Papa lâik olabilir mi? Papa XVI. Benedict'in ABD gezisi sonunda bitti. Washington'da ABD Başkanı George W. Bush ve eşi tarafından havaalanında karşılanan Katolik Dünyası lideri, başkentteki temaslarını tamamladıktan sonra New York'a geçti; Birleşmiş Milletler'de konuştu, 11 Eylül'de yıkılan İkiz Kulelerin bulunduğu bölgeyi ziyaret etti ve Yankee Stadyumu'nda âyin yönetti.
Acaba Papa bir Türk dinadamı olsaydı, ABD'de yürüttüğü temaslar, katıldığı toplantılarda yaptığı konuşmalar bizim medya tarafından nasıl yansıtılırdı? Dünya medyasıyla birlikte bizimkilerin de gezinin debdebesi üzerinde yoğunlaşmalarına fazla önem vermeyin; Papa Türk dinadamı olsaydı, bütün o görkemli havayı bir tarafa bırakır, gezisini kursağından getirirdik.
Özellikle de 'lâiklik' konusunda söyledikleri yüzünden...
Bulunduğu konuma gelebilmesi için Papa'nın ilâhiyat konusunda bilgin olması gerekiyor. XVI. Benedict ilâhiyat yanında dünyevî ilimlerle de donanmış bir dinadamı; üniversitede dersler verdiği biliniyor. Birkaç dil konuştuğu da düşünülürse, o dillerde yapılan yayınları izlediği varsayılabilir. Böyle birinin lâikliğe ters bakmasına ve ne zaman ağzını açsa neredeyse “Bütün kötülüklerin anası” ilân etmesine ne demeli?
Gezisini planlayanlar ayak basılan ülkenin özelliklerini hatırlatmış olmalılar ki, Papa olmadan önce ve hemen sonra yoğun biçimde eleştirdiği 'küreselleşme' ve özellikle de 'lâiklik' konularında ABD'de fazla vurgu yapmama gayretindeydi XVI. Benedict... Yine de konuya girdiğinde en ağır eleştiriyi lâikliğe yöneltmekten geri durmadı.
Dinadamlarının da 'lâik' olması beklentisi bir tek bizde var; oysa Fransızca 'lâik' sözcüğünün sözlük karşılığı 'dinadamı olmayan' demek. Bu sebeple her düzeyde Hıristiyan dinadamı son zamanlarda lâikliğin bir tür 'ideoloji' haline getirilmek istenmesine karşı çıkıyor. Washington'da kilisenin öndegelenleriyle yaptığı sohbette, çok açık biçimde konuya girdi Papa; Avrupa'nın birçok ülkesinde lâikliğin dine karşıtlık olarak anlaşıldığını belirttikten sonra, ABD'deki lâiklik (secular) uygulamalarını farklı bir yere koydu.
ABD'deki uygulamaya da eleştirel yaklaşmaktan geri durmadığını konuşmasının metninden anlıyoruz. Dediği şu: “ABD'nin lâiklik anlayışı da sorunsuz değil. Tanrı'ya inanmayı uygun görüyor, dinin ve kilisenin kamusal rolüne saygı duyuyor, fakat dini inançları en aşağı ortak payda haline indirgeyiveriyor. İnanç 'oradaki' bir şeylerin 'gerçek' ama gündelik hayatla ilintisiz olduğunun edilgen kabulü haline dönüşüyor.”
“Kürtaj” diyor Papa, “Sanki Katoliklerin savunması gereken bir şeymiş gibi sunuluyor; savunanlar çağın gereklerine uydukları için alkışlanıyorlar. Bu bir skandaldır.”
Bu sözlerin ABD'deki Katolik Kilisesi'ne ait bir üniversitede, üst düzey Katolik dinadamları önünde sarf edildiğini unutmayınız. Papa ABD sisteminin bir parçası olan 'lâiklik' ilkesine doğrudan karşı çıkıyor. “Avrupa'daki birçok ülkede lâiklik dine karşıtlık olarak anlaşılıyor” mesajını da dikkate alırsanız, Papa'nın yaptığı, lâik sisteme bayağı yüksek sesle meydan okumak...
Televizyonlarla naklen yayınlanan bu mesajlara medyadan güçlü bir tepki verilmemesini neye yorabiliriz? “Dinadamıdır, söyleyebilir” rahatlığına mı, “Lâiklik ilkesi de eleştirilebilir” genel kabulüne mi, yoksa “Eleştirdi de ne oldu?” demokrat tavrına mı?
Peki de, biz kendi aramızda neden onlar kadar rahat, kendinden emin ve demokrat olamıyoruz? Neden herkesin belli konularda benzer düşünmesini arzu ediyoruz.
New York'taki St. Joseph Manastırı'nda konuşurken, Papa, “Gençliğim bütün cevaplara sahip olduğu iddiasındaki sinsi bir rejimin gölgesinde geçti. Etkisi arttıkça, okullara, kurumlara, politikaya ve hatta dine de sızdı; nasıl bir canavar olduğu sonunda anlaşıldı, ama neden sonra” sözleriyle Nazizm özelinde totaliter sistemlere de karşı çıktı. Evrensel bir tartışmanın tarafı olabilmemiz için, daha pek çok fırın ekmek yememiz gerekiyor galiba.
Y.Ş Gazetesi |