| | Bir sevdalisi vardi Bir Zamanlar bu daglarin .. Bir sevdası vardı bir zamanlar bu dağların... Bir de deli - divane sevdalısı.
Bir sevda ki, çiçekleri gökkuşağının bütün renklerini içinde taşırdı .
Bir sevda ki, dağlara bahar getirirdi zemheride, yürekleri ısıtırdı kar yağdığında doruklara,
acıları yumuşatırdı boyun eğdiğinde bir yetim, dünyayı mutlu, umutlu kılardı insanlara.
Canlı - cansız tüm varlıklara sevgiyle gülümserdi... Bir sevda ki, bir tomurcuğun patlaması, bir yıldızın ışıltısı olur huzur serperdi gönüllere... Yaprakların kımıldanışında, suların akışında,
güneşin batışında yıldızlar dökülürdü sulara.
Bir de deli - divane sevdalısı vardı bu dağların.
Çocukluğunu, gençliğini, sevincini, sevdasını burada yaşadığı, burada paylaştığı mutluluğunu...
Bir de deli - divane sevdası vardı... Yaprakların kımıldanışında, suların akışında, güneşin doğup,
batışında ilham alıp türküler yakan seher gözlü kıza..
Bir gün alıp götürdüler onu uzak diyarlara, o gitti bütün sevdalar terkedip gitti buraları. Göçüp gitti uzaklara sevgi kuşları...
Her seher gözbebeklerinden öptüğü kumrular da küstü sevdalara, sustu dilleri, türküleri kanadı, şarkıları yarım kaldı.
Bütün dağ gülleri karakışta üşüyen kardelenler gibi boyun büktü. En sessiz harfinden yırtıldı hasretler,
Kırlangıçlar uçup gitti, keklikler, pepuk yakarışları ve biten hayallerle beraber tüm güzellikler çekip gitti peşinden.
Hep hüzünler döküldü kirpiklerden sulara, ısınmadı dağlar bir daha, sonbaharlar bile üşüttü yürekleri...
önce miydi, sonra mıydı, kar mıydı, yağmur muydu? Hiç bilmedi...
Sözcüklerin yetersiz kaldığı bir zamanda, çocuksu hayallerini bir dağ başında,
yüzünü bir suda, sevdasını ceylanların gözyaşında rehin bırakıp gitti işte deli - divane sevdalısı bu dağların.
Yüzünü bir yayla çadırında ağlamaklı bırakıp... Geçtiği tüm yerleri bir bir öperek gözleriyle, saçlarını bir rüzgarın nefesine verip gitti...Dönmedi bir daha...
Hasreti yüreğine her vurduğunda ağladı gözleri. Ağladıkça ağardı saçları.
Kalbini gözyaşına, sesini karanlık odalara gömdü, sustu, sustukça kanadı türküleri...
Kararıp kaldı düşleri ıslak gecelerde.
Her gece içinden bir tren uzaklaştı...Ve nice hasret yüklü kamyonlar geçip gitti üzerinden ..
Bir sevdası vardı bir zamanlar bu dağların. Bir de deli - divane sevdalısı.
Gökyüzüne bakıp yüreğini dinlediği, buza kesmiş ellerini sevgiyle ısıttığı, gözlerini her seher ufuktan doğan güneşe bağladığı bir sevdalı.
Sevdasını unutturamadı hiç bir şey, hep yanında, yüreğinde taşıdı gittiği yerlerde.
Hiç bir şey beynindeki, kalbindeki, içindeki boşluğu dolduramadı.
Yorgun özlemler kanadı solgun yaralarından her nefes alışında...
Bir zamanlar sevdiğinin saçları gönül bahçesinin çiçekleriydi.
Okşadıkça, dokundukça kokulu güller açardı yüreğinde, ellerine gül dokusu bulaşırdı.
Bakmaya, okşamaya, dokunmaya kıyamazdı...Her tuttuğunda ellerini,
sonsuz bir sevinç kaplardı yeryüzünü,
gökyüzünün bütün yıldızlarını tutup her gece başına taç yapardı...
Bir gün anladı ki, bütün yıldızların karadığı gece sevinçlerin bittiği yermiş.
Bütün iç çekişleri sevgililerinden ayrı kalanların hüzünlü gözleriymiş,
yaşamın kıyısında kırılmış...
Bir sevdası vardı bir zamanlar bu dağların. Bir de deli - divane sevdalısı
Gün geldi bereketsiz bir toprağa dönüştü o dağların gizemli sevdası
Deli - divane sevdalısı, ayaz bir mevsimin kıyısında yanaklarından süzülen damlalar
ve göğsüne saplanan hicran çeliğinden bir hançerle yarınlara acılar topladı
küsmüş, kırılmış yüreklere
Ve sesi hala bir özlemin iniltisini taşıyor rüzgarın dudaklarında
Nuri CAN |