| | Ahmet Kaya Bircok Sarki Sozleri Bu Gala Daşlı Gala Dağlar acem düşende
Bülbüle gam düşende
Ruhum bedenden oynar
Yanıma sen düşende.
Bu gala daşlı gala
Cıngıllı daşlı gala
Korkaram yar geç gele
Gözlerim yaşlı gala
Bu gala daşlı gala Fabrikakızı, Cama Çıkma, Fabrika Önü (potbori) Bir mavi otobüs gelirdi
Seni alır giderdi
O mavi otobüs var ya
Seni alır giderdi
Kaldırımlar kaldırımlar varya
Seni alır giderdi
O mavi otobüs varya
Seni alır giderdi
Fabrikada tütün sarar sanki kendi içer gibi
Oturmuşta hayal kurar bütün insanlar gibi
Cama cama
Cama çıkma sevdiğim
O fabrikanın onu varya
O kalabalık insanlar varya
Seni alır giderdi
Saat 6’yı 10 geçe varya
O mavi otobüs varya
O insanlar varya
Seni alır giderdi
Fabrikada tütün sarar sanki kendi içer gibi
Oturmuşta hayal kurar bütün insanlar gibi
Cıngıllı daşlı gala
Korkarım yar gelmeye
Gözlerim yaşlı gala.
Kızıl gül olmayaydı
Sararıp solmayaydı
Bir ayrılık bir ölüm
Heç beri olmamyaydı.
Bu gala daşlı gala
Her yanı daşlı gala
Korkaram yar geç gele
Gözlerim yaşlı gala
Bu gala daşlı gala
Cıngıllı daşlı gala
Korkaram yar gelmeye
Gözlerim yaşlı gala
Bu Yalnızlık Benim Sana bir gün bu mektubum ulaşır
Açarsın ah eline kan bulaşır
Çürür bir yerlerde çırılçıplak cesedim
Sedyeyle taşınır kan çiçekleri
Adımların, adımların, adımların birbirine dolaşır.
Nazlı ırmak boylarından, ılık rüzgarlarla geldim
Çiçek istediler verdim, şarkı dediler söyledim
Ömrümün yarısı kavgayla geçti
Ben böyle, ben böyle, ben böyle yalnızlık görmedim.
Beni bir gün bu şarkıyla anarsın
İçinden kopar bir tel ağlarsın
Gecikmiş bir vefa kalıntısıyla
Polis kaydından sildirip adımı
Pencerenin, pencerenin, pencerenin buğusuna yazarsın
Darmadağın bir evden sabah ezanıyla çıktım
Denizler üstüme gelmeyin
Kuşlar ne olur didişmeyin
Şarkımı esmer bir hasrete sundum
Bu yalnızlık, bu yalnızlık, bu yalnızlık benim ilişmeyin. Bırak Beni Bırak beni gayri uçam
Uçamda yollara göcem
Ben uçmasam bil ki içem
Uçsuz yollara yollara.
Kuş ehline durak olmaz
Durur ise yüzüm gülmez
Ben uçmasam bahar gelmez
Gonca güllere güllere.
Bir gün gelir ben giderim
Yedi iklim, yurdum yerim
Bellenmeyen türkülerim
Düşer dillere dillere Büyüdün Bebeğim Aklın ermez mahpusluğa
Bahçede sarı ışığa.
On üç tane yaş döküldü
Ranzamdaki yastığa.
Büyüdün yavrum sende
Hasret sende sevgi bende
Akşamlar döner geceye
Geceler gebe gündüze.
Karanlığa bakıp durma
Beni orada arama
Ben güneşin içindeyim
Beni sabahlarda ara.
Geleceğim bir gün bende
Sevgi büyüt ellerinde
Akşamlar döndü geceye
Geceler gebe gündüze Bırak Döneyim - Öyle Bir Yerdeyim Ki Edirne kapısı zordur geçilmez
Uzaktır memleket kolay gidilmez
Dağda açan çiçek şehirde büyümez
Koyma beni buralarda gözünü seveyim
Zincir vurma yüreğime bırak döneyim
--
Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe
Öyle bir yerdeyim ki
Ne karanfil ne kurbağa
Öyle bir yerdeyim ki
Bir yanım mavi yosun
Dalgalanır sularda
Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe
Öyle bir yerdeyim ki
Bir yanım çığlık çığlığa
Öyle bir yerdeyim ki
Anam gider Allah Allah
Kızım düşmüş sokağa
Anam gider Allah Allah
Dölüm düşmüş sokağa. Böyle Bir Sevmek Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Bıraksam korkudan gözleri sislenir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir.
Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala arasıra mektupları gelir
Gerçek değildiler birer umuttular
Eski bir şarkı, belki bir şiir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kimbilir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir Can Yoldaşım Yağmur yağar sel olurum
Toprak döner sel olurum hey
Seni sevdim gam çekmeden
Gün ortasında ölürüm hey
Canım benim can yoldaşım
Gül tenimde kara benim hey
Gül tenimde belam benim hey
Gün doğarken meyhanede
Bardağım da rakım benim hey hey
Çorbam da tuzum közde biberim
Belim de silahım benim hey
Canım benim can yoldaşım
Gül tenimde kara benim hey
Gül tenimde belam benim hey Çek Mustafa Çek Genç kadınları kültürümüzle etkiledikten sonra
Vesta kızlarına, rahibelere saldırdıktan sonra
Leylakları yaktıktan bulutları gömdükten sonra
Elimize ne geçti, elimize ne geçti
Akademide bir koltuk ve bir de çek defteri
Akademide bir koltuk ve bir de çek defteri
Çek Mustafa çek çek
Çek çek rakı çek
Senin ömrün hep böyle çekmekle mi geçecek
Çek Mustafa çek çek
Çek çek rakı çek
Senin ömrün hep böyle ahkam kesmekle mi geçecek
Müzeleri havaya uçurduktan sonra
Ün peşinde koşup
O kadınla yattığımızı düşledikten sonra
Gazetelere geçsin diye
Adımız yalvar yakar olduktan sonra
Elimize ne geçti, elimize ne geçti
Akademide bir koltuk ve bir de çek defteri
Akademide bir koltuk ve bir de çek defteri
Çek Mustafa çek çek
Çek çek rakı çek
Senin ömrün hep böyle çekmekle mi geçecek
Cek mustufa cek cek
Çek çek rakı cek
Çek bir de benim için akademik rakı çek Çiğdem Çiçek Aylar oldu yıllar oldu
Ben yüzünü görmedim.
Yüzüne hasret kaldım kız
Yüzüne yüzüm sürmedim
Gülen aya sordum seni
Küstü yüzünü sakladı
Yıldızlara sordum seni
Yüzüme bile bakmadı
Yıldızlara sordum seni
Yıldızlar kan ağladı.
Aksam olur ay gecede
Çiğdem çiçek şenlenir
Vallah / Billah düşünmesem seni
Derdime dert eklenir.
Bıçak sapladım sineme
Eskidi yaralarım
Sabah olsun gelmeye eğer
Kendimi yaralarım Cinayet Gibi Haliç’te bir vapuru vurdular dört kişi
Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
Yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu
Deli Cafer, İsmail, Tayfur ve Şaşı
Maktulün onbeş yıllık arkadaşı
Üç kamarot öteki ahçıbaşı
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
Cinayeti kör bir kayıkçı gördü
Ben gördüm kulaklarım gördü
Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
Hiç biriniz orada yoktunuz
Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
Onüç damla gözyaşı saydım
Alllahına kitabına sövüp saydım
Şafak nabız gibi atıyordu
Sarhoşdum kasımpaşa’daydım
Hiç biriniz orada yoktunuz
Haliç’te bir vapuru vurdular dört kişi
Polis katilleri arıyordu
Deli Cafer, İsmail, Tayfur ve Şaşı
Üzerime yüklediler bu işi
Sarhoşdum kasımpaşa’daydım
Vapuru onlar vurdu ben vurmadım
Cinayeti kör bir kayıkçı gördü
Ben vursam kendimi vuracaktım Cinayet Gibi Haliç’te bir vapuru vurdular dört kişi
Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
Yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu
Deli Cafer, İsmail, Tayfur ve Şaşı
Maktulün onbeş yıllık arkadaşı
Üç kamarot öteki ahçıbaşı
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
Cinayeti kör bir kayıkçı gördü
Ben gördüm kulaklarım gördü
Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
Hiç biriniz orada yoktunuz
Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
Onüç damla gözyaşı saydım
Alllahına kitabına sövüp saydım
Şafak nabız gibi atıyordu
Sarhoşdum kasımpaşa’daydım
Hiç biriniz orada yoktunuz
Haliç’te bir vapuru vurdular dört kişi
Polis katilleri arıyordu
Deli Cafer, İsmail, Tayfur ve Şaşı
Üzerime yüklediler bu işi
Sarhoşdum kasımpaşa’daydım
Vapuru onlar vurdu ben vurmadım
Cinayeti kör bir kayıkçı gördü
Ben vursam kendimi vuracaktım Dardayım Daradayım yalanım yok
Baskın yedim gün gece...
Örtselendi aşklarım üstelik
Bir uzak diyardayım...
Günaydın anneciğim, günaydın babacığım
Yine sabah oluyor
Evde sabah olmaz deme
Orda günler geçmez deme
İçime sancı doğuyor...
Yüreğimi bir kalkan bilip, sokaklara çıktım
Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum
Sıkıldım dertlendim dostlarımla buluştum
Bugün de ölmedim anne.
Kapalıydı kapılar, perdeler örtük
Silah sesleri uzakta boğuk boğuk
Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük
Bugünde ölmedim anne.
Üstüme bir silah doğruldu sandım
Rüzgar beline dolandığımda bir dal
Korktum, güldüm, kendime kızdım
Bugünde ölmedim anne.
Bana böylesi garip duygular
Bilmem neye gelir nereye gider
Döndüm işte
Acı yüreğimden beynime sızar
Bugünde ölmedim anne Demedim Mi Haydar Biz dağlarda keklik idik
Şimdi bu çöplükte bir karga olduk
Bizim de boyumuzu aştı bu şehir
Yerlere serildik madara olduk
Demedim mi haydar demedim mi sana
Bu istanbul yutar adamı
Demedim mi haydar demedim mi söyle
Bu ******** geceler satar adamı
Biz umutlar yolcusuyduk
Rakı sofrasında meze olduk
Bizim de harcımız değildi sevmek
Yosmalar içinde kepaze olduk Denizin Adı Özgürlük Ne demeli şimdi
Bir çiğdemin toprağı yırtışını seyredişim
Göğe mi dokunmalı, ucuna mi körpe filizin
Öyleyse karanlık sokaklarda koştuğumu düşün
Ay gene bir kadın gibi sarkıyorken denize
Dirseklerimle böğrüme gömdüğüm titremeyi düşün
Oradan göğsümü kaplayışını soğuk bir terin
İlk sözcüğü anlamla birleştiren çocuğu düşün
Onun kavradıkça derinleşen şarkısını
Vay perçemle günün huysuzluğu dolaşan kısrak
Vay acemi öpüşlerden gövdeme boşalan acımtırak haz
Telaş, kıvranış parıltılı gözlerdeki atılganlık
Ya görevin ne senin görevin
Oynaşmak değil mi içimdeki savaşmak duygusuyla
Ve benim nevresimim kararmışsa kirden, rutubetten
Sarhoşsam gülümseyişlerden ağlayışlardan
Ve kaynak sularıyla üstüme yağan aydınlık hulyaları
Senden gelen ısıyla koruyorsam
Ne demeli simdi
Ey serçelerin sabahlarla doluştuğu cıvıltı
Ey bir romanın olur olmaz yerinde dikkatti çeken hayal
Kalbimi çevreleyen sevda gözeneyi
Acıyış, şefkat, umursayış, hırçınlık seli
Beni düşün öyleyse
Beni hayretin ve karanlığın eşiğinde
Beni fitillerde başlayan bir fısıltı
Anında ilk satırı yazarken bir bildirinin
Kulaktan kulağa dolaşan haberlerin bağrında
Beni dar camlarda değil
Bir bulutun seyrinde düşün
Burada ortasında sıçraya sıçraya kabaran alevlerim Derin Bir Ah Çektim Derin bir ah çektin içim yandı
Kıyamaz gözüm gözlerine
Rüyalarımdan gelip geçersin
Varamaz elim ellerine
Tren yolunda raylar uzar
Uzarda nereye gider
Ay'a gider, suya gider ,yola gider, yar gider
Benimde başıma gelenler adamı kanser eder
Benimde başıma gelenler insanı kanser eder
Derin ah çektin içim yandi
Dayanmaz gönlüm hasretine
Arzularımdan gelip geçersin
Yaslanmaz başım dizlerine
Gurbet olunca yollar uzar
Uzarda nere gider
Dağa gider, taşa gider, aşka gider, yar gider
Benimde başıma gelenler adamı kanser eder
Benimde başıma gelenler insanı kanser eder
Derin bir ah çektin içim yandı
Yetişmez ömrüm gençliğine
Son nefesimden gelip geçersin
Yağmaz gözüm ellerine
Darağacında ipler uzar
Uzarda nere gider
Cana gider, kana gider, sona gider, yar gider
Benimde başıma gelenler adamı kanser eder
Benimde başıma gelenler insanı kanser eder Diyarbakır Hasreti Sevince ölesiye sevilir kalınırdı
Gidince kırılmış bir dal gibi gidilirdi
Sonra
Şehirler uyur kalbim örselenirdi
Ne Diyarbakır anladı beni ne de sen
Oysa ne çok sevdim ikinizi de bilsen
Gidince upuzun kırılmış dallar gibi
Üşürdü ömrümüz saçakta kuşlar gibi
Kederden geberten hasret ezberlenirdi
Ne Diyarbakır anladı beni ne de sen
Oysa ne çok sevdim ikinizi de bilsen
Geliyorum köpekler gibi acı çekerek
Geliyorum hasretinin gözlerinden öperek Diyarbakır Türküsü Diyarbakır vurulmuş uzaırım
Ben bu kurşun sesini nerde olsa tanırım
Bu dağlarda gençliğim cayı cayır yanarken
Ay vurur gözyaşına ben gecede kalırım
Üzülme sen, üzülme başını öne eğme
Gün olur kavuşuruz, dert etme Diyarbakır
Yüreğini dağlama, kanlı bezler bağlama
Bu yangın söner birgün, ağlama Diyarbakır
Diyarbakır yolunda toz olmuş dağılırım
Bu hırçın depremlerle sarsılırım kanarım
Arkadaşların yüzü ağır ağır solarken
Gün doğar yaylalara, kahrımdan utanırım
Ey fırtınalı bayır, ey mazlum Diyarbakır
Dağlarında ateşler, alnında kızıl bakır
Çiğdemler solar gibi, anneler yanar gibi
Dizlerine döküldüm, ağlama Diyarbakır Doğum Günü İnsanların yüzlerini göremiyorum
Boğazım düğüm düğüm çözemiyorum
İstesen de yanına gelemiyorum
Tutsam şu karanlığı
Tutsam da yırtsam
Ah elim tutuşmasa, elini tutsam
Susmasan konuşsan sesini duysam
Tutsam güzel yüzünü bağrıma bassam.
Doğum günüm bugünüm
Doğum günüm gülüm
Doğum günüm diyorsun;
Doğum günün kutlu olsun
Mutlu ol senelerce
Sana boncuktan kuş yaptım
Konacak pencerene
Karakollar beni alır sorgular gecelerce
Hiç bekleme belki gelmem gelemem senelerce Dokunma Yanarsın Çocukluğum çıraklıkta geçti, kir pas içinde
Gençliğim korsan yürüyüşlerde, mitinglerde
Hapse erken düştüm.. copla erken tanıştım
Küçük voltalardan bıktım, usandım
Şimdi uçsuz bucaksız ovalarda
Adımlarımı saymadan, geriye dönüp bakmadan
Usanmadan, bıkmadan
Deli taylar gibi koşmak istiyorum!
Ve görüyorsunki aşkı beceremiyorum
Beni kendi halime bırak yavrucuğum
Ben yolumu nasıl olsa bulurum...
Upuzun çayırlarda yalınayak koşmak istiyorum
Saçlarım rüzgara konuk..yüzüm dağlara dönük
Göğsümün çeperini ölümle sınayan esaret
Ve yüreğimi yararcasına zorlayan cesaret
Kıyasıya vuruşsun istiyorum!
Koşmak.. koşmak istiyorum sevgilim
Dönemezsem affet...
Firari gecelerin uzmanı olmuşum
Bütün istasyonlarda afişim durur
Beni bir çocuk bile bulur!
Dokunma bana çıldırırsın
Dokunma bana sende ellerin tutuşur!
Koşmak istiyorum
Eksozların, molozların, yağmaların kıyısından
Onca insafsızlıkların, onca haksızlıkların
Manzarasızlıkların, parasızlıkların
Allahsızlıkların kıyısından
Kimseye ve hiçbirşeye değmeden
Ciğerlerimi yok edercesine koşmak istiyorum!
Koşmak istiyorum
Şiirimin ve yumruğumun namusuyla
Kavgaya karışmadan, tutuklanmadan ve küfür etmeden
Kafamı kırarcasına koşmak istiyorum!
Avucunu son bir defa, ağlamadan tutmak istiyorum
Gözlerim yüzüne küskün, sazım sevgine suskun.
Saati ayrılığa krmuşum olmaz teslimiyet
ziyan aklımı senle bozmuşum, içerim felaket!
Kurşunlara geleyim istiyorum
Ölmek..ölmek istiyorum sevgilim
Sağ kalırsam affet
Firari acıların uzmanı olmuşum
Bütün telsizlerde adım okunur
Beni bir korkak bile vurur!
Dokunma bana fişlenirsin
Dokunma bana, sende yanarsın Doruklara Sevdalandım Filiz filiz harelendim dağlara uymak için
Kan gölünde kurulandım hayatı duymak için
Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için
Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için.
Kekik kokusu duydum
Kekik kokusu koynunda huysuz gecenin
Uyandım birdenbire
Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden
Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden
Yorgunum;
Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var
Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına
Düşmanlarım ulaşamazlar...
Katarlar gelir geçer bir geceden bir geceye
Yüreğim yare yare iz bırakır bin acıya
Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya
Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya.
Denizlerde dalgalandım taşları oymak için
Doruklara sevdalandım ışığa doymak için
Irmaklarda durulandım dağları duymak için
Irmaklarda durulandım dağları duymak için.
Bir kuş çiz yavrum yüzüme gözyaşınla
Bir kuş tel tel kirpiklerim kanat olsun
Bir kuş çırpınan kalbi dudağımda
Bir kuş yavrum sıcaklığın beni bulsun.
Bahar gelmiş balam benim
Bahar gelmiş dayanmış
Dalda yaprak bebeciğim
Suda köpük uyanmış
Kuzulara özenmiş kızım benim
Körpe sesler dinlenmiş
Ay ışığında yanmış yavrucuğum
Onun için beyazmış.
Şarkılar gelir geçer bir heceden bir heceye
Yüreğim yare yare yankılanır bin acıya
Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya
Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya Dost Benim sevdalarım yeni filizlenir
Doymasada toprak can, can içinde
Şu kara günlerim yeni beyazlanır
Doymasada yürek can, can içinde
Gül yüzlü gül destim
Pirim ben sana küstüm
İnan değil sana kastım
Cahille sohbeti kestim
Dost, dost
Filizlerim kokar gül deste gibi
Bülbül figan eder sanki yasta gibi
Benim deli gönlüm yine hasta gibi
Artar eksilmiyor can can içinde
Gül yüzlü gül destim
Pirim ben sana küstüm
İnan değil sana kastım
Cahille sohbeti kestim
Dost, dost Dosta Düşmana Karşı Zindanlardan taşa taşa kar beni
Mamak’lardan metris’lerden sor beni
Diyarbekre kanla bastım mührümü
Ceset ceset kefen kefen sar beni
Bu türkü mor dağların emanetidir
Firari mahpuslara bir avuç su
Bir türkü dilimi içerdekine
Çeyiz sandıgına oyalı yazma
Memeye süt
Ve baharın toprağa bereketidir
Sığmaz dört duvarın yanına, dikenli tele
Cesur mermidir, mavzer yatağında bu
Önü kıtlık kıran, zemheri
Ardı ateş külü, kızılcık
Ve menekşedir
Bir teli asuri vurur, bir keldani
Ve yeşile çalar her mevsim
Petrol mavisini
Kan kızılını
Kavruk dudakların tuzunda tadı
Fırat’ı
Dijle’yi vurur
Heyy bre
Şahin gagasında
Can suretidir
Kara saçlım
Gül benizlim
Sevdiğim
Bu türkü
Mor dağların emanetidir
Gün kar yanığı yüze vuranda
Debreşir gökçe yürek
Kasketi keder gömleği kan
Sevdası bir uçurumdur
Gözleri kor tanesi gözleri hançer
Gözleri cesarettir
Krizantem çiçegidir emegi gülüm
Elleri cesur vede hünerli
Mor dağların ardında
Üç koca destan üç koca dünya
Üç denklem
Üç şifre üç atom çekirdeği ve
Bir çakmak bir kıvılcım birde dinamit
Gün kar yanığı yüze vuranda
Mor dağların türküsü gelir
Onlar güneşin bağrında ateş
Yer yüzünde bir taze çiçektiler
Namluda namusun fişengi
İsyanda yürek kara düşte
Bembeyaz gerçektiler
Ben yılların sevdası
Nazlım
Sabır kıyısında
Kin köpüğü
Al almada
Başaklarda
Gül dudaklarda hasret
Söyle türkünü sen
Erinme nazlı bacım
Ağlamadan
Karalara bağlamadan
Kına gecelerinin sevincinde
Lurke’de Goven’de
Temirağa’da Elektro Şok Çocuksu korkuları senle bastırdım
Yanında sofra kurdum kaşık salladım
Kana kana içtim seni ağustosta
Rakımda buz oldun şişemde buğu
Karanlık sokakları sahipsiz mezarları
Seninle geçtim sensiz bir hiçtim
Üşudum sobamda senle kavruldum
Acıktım aşımı senle pişirdim
Elektrik elektrik bir acayip soktayım yüreğim bitik
Elektrik elektrik yay gibi gerinmişim sigortam atık
Geçit vermez dağları seninle aştım
Uzaktaki dostlara senle ulaştım
Tak fişi bitir işi dedikleri bu
Hep rahat yaşamaya senle alıştım
Şimdi loş odalarda tutsağın oldum
Yasal koridorlarda damgalı puldum
El kelepçe kol kırık gönül çaresiz
Her bir dokunuşunda titredim durdum
Elektrik elektrik bir acayip soktayım yüreğim bitik
Elektrik elektrik yay gibi gerinmişim sigortam atık
Elektrik elektrik bir acayip soktayım yüreğim bitik
Elektrik elektrik yay gibi gerinmişim sigortam atık Entel Maganda Piposu agız kenarında
Bodrum'un entel barında
Herkesin yarğılamaktan
Kimse kalmamış yanında
Sakalları şarap tasında
Dikilmiş barın ortasında
Tanınsın diye bekliyor
Sanırsın dev aynasında
Bir eli televizyonda
Öteki eli basında
Birşeylerin tadı kalmış
Dişlerinin arasında
Başkalarına hümanist
Karısına karşı dayı
Nasil beceriyor bilmem
Ikisi birden olmayı
Konuşurken solcusun
Yaşarken karambolcusun
Oportunizme bulaşmış
Tipik bir orta yolcusun
Bir Allahcı bir kulcusun
Bir davulcu bir pulcusun
Ne kadar inkar etsen de
Hem jigolo hem dulcusun
O yandasın bu yandasın
Hovardasın hep bardasın
Artık rol yapmayı bırak
Sen bir entel magandasın
Behey sanat hırsızı
Behey üretme kabızı
Birazcık efendi ol
Birak elinden şu sazı Evlerinin Önü Evlerinin önü mersin
Ah sular akar gadınım tersin, tersin
Allah seni bana versin
Al hançeri gadınım vur ben öleyim
Ah kapınızda bir danem
Kul ben olayım
Hayda efeler of
Evlerinin önü susam
Ah su bulsamda gadinim
Çevremi bulsam
Açsam yüzünü baksam doysam
Al hançeri gadinim vur ben öleyim
Ah kapınızda bir danem
Kul ben olayım
Hayda efeler of Eylül'de İsyan Gibi Sen betonlar içinde ben senin özleminde
Sen yangınlar içinde ben mazlumun türküsünde
Aydınlığı aradık karanlıklar içinde
Sen dünün hasretinde ben yarınların derdinde.
Sen bir yana ben bir yana dostlarımız bir yana,
Bölünsek de, çözülsek de başkaldırdık zamana.
Güneşte kavruluruz kıraç topraklar gibi Fosso Necdat Elinde bir buzdağ şişe
Dolanıyor köşe köşe
Şimdi karakola düşe
Cop titirina nirinomda
Hop tirina nirnom
Sivri burun top yumurta
Nara basar uluorta
Bekçileri tarta tarta
Tir tirina nirinomda
Tara tirina nirinomda
Gene böyle zirzop
Gece bekcesi demiş hop
Belinin ortasına jop
Cop titirina nirinomda
Hop tirina nirnom
Geçirmiş bir siyah şalvar
Poz kesiyor gaddar gaddar
Tesbihi sarı kehribar
Şık tirina nirinomda
Tok tirina nirinom
Gece böyle yan yan
Hava basarak bir yandan
Karakolun sokağından
Pat tirino nirinomda
Pataküte de nirinom
Şapkası tam sekiz köşe
Zevkten olmuş dokuz köşe
Güveniyor on kardeşe
Hot tirina nirinomda
Zot tirina nirinomda
Mahalleli bezmiş ama
Çıkamıyor kimse cama
Adam değil sanki kazma
Hoşt tirina nirinomda
Foşt tirina nirinomda
Gene böyle birgün çalım
Yürüyorken zalım zalım
Demişlerki gel bakalım
Şak tirina nirinomda
Şaka sukada nirinom
Fosso Necdat demiş aman
Anlamış vaziyet yaman
Kafasından çıkmış duman
Fos tirina tirinomda
Fıs tirina nirinom Gayri Gider Oldum Hepten suya verdik
Çünki suyu yoktu
Toprağı, gazı, tuzu, ışığı yoktu
Bu köyleri suya verdik
Eli ayağı tekerleği kanısı yoktu
Ve atı, arabası yoktu
Birkaç kıl keçi bir torba çökelik
Ve tulum peynirine hasrettiler
Ve de gavur içinde yesirdiler
Sanki çarıklarını yemiştiler
Gün olmuş ve dut kurusu süpürge tohumu
Haybedendi yaşamları
Ümmiydiler, gurbetciydiler gülmemişti hiç biri
Ve soğuk, asman, pulur, hıdır öz
Ve huni, su payniği, zalbar
Ve pul ve güci, kırani, haskini
Hesinik, hulmin, kara, pınar, ecüzlü
Vahşin, venk ve payamlı ve süderek
Haritadan silindiler bir sabah
Gayri gider oldum gardaşlar
Ve de kız kardaşlar
Gayri haram bu can bana
Bu toprak damlar bu yollar bana
Bu sevdalar bu ağaçlar haram bana
Oğul uşak birde karım
Kurt bana hastir çeker
Yılan bana çiyan bana
Hastir ceker yılan bana
Lan kardaş bu nasıl yara
Lan kardaş bu nasıl yara
Kanar her yerimden
Dövülmüşüm, sövülmüşüm, kovulmuşum ben
Hastir çekilmişim yani kendi öz yurdumdan
Çeker giderim...
Hazanda savruluruz serseri yapraklar gibi
Yalnızlığı yaşarız geride kalan gibi
Düşer düşer kalkarız her Eylül' e isyan gibi.
Sen bir yana ben bir yana dostlarımız bir yana,
Bölünsek de, çözülsek de başkaldırdık zamana Gaş Sabah Gaş gabaran yerle gedur
Be görün neylemişem
Yüreğim güp güpedir
Be gönül neylemişem
Bir bene bak naz eyleme
Bir bene bak naz eyleme
Naz eyleme naz eyleme
Gas gabah tökme bene
Be görün neylemişem
Gelme be naz etme böle
Be görün neylemişem
Bir günahım yoktur inan
Varsa de oğum gurban
Gözlerem bu hale ben
Ölurem az kalaben
Bir bene bak naz eyleme
Bir bene bak naz eyleme
Naz eyleme naz eyleme
Gaş gabah tökme bene
Be görün neylemişem
Gelme be naz etme böle Geçmiyor Günler Burda çiçekler açmıyor
Kuşlar süzülüp uçmuyor
Yıldızlar ışık saçmıyor
Geçmiyor günler geçmiyor.
Avluda volta vururum
Kah düşünür otururum
Türlü hayaller görürüm
Geçmiyor günler geçmiyor.
Dışarıda mevsim baharmış
Gezip dolaşanlar varmış
Günler su gibi akarmış
Geçmiyor günler geçmiyor.
Gönülde eski sevdalar
Gözümde dereler bağlar
Aynadan hayalin ağlar
Geçmiyor günler geçmiyor.
Yanımda yatan yabancı
Her söz zehir gibi acı
Bütün dertlerin en gücü
Geçmiyor günler geçmiyor Gel Haydi Gel Güller solmadan önce gel
gecenin yarısında gel
gizli gizli gel sessiz gel
ay pencereden aşmadan
karanlık yoldan şaşmadan
yavaş yürü koşmadan gel
kimselere sataşmadan
ekiplere dalaşmadan
belaya bulaşmadan gel
bak ben gelmeden önce gel
ben sana gel demeden gel
işte şimdi gel hadi gel
uykulara karışmadan
yastığımız buruşmadan
rakımız mayışmadan gel
gün sabaha kavuşmadan
ayaklarım dolaşmadan
arzular savuşmadan gel
ay pencereden aşmadan
karanlık yoldan şaşmadan
yavaş yürü koşmadan gel
kimselere sataşmadan
ekiplere dalaşmadan
belaya bulaşmadan gel
ateş sönmeden önce gel
sabahın serininde gel
ıslak ıslak gel titre gel
ay pencereden aşmadan
karanlık yoldan şaşmadan
yavaş yürü koşmadan gel
kimselere sataşmadan
ekiplere dalaşmadan
belaya bulaşmadan gel
şarkım bitmeden önce gel
söyleyince gel çabuk gel
hadi hadi gel şimdi gel
uykulara karışmadan
yastığımız buruşmadan
rakımız mayışmadan gel
gün sabaha kavuşmadan
ayaklarım dolaşmadan
arzular savuşmadan gel
ay pencereden aşmadan
karanlık yoldan şaşmadan
yavaş yürü koşmadan gel
kimselere sataşmadan
ekiplere dalaşmadan
belaya bulaşmadan gel Geleceğim Geçici ayrılık benimkisi
Ilkyaz çiçeğine gebeyim
Ağıtlar yakmayın adıma
Ben ölmedim ölmeyeceğim
Sıcak saklayın gecelerimi
Karlar altından çıkıp geleceğim
Düşlerinizin ateşinden
Ilık bir rüzgar gibi eseceğim
Demlice bir çay koyun üstüne
Aç çocuk gibi besleyin sobayı
Nasıl tütüyorsanız gözlerimde
Oylece tütsün buharı
Uzunca serin yatağımı
Boyunca uzansın ayağım
El aman deyince gece
Usulca kıvrılır yatarım
Can canım canlarım
Hazır mı koynunuzdaki yerim
Gün olur gecikmiş çocuk gibi
Bağıra çağıra gelirim Giderim Artık seninle duramam
Bu akşam çıkar giderim
Hesabım kalsın mahşere
Elimi yıkar giderim
Sen zahmet etme yerinden
Gürültü yapmam derinden
Parmaklarımın üzerinden
Su gibi akar giderim
Artık sürersin bir sefa
Ne cismim kaldı ne cefa
Şikayet etmem bu defa
Dişimi sıkar giderim
Bozar mı sandın acılar
Belaya atlar giderim
Kurşun gibi mavzer gibi
Dağ gibi patlar giderim
Kaybetsem bile herşeyi
Bu aşkı yırtar giderim
Sinsice olmaz gidişim
Kapıyı çarpar giderim
Sana yazdığım şarkıyı
Sazımdan söker giderim
Ben ağlayamam bilirsin
Yüzümü döker giderim
Köpeklerimden kuşumdan
Yavrumdan cayar giderim
Senden aldığım ne varsa
Yerine koyar giderim
Ezdirmem sana kendimi
Gövdemi yakar giderim
Beddua etmem üzülme
Kafama sıkar giderim Grev (dilekçe) Oy bilesen ki ben haa
Taş döven demir döven
Oy bilesen ki ben haa
Toz toprak içinde şanlı
Sufakatim vakti çoktur
ellerim mağrur yavru
oy bilesen ki ben haa
yerden cevahir söken
zincirini yitirmiş dev
feryadım
grev hakkımı isterim
grev hakkımı isterim
Grev! Gururla Bakıyorum Birer birer, biner biner ölürüz
Yana yana, döne döne geliriz
Biz dostu’da düşmanıda bilriz
Vurulup düşenler darda kalmasın
Çünkü isyan bayrağıdır böğrüme saplanan sancı
Çünkü harcımı öfkeyle, imanla karıyorum
Ve kederin
Ve solgun yüzlü işçilerin üzerine
Dağ başlarının hırçınlığı savruluyor benden
Çünkü beni ateşiyle dimdik tutan kin
Çünkü benim gözbebeklerimde tutuşan şafak
Miting afişleri cesur pankartlar
Ve binlerce militan
Derin denizlerin aydınlığı
Zorlu sabahlar
Gökyüzü ve lale
Sıkılmış bir yumruk gibi giriyoruz hayata
Çünkü ben sevdigim kızı
Yaşamak gibi halkım gibi sevdiğim kızı ki şiirini yazamayan
Ve türküsünü söyleyemeyen halkım gibi
Binlerce ve binlerce kurşunlanan halkım gibi
Zincire vurulan
Şavaşlara yollanan
Vergilere bağlanan halkım gibi
Felç olmuş yalnızlıklara bırakarak
Büyük acıların ve göz yaşlarının içine bırakarak
Şiirlerimin bir bıçak gibi ışıldadığı
Devrim türkülerini
Ve baş kaldırmayı öğreten dudaklarını
Bir kere olsun öpmeden
Bir kere olsun tutamadan kaygısızca
Serin bir yaz gecesi gibi ürperen ellerini
Hatta boynunu ve ayak bileklerini
Bilemeden , Bilemeden, Bilemeden
Vurdum yüreğimi şanlı kavgaya
Barışın ve özgürlügün dağlarına yürüyorum işte
Yiğitsen uslandır beni
Ey yasakların, kahpeliğin
Ve soygunların koruyucusu
Türkü çağıran kızlarımı sustur
Ve kahraman oğullarımı mezar kaza kaza kederli, kızgın
Tohum serpe serpe hünerli
Ve sömürüle sömürüle bomboş
Ve açlığın ve zulmün izlerini
Derin uçurumlarında taşıyan ellerimi
Naçaklara ve tırpanlara sarılan ellerimi
Mavzerlere sarılan ellerimi
Zincirlere vur gücün yeterse
Ama adına yaşamak dersen
Re-zil-ce
Çatlayan tomurcuğun
Doğan çocugunü çığlığını duymadan
Gül benizli sevgilinin
Titreyen gögüslerini öpmeden doyasıya
Korka korka, yana yana
Hergün biraz daha derinden
Hergün biraz daha kapkara duyarak ölümü
Aç ve arkasız
Köpekleşerek yaşamak dersen
Bu yürek
Çat diye çatlasın be
Kirsiz passız
Arı duru özümüz
Namussuza kanlı hançer sözümüz
Çok uzaktır dostlar bizim yolumuz
Durana yürüyene bin selam olsun.
Gel gelelim parlayan güneşi
Emekçi kalkların
Kahraman halkların güneşini
Şehvetle içine dolduran toprak
Şimdi sımsıcak şimdi ulaşılmaz
Şimdi olgun meyvalarla dolu
Bahar bahçelerini sarmaktadır dünyaya
Ve gülbenizli sevgilinin dudaklarında hayat
Bizi aşka ve kavgaya çağırmaktadır
Bıçak kemiğe dayandıgı
Ok yaydan fırladığı için degil
Bu bezirgan saltanatı
Bu zulüm bitsin diye
Ağaran günler için
Yeni bir dünya uğruna
Yüzlerinde cesaretin onuru
Ve imanlı gücü döğüşen dünyanın
Ve ölüme
Gülerek koşan genç savaşçıların
Albayrakları dalgalansın
Dalgalansın, dalgalansın
Kinle boğuşan yorgun yüregi
Aydınlansın diye anamın
Dişleri sökülmüş kederli ağzı
Ağlamaya hazır gözleri
Safrası, ve sonsuz dağları eriten sabrı
Merhameti
Yani bir bütün halinde insanlığımız
Yunsun arısın diye durgun pınarlarda
Alınterinin namusu kurtulsun diye
Kurtulsun diye sıcak somun
Acı soğan ve çiçekli basmalar
Ahdettik, vefaettik
Kelle koyduk
Ölen ölür dostlar
Düşmanlar heyy
Kalan sağlar...
Be görün neylemişem
Gül Dikeni Uçakları nedeyim
Gökkuşağı gönder bana
Senin olsun süngülerin
Gül dikeni yeter bana.
Kan kurşundan silinince
Kardeş olur, kardeş olur eller bana
Kan kurşundan silinince
Kardeş olur, kardeş olur, kardeş olur eller bana.
Silahları nedeyim
Benim sevgim mavzer bana
Suya attığım çiçekler
Bir gün olur döner bana.
Kan kurşundan silinince
Kardeş olur, kardeş olur eller bana
Kan kurşundan silinince
Kardeş olur, kardeş olur, kardeş olur eller bana Güzel Günler Dalgındım dağlar gibi
Türkülüydüm çınar çınar
Ne kızarıp giden sarı
Ne kızarıp gelen yeşil
Dikilmiş dikmeninde
Hoşçakal köprüsünün
Tamda mendil sallıyordum güzel günlere
Güzel günler güzel günler hey güzel günler
Gözlerimde, gider mi hey güzel günler
Güzel günler güzel günler hey güzel günler
Ellerimden gelir mi hey güzel günler
Balık attım olta tuttum
Yaşadım gençliğimi
Masal oldu çocukluğum
Gençliğim bahar seli
Ve bir akşam birdenbire
Bir bulvar otelinde
İnce bir dal değdi anlıma
Koptu sazımın teli
Güzel günler güzel günler hey güzel günler
Gider mi gözlerimde hey güzel günler
Güzel günler güzel günler hey güzel günler
Ellerimden gelir mi hey güzel günler
Hehey günler heyhey güzel günler hey güzel günler Gökyüzü Geçiyor önümden sirenler içinde
Ah eller üstünde, çiçekler içinde
Dudağında yarım bir sevdanın hüznü
Aslan gibi göğsü, türküler içinde
Rastlardım avluda hep volta atarken
Cigara içerken yahut coplanırken
Kimseyle konuşmaz dal gibi titrerdi
Çocukça sevdiği çiçeği sularken
Diyarbakırlıymış, adı Bahtiyar
Suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar
Geçiyor önümden gül güzlü Bahtiyar
Yaraldığım yerde kalan sazı kadar.
Beni tez saldılar o kaldı içerde
Çok sonra duydum ki Yozgat' ta sürgünde
Ne yapsa ne etse üstüne gitmişler
Mavi gökyüzünü ona dar etmişler.
Gazete de çıktı üç satır yazıyla
Uzamış sakalı çatlamış sazıyla
Birileri ona, ölmedin, diyordu
Ölüm yanında hüzünle gülüyordu.
Diyarbakırlıymış, adı Bahtiyar
Suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar
Geçiyor önümden gül güzlü Bahtiyar
Yaraldığım yerde kalan sazı kadar |