne vakit yağar? 3.Ana karnında olan ,erkekmi ,kızmı ? 4.Yarın ne olacaktır? 5.Her kişi nasıl ve nerede ölecektir? Bu beş kuralı ,Allah’dan başka kimse bilemez. (Rahman suresi,ayet. 37) |