CAYBURG.NET
Sevgi Üzerine Yazılar Sevgi üzerine yazilar
Cevapla
Asla çok Geç Demeyin Bu konu 89 defa okundu ve 11 yorum yazildi.
 
Seçenekler
Alt 07.06.2008, 08:45 #1
Silver Members

Standart Asla çok Geç Demeyin


ASLA ÇOK GEÇ DEMEYİN

Çok geç diye bir zaman yoktur!..

Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra;
"Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz" dedi..
Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omzuma dokundu..

Döndüm..

Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu..
"Ben Rose" dedi..

"Benim adım Rose, yakışıklı.. 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?.

"Güldüm.. "Tabii" dedim..

"Hadi sarıl bana.."
Öyle sımsıkı sarıldı ki" Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye
geldin" diye şaka yaptım..

Minik bir kahkaha ile yanıtladı: . "Buraya zengin bir koca bulmaya geldim.
Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım.."
Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık.. Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestre boyunca Rose kampüsün gülü oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. iyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını taşıyordu..

Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu.. Sömestre sonunda, Futbol balosuna davet ettik, Roseu.. Konuşma yapması için.. Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok.. Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. şaşkın, biraz da utanmış
mikrofona doğru eğildi..

"Ne kadar beceriksizim, değil mi?.. Özür dilerim.. Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir heyecan yatıştırıcı hap içtim. Sonucu görüyorsunuz.. şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil.. Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?.." Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı: "Yaşandığımız için, evlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz.. Evlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır.. Hergün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak.. Bir rüyanız olmalı mutlak.. Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz.

Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok.. Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır.. Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz.. Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır.
Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir. Asla pişman olmayın.. . Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü..

Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır.. Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır.."
Ders yılı sonunda Rose, yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara
vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi..

Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü.

Cenaze törenine 2 binden fazla üniversite öğrencisi katıldı.
"Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını" hepimize hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına . layık bir törendi bu.. Roseun
öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:

"Çok geç diye bir zaman yoktur!.."


Alt 07.06.2008, 08:48 #2
Silver Members
Bundan bi ay önce Radyo Süper44'ten kardeşim DJ Bülentle beraberken İnönü Ünviersitesinde bir fakültenin dekan yardımcısılaya bi alışveriş sırasında tanıştık fakültenin ismini vermiyorum hocam sanayide çalışıyorken açık ögretim fakültesini bitirmiş askere gitmiş geldikten sonra 5 yıl daha sanayide çalışmış daha sonra yüksek lisansa başlıyo ve derken devam ediyo sonra ünversitede hocalık yapmaya başlıyo derken dekan yardımcısı oluyo ayrıca 41 yaşındayken 2.eşine aşık oluyo ve 45 yaşında baba oluyo ve yaşı şuan 51 bülentle bana söylediği sakın geç kaldım demeyin oldu inan onunla tanıştıktan sonra bu sohbet aklıma geldikçe içimde umutlar filizlenmeye yüzümde tebessümler görünmeye başladı hep geçmişe takılacaksak nasıl ilerleyecegiz ki söylediğimin kolay olmadığını biliyorum bazen uygularken bende zorlanıyorum ama tek çözüm yolu bu bana katılan veya katılmayan arkadaşlar buraya yorumlarını yazarsa sevinirim
Alt 07.06.2008, 13:13 #3
Silver Members
emeğine sağlık güzel olmuş
Alt 07.06.2008, 16:19 #4
Banned
çok Güzel Bir Yazı Paylaştığın Için Teşekür Ederim. Bilerim Mherkesin Hayat Felsefesi Bu Olur..
Alt 07.06.2008, 18:18 #5
Silver Members
beğendiğinize sevindim arkadaşlar
Alt 09.06.2008, 00:55 #6
Üniversite 1. Sinif
tebrıkederım arkadasım cok guzel ve anlamlı bır yazıyı bızımlede paylastıgın ıcın,evet hıcbır zaman cok gec degıldır,yeterkı ıstemesını bılelım, emegıne ve yuregıne saglık, her zaman sevgıyle dostca kalasın..
Alt 09.06.2008, 09:50 #7
Ilkokul 7. Sinif
emeğine sağlık güzel olmuş
Alt 09.06.2008, 18:24 #8
Silver Members
teşekkürler
Alt 09.06.2008, 20:57 #9
Silver Members

Standart Yüksek Dağların Kızı Nefin


YÜKSEK DAĞLARIN KIZI NEFİN


Hazar Denizi’nden esen rüzgar dağların yamaçlarındaki huş ağaçlarının yapraklarını köy evlerinin bahçelerine döküyordu. Elindeki parmakları kırık tırmıkla onları toplamaya çalışan küçük Nefin babasının sesiyle irkildi.

-O yapraklara fazla basma. Günahtır. Topladıklarını da çitlerin kenarına yığ kimse çiğnemesin.

Elindeki tırmığı daha itinalı çekmeye başladı Nefin. Evdeki anne babasının bir konuşmasında huş ağacı hakkında bazı inanışlar duymuştu. Babası ‘’ bu ağacın yaprakları rüzgarda sakin sakin sallandığı için rahatlatıcı bir ses çıkarır. Onun için huş adı verilmiştir. Ağaç beyaz görünümdedir. İnsanı dinlendirir.Ruslar cadıları, kötü ruhları kovmak için bu ağacın dallarını ve yapraklarını kullanmışlardır.Nazara iyi geldiğine inanılır.’’ Diye söylemişti. Demek ki bu sevgi oradan gelmekteydi.

Güz geldiği zaman bütün köy yaprak toplar. Bazıları yem olarak kullanır , bazıları kerpiç yapımında bu yaprakları toprağa katarak tuğla yapımında kullanırlardı.Soğuk hava ağaç yapraklarını tamamen dökmüş,ağaçlardaki kuş yuvaları açığa çıkmıştı.Her ağaçta en az iki kuş yuvası vardı. Şimdi kuşlar sıcak ülkelere gitmiş ağaç dalları öksüz kalmıştı sanki. Arada bir buraların simgesi olan kartallar huş ağaçlarının yüksek dallarına konuyor, bizler sizleri unutmadık diyorlardı.

Uzun kış geceleri insanları evlerine hapsetmiş, hayvanı olan hayvanları ile ilgileniyor, yazın hazırladıkları otları ve çalıları yediriyorlardı. Uzun kış günleri köyde yaşayanların yanaklarını al al yapar ve kar onları daha da dayanıklı hale getirirdi.

Nefin on üçünü bitirmiş on dördüne ayak basmış olgunlaşmıştı görünürde. Kara saçları örgülü bir kızdı artık. Bazen evin duvarındaki sırları dökülmüş aynanın karşısına geçer, saçlarına sabun sürerek tarardı.Esmer yüzü,beline kadar uzanan saçları ile bir Kızıldereli kızına benzetilirdi.

Köy yerinde zaman zor geçerdi hep. Komşularla baharın gelişini nasıl kutlayacakları kararlaştırılırdı günlerce gençler arasında. Her bahar Nevruzun daha hareketli geçirilmesi için kararlar alınırdı.

Mart ayının ilk günlerinin gelmesiyle ağaçlarda tomurcuklar oluşmaya başlamış, kuş sesleri dağların yamaçlarında yankılanarak çoğalmıştı. Nevruz gelip çatmıştı. Uzun çalılar yapılmış,üzerlerine renk renk bez parçaları asılarak hazırlanmıştı.Erkeklerse ceketlerini ters giymiş,sırtlarında evlerden alacakları yiyecekleri koyacak torbaları vardı.Köyü dolaşacaklardı.Güzel bir eğlence hazırlığı yapılmıştı. Nefin o gece hiç uyumadı. Yarınki eğlencede, görünce iç geçirdiği sevdalısı Gaydar da yanında olacağı için içi içine sığmıyordu. Sabahleyin renk renk elbiseleriyle kızlar, ters ceketleriyle erkekler köy meydanında toplandılar . Hep bir ağızdan:

‘’Bu evler güzel evler
İçinde altın çiviler
Assalamu aleyküm
Günaydın size
Nevruz gününüz mübarek olsun
Şatman, şatman.

Söyleyerek yürüdüler. Her uğradıkları evden un, şeker, yağ çerez alıyorlar, torbalarına dolduruyorlardı. Toplanan bu yiyecekler köy evlerinden birinde lokum, bişi ve kaymaklı ekmek yapılarak topluca yenilirdi Nefin arkadaşlarıyla mahalle aralarında dolaşırken bir ara Gaydar’ın elini tuttu ve sıkıca bastırdı parmaklarını. Avucu avucunda eridi sanki.Yanındakiler Nefin’in bu hareketini ve gözlerindeki sevinci şaşkın şaşkın izlediler.

Haber Nefin’in evine tez ulaştı. Eve varılmamıştı daha. Kapının önünde anası karşıladı onu.

-Baban çok kızgın Nefin. Aşağıdan al olur mu?

Önce bir şey anlamadı. Sonra törende yaptıkları geldi aklına.

-Olur ana. dedi.

Bir yaralı ceylan gibi anasının koltuğu altında odaya girdi. Babasının yüzüne nasıl bakacağını düşünmüş olacak ki başını önüne eğdi.

Babası:

-Ben sana bir şey demem Nefin. Yabancı birinin elini eline aldığın için seni vermem gerekir Gaydar’a. Eğer vermezsem köy içine çıkamam. Çok sevdiği halde içine bir hüzün çöktü sanki.

Birkaç ay içinde hazırlıklar yapıldı ve gencecik Nefin ile Gaydar evlendi.

Çok güzel olan aylar çabuk geçti. Hamile kalmış, hamileliği çok zor geçmişti. Evlendiği genç köy çobanıydı.Fazla evine gelemiyor, onunla ilgilenemiyordu. Kışın hayvan yemliyor, yazın dağlarda koyun güdüyordu. Çocuğun doğumundan sonra hayat daha çok yaşanmaz olmuştu. Baba evinden getirdiği şehir bezleri de tükenmişti.

Bahar mevsiminin son aylarında komşularındaki bir sohbet esnasında kadın kadına otururken konuşma arasında; Dağıstan’dan bazı kadınların uzak olmayan bir ülkeye gidip orada çalışarak çok çok para kazandıklarını duymuştu. ‘’bende gitsem mi’’diye düşündü Nefin. Bir türlü karar veremedi. Ev büyükleriyle konuştu. Zor ikna etti onları.

Birkaç eski otobüsün kalktığı otogardan hareket ettiklerinde yollar uzamaya gideceği yer kısalmaya başlamıştı. Sınır kapısına geldiklerinde pasaport işlemleri için arabadan inmişlerdi. Üzerinde düğününde giydiği elbiseler vardı. Birden sınırın karşı tarafına gözleri kaydı. Orada siyah paltolarıyla bekleyen birkaç kişiye takıldı gözleri. İçlerinden sarı saçlı olanı sanki eliyle işaret ediyordu Nefin’i İşlemleri bittikten sonra arabalarına bindiler.. Sınırı geçince arabalarının peşine bir siyah araç takılmıştı.Bir ilçede yemek yerken yanlarına gelmişler,adres alıp vermişlerdi. Nefin ….İlçesinde bir lokantada çalışacak, eline iyi bir para geçecekti. Otobüstekiler ilçe ilçe azalmaya başlamışlardı. Daha büyük şehirlere varamadan küçük ilçelere dağılmışlardı.

Nefin küçücük bir ilçenin küçük bir lokantasında işe başladı. Hep değişik yemekler yapar, müşterilere servisini kendi götürürdü. Bazen cilve yaptığı da olurdu. Elinden her iş geliyordu. Marangoz atölyesinde bile planya kullanıyordu. En çok arı kovanı yapmayı seviyordu. İçine giren arılara benzetirdi kendini. Evleriydi arıların, emek verdiği yuvalarıydı. Oysa o yavrusundan ayrılmış bir ceylandı. Beş katlı bir evin teras katına yerleşmişti geldiğinde. Evinde bir çekyat ve birkaç eşyadan başka bir şey yoktu. Ama evine geldiğinde rahatlığı burada bulurdu hep.

Günler günleri kovaladı. Aradan sekiz ay gibi bir zaman geçmişti. Kazandığı paraları memleketine gönderir, kalanlarını da dolar yaptırmıştı. Bu paraları kazanmak kolay olmamıştı. Bazen peynir tüccarlarının mezesi olmuş, bazen bir çift öküzünü satan kişilerin parası bitene kadar dostu olmuştu.

Yine baharın gelmesiyle eski günleri aklına geldi. Gaydar’la el ele tutuştuğu günler. Çok özlemişti çocuğunu, ülkesini ve Gaydar’ı. Gitmek istediğini söylediğinde patronunun yüzü gerilmiş, birkaç ay daha kalmasını istemişti. Oysa o kalmayı düşünmüyordu. Bir ay geçmesine rağmen aylığını alamamış. Yüzde bulamamıştı. Gideceği günün özlemiyle yanıyordu içi. Evine döndüğünde içinde bir hüzün vardı sanki. Birkaç gündür biriken çamaşırlarını naylon leğeninin içine bastırdı. Kanepenin üzerine uzandı. Biran hayalleri canlandı gözlerinde birer birer. Kalkıp çamaşırlarını yıkadı. Arka balkona asmaya çıktı. Yüksek binanın bu balkonundan çok korkardı. Aşağıdakiler küçücük görünürdü oradan. Entarisini telefon kablosundan yapılmış ipe asmak için elini uzattı, tutunmak istedi ama güneşten yanmış kablo kayıverdi sanki elinden. Büyük bir acı hissetti yüreğinde. Biran gezdiği nevruz günleri geldi aklına.

‘’Benim hastalığım ateşe
Sağlık benim canıma
Koy sağlık olsun
Koy ateş güçlensin
Koy günler ılık olsun,
Kuraklık olmasın
Hata bela uzak olsun
Koy bolluk olsun.’’

Ertesi günü balkonun altında yatan Nefin’i buldular. Özlemleri kalbinde, Bekleyenleri o uzak olmayan ülkede kalmıştı.


Ertürk DEMİRCİ
Alt 09.06.2008, 21:22 #10
Silver Members

Standart Mor Menekşeler


Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği iki katlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor, mor açar, mis gibi kokarlardı..Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi.. gölgeyi sever menekşelerdendi..Oysa öğretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki güneşi severken,onlar neden gölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu Hande...Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler bu yüzden bu kadar güzeldi.Herkesten farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı.Daha o yıllarda farklı olmak için uğraş vermeye başladı. İlk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Haber’in yanına oturmak istiyorum öğretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın, şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Öğretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande' yi. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın diye öğretmen Hande'nin annesini çağırdı. Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu : - Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun? Hande cevap verdi : - Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekşeler farklı, belki de bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi. Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak - peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin, " dedi. Pazartesi Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi, hem Hacer. Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlarda soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibi dağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti. En çok alınan Doktor Cemal Beyin kızı Esin'di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar, Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı Esin'in. Hande ile konuşmuyordu. Birgün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu. İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu.Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı? Sonra menekşeleri hatırladı hemen düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer'in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında oturuyordu, Hande ile konuşmuyordu. Hande canı sıkıldığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç sevmezlerdi eve doğru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti bu Hacerdi. Hande'ye gülümsüyordu. - Hoş geldin Hande buyurmaz mısın?, dedi. Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda sıcacıktı odun sobası her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande... - Bu soğukta? Hacer gülümsedi ; - Onlar annem için, annem onları çok sever. Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande. "Annen hasta mı?" dedi. "Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, bir tek ineğimiz var onunla geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor, dedi Hacer utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum. Hande'nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı, ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlayarak. "Bir şeyler yapalım anne" dedi. O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mor menekşeler Hande'ye Hacer'i armağan etmişti. Hacer'e ise hem Hande'yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarına vicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir ögretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de öğretiyor. Bir kızı var adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande.
LÜTFEN SEVGİNİZİ ÖNYARGI KOYMAYIN. HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR.
Alt 20.08.2008, 11:04 vahantiktas - MSN üzeri Mesaj gönder #11
Üniversite 4. Sinif
emeğine sağlık güzel olmuş
Alt 20.08.2008, 20:08 #12
Ilkokul 6. Sinif
güsel yazı
Cevapla

Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Kodlari Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvp Son Mesaj
Asla Vazgeçemem Senden ASla... fatih_58 Silinen Konular ve Mesajlar 1 16.03.2009 23:36
''Seni Seviyorum'' Demeyin! ONUR Sevgi Üzerine Yazılar 0 21.08.2008 17:38
Sakın İnşallah Demeyin! SaKLaMBaC Haber Arsivleri 3 24.03.2008 01:10

WEZ Format +2. Şuan Saat: 04:56.
Cayburg - Arşiv - Top - Iyiler - Web Stats
Rapidshare Uploaded.to Uptal.com Upshare.NET Filefactory.com Videolari, Video izle Fun, Fan Anket WinRAR | File Hosting Free Kurd Radyo Dinle Bedava Albüm Indir Yeni Albüm Albüm Paylasim .Net .Org
Powered by vBulletin® Version 3.8.1 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197