CAYBURG.NET
Türkücü ve Ozan Biyografileri Türkücü ve Ozanlarimizin Biyografilerini Bu Forumda Paylasa bilirsiniz...
Cevapla
Bülent CEYLANİ Bu konu 267 defa okundu ve 0 yorum yazildi.
 
Seçenekler
Alt 01.06.2008, 01:47 #1
Bronze Members

Standart Bülent CEYLANİ


Bülent CEYLANİ





Asıl adı Bülent Ceylan’dır. Sivas’ın Gemerek İlçesi’nin Bulhasan Köyü’ndendir. 18.09.1974 günü, bir eylül akşamı aynı ilçenin Çepni Kasabası’nda dünyaya gelmiştir. Burası annesinin köyüdür. İki yaşına gelene kadar bu kasabada kalmışlar, daha sonra Kayseri’ye taşınmışlardır. Kışlarını Kayseri’de, yazlarını ise babasının köyü olan Bulhasan’da geçirmeye başlamışlardır. İlk-orta okul ve liseyi Kayseri’de tamamlamış, sonra Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanmıştır.


*****************


‘’ ...Türkülere ve şiire ise daha çocukluk yıllarında merak sarmıştır. Babası, öğrensin diye ona bir saz (bağlama) alır. Kendi kendine, soba yanan tek odada, kâh annesinin örgü makinesi gürültüsünde, kâh kardeşlerinin “rahatsız etme!“ uyarıları içinde öğrenmeye çalışır. Pir Sultan, Veysel, Mahsuni türküleriyle doludur içi. Aşık Veysel babasının yakın dostudur. Köyleri yakındır. Yine Aşık Sefil Selimi ile de babasının ortaokul yıllarından tanışıklıkları vardır. Ama geçim sıkıntısı muhabbeti sılada bırakmıştır. Babası geçim şartlarından dolayı 1970 yılı ortalarında yurtdışına gider. Birkaç yıl işçi olarak çalıştıktan sonra asıl mesleği olan öğretmenliğe geçer.

Çevre köylerdeki âşıkların söylentileri ilgisini çekmekte ve türküleri olaylarıyla birlikte merak edip sormaktadır. “Güzelliğin on par’etmez demiş de niye demiş ki, çirkin miymiş sevdiği?... Demek hiç görmemiş“

Ortaokul, lise yıllarına doğru şiirler yazmaya başlasa da utanır, kimseye diyemez ve de kaleme almaz. Ta ki Şarkışla’dan yeni bir saz alana kadar. Yeni bir saz alırlar almasına ama sazın ağacında delinmeler başlar. Acaba alırken mi fark etmemişlerdir yoksa sonradan kurt mu yemiştir. Buna çok üzülür. “Dağda da davarı kutlar çalardı. İrisiyle ufağıyla o gün bu gündür anlaşamadık” diyor gülümseyerek. Bu arada eniştesi de saz çalmaktadır. Hatta özendiği, örnek aldığı kişidir. Eniştesine derdini anlatıp onu sazını kendisinden satın almaya ikna eder. Eder ama ablası “hani delik diyordun ya gardaş, mantı mi süzeceğim kevgir gibi sazla“ diyerek ha bire fiyat kırar ve vazgeçerler bu sevdadan;


Şarkışla’dan bir saz aldım
Alıp da çalmaya daldım
Delik çıktı haber saldım
Param haram olsun sazcı

Ben bu sazı satmalıyım
Hemen evden atmalıyım
Kayıplara katmalıyım
Ne hayın bir kulsun sazcı

Enişteme sattım bir kez
O da dedi delik bu saz
Sen satana uğra da kız
Allah'ından bulsun sazcı

Az gönlü var eniştemin
Ablam yok der etmiş yemin
Yarın sazı alın gelin
Armut gibi ulsun sazcı

Bacım dedi yetmiş olsun
Kardeş cebin para dolsun
Sazı alan satan gülsün
Halımdan ne bilsin sazcı

Ertesi gün sazım gitti
Ben zannettim bu iş bitti
Bacım epey inat etti
Öcüm sende kalsın sazcı

Sazı geri alıp geldim
Olanlara hayli doldum
Kalemi elime aldım
Sancılanıp yelsin sazcı

Aşık Ceylan benim adım
Kimse bilmez nedir tadım
Bazen soğuk bazen odum
Bana kurban olsun sazcı
Okuyup da gülsün sazcı



Bu şiir ailesinin ve kendisinin hoşuna gitmiştir. Taşlamalara devam eder ama yine de yazmaz bir kenara.

Lise dönemi biter, tıp hayatı başlar sonunda. Sivas’a, asıl memleketine taşınmıştır. Tam anlamıyla talebedir artık. Üniversite burası. 72 millet var. Hatta orta-kuzey Anadolu’nun buçuğu bile gelmiş.

Ne köylerdeki gibi insanlar bulur şehirde, ne de umduğu gibi bir şehir. Uzun, inişli çıkışlı bir fakülte hayatı süresince hemen hiç şiir yazamaz. Bazı istek var bazı yok, eğitim zor ve ders dışı şeyler okumaya bile zaman kısıtlı... Kimileri müzik, nota dersleri alır güzel sanatlarda, ama bağlama üzerine özellikle bir eğitim yoktur. Olanlarda malum siyasi nitelikte sayılmakta ve düzenli bir çalışma yapılamamaktadır. Yine kendi kendine uğraşır yavaş yavaş.

Asıl mesleği hekimliktir ama bağrından türkü sevdasını atamaz bir türlü. Sık sık Sivas’ın köylerini gezer, kendi köyüne gider. Bazen dağlarda gezer yalınız. Aşağı iner Kızılırmağı seyreder uzun uzun. Bazen sabah erkenden yüzünü yıkar ırmaktan. Bazen demlenir, türkü söyler ırmağın kıyısında. Bu sevda nedir, kendi de bilmez. Sivas ayrı bir hava çalmaktadır. Umduğu Sivas, köylerden başka yerde yoktur. Geçer köylü şehirli kısır dokuz yılı.

Okul bitmiş, tayin bekler. Bir de öğrenir ki köyüne dağdan sınır ama arabayla 3 saat kadar uzaklıkta olan, Yozgat’ın Akdağmadeni İlçesi’ne çıkar tayini. İşte ömrümden yıl çaldı dediği orada gecen iki yılıymış meğerse...

Bu arada ihtiyaca binaen asıl adı Karamağara olan Saraykent’e, olumlu bakınca; küçücük, şirincik bir belde, dürüst bakınca; ekmek bile zor bulunan, siyasi çıkarlarla ilçe olmuş bir yere sürülür ödül olarak. Kura sonucu gidecek kişinin belirlendiğini, onunda kendisi olduğunu söylerler yetkililer. Oysa daha önce kendisine hiç piyango çıkmamıştır. Tersine kendi ilçesine tayin istediğinde “1 yılını doldur öyle gel” denmiş, doldurup “gittiğinde tayin zamanı değil”, tayin zamanı gidince de “dilekçeni Yozgat’tan geçir gel” ... Burada çalışmamaya kararlıdır. Çünkü ona göre haksız olan sürülmesine hayli içerlemiş, 1 yıl kadar ilçeye git, nöbet tut Sivas’a dön, evsiz yaşa derken epeyce yıpranmıştır.

Sonunda, “askere gideyim, neresi olursa olsun, az bir zaman da olsa farklı bir yerde çalışıp kendime gelirim, sonra basarım istifamı” diyerek askerliğe başvurur. Askerlik öncesi yıllık iznini almak ister, kaymakam veremem der. Dönüşe izini yanacaktır. Ayrıca gidiş için hazırlık yapamayacak, 20 gün daha acilde yatıp kalkacaktır. Öyle de olur. Askerliğe teslim olmaya on günü kalmıştır artık. Bu sefer son 10 gün ilişiğini kesmek ister; “I ıh... Yıllık iznini al. Teslim olmadan 1 gün evvel gel ilişiğini kes, sen zaten burada durmuyor Sivas’ta kalıyormuşsun, bilgilerini aldık” denir, ne denir?

“Allem kallem etti, ilişik kesmedi. Bu sefer de yıllık izini verdi. Sülüs elimde, izini bitireceğim, teslim olmadan 1 gün önce gelip ayrılacağım, geri memlekete döneceğim ve hemen birliğe yetişeceğim. Sanki gavura askerliğe gidiyom ya. Önceden imzamı alıp son gün ben gelmeden ilişiğimi kestiler memleketim usulü. Büyük patrona dediler demediler bilmiyorum. Acaba iki ilçede de barınamama sebebim, hani olur ya, savcı-kaymakam-saz arkadaşları karesi, onalara katılmamam mı?


Güzel, düzenli bir hayatı Balıkesir’de askerlikte yaşadım. Acaba “ben mi yanlışım” düşüncelerimi Balıkesir’de attım. Her şey zamanlıydı. Doktor olduğumu, biraz olsun sahipsiz olmadığımı hissettim. Hatta bir keresinde yol tıkanık, iki polis memuru durmuş muhabbet ediyordu; “Arabayı çeker misiniz memur bey?” dediğimde olan oldu. “Sana ne lan, uygulamayı görmüyon mu?” deyip parladılar. Ortada ne üçgen ne de işaret vardı. Uygulama da yoktu zaten. Meydandaki göbekti orası. Altısı birden bindi bize... İnzibat geldi ve biz kurtulduk. İlk defa tartışma sonrası nezarette yatmadım...


Sonunda askerlik bitti, kürkçü dükkânına döndük. Göreve başlamamı ve istifamı anlatmayacağım.

Almanya’ya geldim. Hâlbuki ne savcı ne kaymakam ne de evimi bastığı, yolumu kestiği için savcıya şikayet edip tekrar savcıdan azar işittiğim çakal sanırım sevemez benim vatanı...


Şimdi Almanya’da yaşıyorum. “Bu gâvurlara alışamadım hocam. Ne dediklerini anlıyom, ne de yediklerini yiyebiliyom” diyenlere; ”Ya sev ya terket” diyorum. Beni alışmak zorunda bırakanlar pek farklı bir cins değildi ” , diyor hiddetlenerek...

Ve... geldim Almanya'ya,........Kısacası burada da papazı çektik. Gerçi Türkiye'de Türk olarak çektiklerimin yanında, Almanya'da yabancı olarak gördüğüm muamele hafif kalır. Sanırım burada benim durumumda çalışacakların sayısı az olduğundan netleşmiş bir bilgi henüz yok, bunda memurların kişişel görüşleri büyük rol oynuyor. Tabi her zaman olduğu gibi zor olan benden yana çıktı. Şans bana hastane ararken güldü. Üç hastane beni kabul etti. Ben de istediğim birini seçtim. Hayatımdaki 33 yılın 26 sı okumakla geçti. Canımı en çok sıkansa, eğitim bakımından hiç bir özelliği olmayan, hatta hiç bir özelliği olmayan, birazda cepleri kabarık insanların, benimle konuşurken "iyi yav, bak ne güzel okumuş, doktor olmuşsun. Bize de zamanında babamız çok dedi de okumadık, işte böyle sürünüyoruz" demeleri. Bilmezler ki nasıl olduğumu ve nasil çalıstığımı (?)

Bir doktor ablanın dediği geldi aklıma; "Olsun Bülent, acılar olgunlaştırır adamı".

Şu anda bir hastanenin genel cerrahi servisinde çalısmaktayım. ‘’



[Üye Özel | Für Mitglieder | For Members]

Cevapla

Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Kodlari Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvp Son Mesaj
Bülent Serttaş gakgo23 Türkücü ve Ozan Biyografileri 5 31.03.2009 17:04
Bülent Ortaçgil ulastekir Silinen Konular ve Mesajlar 8 24.02.2009 16:43
Bülent Ortaçgil ulastekir Silinen Konular ve Mesajlar 4 24.02.2009 16:31
Bülent Sabah KartaLizma00 Silinen Konular ve Mesajlar 1 03.01.2009 17:05
Bülent Ersoy Emrah39 BİYOGRAFİLER 0 28.12.2008 00:31

WEZ Format +2. Şuan Saat: 12:01.
Cayburg - Arşiv - Top - Iyiler - Web Stats
Rapidshare Uploaded.to Uptal.com Upshare.NET Filefactory.com Videolari, Video izle Fun, Fan Anket WinRAR | File Hosting Free Kurd Radyo Dinle Bedava Albüm Indir Yeni Albüm Albüm Paylasim .Net .Org
Powered by vBulletin® Version 3.8.1 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197