Bu Halk Seni Unutur mu?
Kürt Yazar Mehmet Uzun’un cenaze töreni farklı düşüncelere sahip siyaset, edebiyat, işadamları ve Uzun okurlarını bir araya getirdi.
Yapılan Konuşmalar
İlk önce söz alan Yazar
Yaşar Kemal, “Bu kadar zorluklar içinde başeserler yazmak Mehmed gibi insanların işidir. Dili yaratmak destancıların, aşıkların işidir” dedi. Mehmed Uzun’un roman macerasının uzun ve yoğun bir macera olduğunu Uzun’un ardından Kürt yazarlarının yetişeceğini söyleyen Kemal, Uzun’un Kürt diline, roman dilinin dikenli yolunu açtığını belirtti. Kemal, Uzun’un Kürt yazılı edebiyatı ve halk edebiyatının yoğunlaştığı bir bölgede doğduğu ve anadilinin Kürt dili olduğunu hatırlatarak “Mehmed ana dili kadar Türkçe’yi de öğrenmiştir. Türk halk dili de çok zengindir. Mehmed Uzun bu iki halkın da dilini, sözlü ve yazılı edebiyatını öğrenmiş, kaynak yapmıştır. Başta İsveç olmak üzere dünya kültürlerini de özümsemiştir” dedi.
Mehmed’in dilinin usta, yeni ve yalın bir roman dili olduğunu söyleyen Kemal, “Böylesine yalın bir dille yazabilmek anca ustalara hastır. Betimlemeleri, göze batmadan, insanın haberi bile olmadan, destanlar gibi örülmüştür” diye konuştu. Mezopotamya’nın yaşayan en eski dili olan zengin Kürt dilinden böyle romanların halk için büyük mutluluk olduğunu söyleyen Yaşar Kemal, “Mehmed Uzun böyle bir dilin ustasıdır. Gelecek büyük Kürt romanının ilk temel taşını koymuştur. Bu onur onundur” dedi. Kemal sözlerini şöyle tamamladı:
“İnsanlığı insanlık eden her şeyden önce kültürdür. Ve dünyada hiçbir kültür hiçbir kültüre zarar vermemiş, her kültür öbür kültürü beslemiştir. Bir ülkede kültürlerin çeşitliliği, o ülkenin zenginliği, büyüklüğüdür. Mehmed’in romanı, kişiliği insanlığımızın zenginliğidir. Bu insan politikada da dimdik durmuştur. Orada da hatalar işlememiş, her zaman şiddeti kınamıştır. Yaşamı boyunca konuşmaları eserleriyle savaşa karşı koymuştur. Ne olursa olsun, kimler karşı koyarsa koysun, Türkiye barışa kavuşacaktır. Ben de buna inanıyorum. Yakında bu savaş barışla bitecek ve Mehmed mezarında rahat edecek. Bu savaşın sürüp gitmesi için hiçbir sebep yok.”

DTP Meclis Grup Başkanı ve Mardin Milletvekili
Ahmet Türk ise Uzun’un çok genç yaşta olmasına rağmen halkına sunduğu çok büyük eseri olduğunu söyledi. Türk “Mehmed’ten büyük bir isim kalmıştır. O halkına sunduğu değerler ve hizmetlerle halkının sesi, dili, vicdanı olmuştur” dedi. Uzun’un yalnızca bir edebiyatçı değil, aynı zamanda siyasetçi, diplomat ve fikir insanı olduğunu belirten Türk “Uzun vasiyetinde Şerafettin Elçi, Yaşar Kemal ve Ahmet Türk’ün konuşmasını istedi. Buradaki mesaj şudur. Düşünce farklılıklarıyla da olsa Kürtler bir araya gelmelidir, artık diyalog günüdür demek istiyor. Bu mesajları beynimize kazıyacağız” diye konuştu.
Elçi: Bu aydınlığı yaşatmak Kürt halkının elindedir
KADEP Başkanı
Şerafettin Elçi de, Kürtçe yaptığı konuşmasında özetle şunları ifade etti: "Kekê Mehmed Kürtlerin gülüdür. Fakat bu gül erken soldu. Mehmed Kürt halkı için bir aydınlıktı. Fakat bu aydınlık erken söndü. Bu aydınlığı yaşatmak Kürt halkının elindedir. Mehmed acılar içinde yaşadı. Hapis ve zindanlarda kaldı. Hakkında bir sürü dava açıldı. Ülkesinden sürgün edildi. Bunlar Mehmed'in içinde çok büyük yaralar açtı ve hasta olmasına neden oldu. Mehmed sadece fiziksel olarak gitti. O bizim gönlümüzdedir. Kendi yaşamını Kürtlerin yaşamı üzerinde kurmuştu. Çünkü yaşamı Kürtlerin içinde devam edecektir. Mehmed halkına aşıktı. Asuri, Kürtler, Ermeniler, Keldaniler için de bir sesti. Onlar da kendilerini Mehmed'in romanlarında görüyorlardı. Nobel Ödülü'nün Uzun'a verilmesi gerekiyordu. Mehmet Uzun iki şeye önem veriyordu. Bir diline, bir de tarihine ve kültürüne. Mehmed biliyordu ki, bir halk tarih ve kültürüyle vardı. Ben inanıyorum ki, Kekê Mehmed Kürtlerin gönlünde hep var olacak ve amacına ulaşacaktır.”
Baydemir: Çıra oldun halkını aydınlattın
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı
Osman Baydemir, Kürtçe yaptığı şiirsel konuşmasında kah Mehmed Uzun’a seslendi, kah Diyarbakır halkına, kah genç yazarlara, kah güvercinlere seslendi:
“Evet, Mehmed, evet kardeşim,
Halkının dostu, sözünün sahibi bugün bayramdır. Kimse siyah elbiselerimize bakmasın. Üzüntümüze bakmasın. Yüzyıldır bizim topraklarımızda bayramlar hüzün içinde buruk bir şekilde kutlanıyor. Bugün de bayramımız karadır. Bütün zorluklarına rağmen kardelenler açacak ve karı, buzu eritecektir. Umutlarımız, senin umutların gibidir.
Gönlümüzün bir köşesinde özgür ve coşku dolu bayramlar için umudumuz saklıdır.
Kardeşim Mehmed, dostlar, arkadaşlar!..
Ey onurlu halkım!
Gün gelecek bu kara bulutlar dağılacak. Bütün yazarlar sürgünlerde, zindanlarda ve çıranın ışığında değil; yıldızların, ayın ve güneşin ışığında özgür duygularını yazacaklar.
Sen o günü yaklaştırmak adına bizi bugün bir araya getirdin.
Emeğin çok büyüktür. Ehmedê Xani'nin, Melayê Ciziri'nin, Feqiye Teyra'nın yolunda yürüdün. Zindan, sürgün yokluk, yalnızlık senin payına düştü. Ancak sen hiç bir zaman aşkından, halkına ve diline olan sevginden vazgeçmedin.
Dostlar, arkadaşlar!..
Bazıları ‘Senin dilin, kimliğin yok’ dediler. O ise, Cigerxwin gibi dedi ki, 'Hayır vardır. Şam şekerinden daha tatlıdır.’
Senin dilin yazı için yeterli değildir dediler. O ise ‘Hayır benim dilim kadimdir, zengindir. Benim kültürüm Mezopotamya’nın kadim toprağı gibi güçlü ve rengarenktir.’
Bunu sadece söylemekle yetinmedi. Büyük romanlar yarattı ve bütün dünyaya gösterdi. O da aynen
Ehmedê Xanî gibi dedi ki:
“İnsanlar demesin ki Kürtler
Marifetsiz ve asılsızdırlar.
Bütün milletler kitap sahibidirler
Bir tek Kürtler bundan nasipsizdirler.”
O da Ehmedê Xanî gibi Kürt dilinin bayrağını, dünya damının başına dikmek istedi.
Arkadaşım Mehmed, halkının dostu;
Yalnızlık içinde ülkenin nehirleri, dağları, yokuşlarıyla konuştun. Yalnızlık içinde Dicle’nin Yakarışı’na kulak verdin. Kah bir dengbejin sesiyle coşkun, kah Güzel Bir İhtiyarın Ölümü’nü tutulan yası kendine vatan yaptın. Bazen kader kuyusuna indin, Mir Celadet’in misafiri oldun, onunla derdini ve kederini paylaştın. Celadet’e hayırlı müjdeler verdin, ona Hawar’ın öğrencilerinin başarılarından bahsettin. Bazen de Bir Yiğidin Destanı’nı okudun.
Dostlar, arkadaşlar!..
Kekê Mehmed çok çalıştı, çok zahmet çekti. Çok şeyler yarattı. Ama sürgün, yalnızlık ve hasret onu yordu.
Soğuk sürgün gecelerinde bir mum gibi eridi. Şifa bulmak için kendi toprağına, kendi halkına ve Amed’lilerin misafiri oldu.
Ey halkım!..
Binlerce defa eviniz şen olsun. Sizin sevginiz ve sizin desteğiniz sayesinde bugün Mehmed Uzun Aşk Gibi Aydınlık oldu. Bir tarafında On Gözlü Köprü ve Dicle Nehri, diğer tarafında
Diyarbakır Surları!..
Her zaman onurlarımız olan Vedat Aydın, Musa Anter ve Orhan Doğan bağırlarına basmak için seni bekliyorlar. Dicle Nehri, sizle Mem û Zin arasında elçi olsun.
Ey yüz akı seydalarımız!.. Dua edin, dua edin. Arkadaşımızı yolculuyoruz.
Ey gecenin ve gündüzün Rabbi!..
Ey merhameti bol Rabbim;
Sen onu cennetine koy. Biz ondan razıydık, sen ondan razı ol. Ey gençler!..
Bugün Mehmed Uzun sizin misafirinizdir. Pak bir misafirdir. Onu omuzlarınızın üzerinde taşıyın ve kalemine sahip çıkın. Ve deyin ki; ‘Bugün 100 bin Mehmed Uzun buradayız.’ Dicle Nehri gibi Diyarbakır sokaklarında akın.
Ey genç yazarlar!..
Mehmed Uzun’un Elî Heriri, Ehmedê Xani, Cigerxwin, Hejar, Hemin, Celadet, Osman Sabri, Erebê Şemo ve Yaşar Kemal'den devraldığı bayrak, şimdi sizin elinizde. Mesuliyetiniz ve yükünüz çok ağırdır.
Değerli halkım!..
Kalkın, misafirimizin elbisesini rengarenk güllerle süsledik. Onu bu yaşamdan bir başka yaşama yolculuyoruz.
Kentimin bütün güvercinleri!..
Toplayın gücünüzü, saf tutun. Kanatlarınızı açın, tatlı bir esinti yaratarak uçun. Bembeyaz bir güvercin bugün size katılıyor.
Kalkın halkım; onu yolculayalım. Hep beraber ona güle güle, yolun açık olsun diyelim. Yolun açık olsun değerli arkadaşımız.
Hep beraber gecenin ve gündüzün Rabbine yakaralım. Mekanı cennet olsun.”