CAYBURG.NET
Siyasal Tartışmalar Siyasal Tartışmalar
Cevapla
Türkiye 'sol'u ne yapma(ma)lı? Bu konu 474 defa okundu ve 35 yorum yazildi.
 
Seçenekler
Alt 04.05.2008, 23:12 #21
Ilkokul 6. Sinif
Hiç bir büyük lider kendisine kelepçe vuranlara emrinizdeyim demez. Tv'de ki görüntüleri unutmadık.
Alt 05.05.2008, 22:06 murattyus - YAHOO üzeri Mesaj gönder #22
Ilkokul 5. Sinif
"Bence bunun önemli nedenleri vardı. Birincisi; Kürtlere ve Kürt sorununa yaklaşımlarındaki inkârcı şoven tutumdu. Kürt hareketini büyük çoğunlukla devletin algıladığı gibi algıladılar ve Kürt atılımını kendileri açısından da bir şans görmekten çok, 'engelleyici' gördüler, öyle algıladılar. Yaklaşımları da genelde öyle oldu."

"Dördüncüsü, analiz yetersizliğidir. Geçmişin muhakemesini iyi yapan ve neden kaybettiğini doğru sorgulayarak, pratiğe de öyle giren bir tutumun gelişmemiş olması, yaşanan başarısızlığın bir diğer nedenidir"

Bu cümleleri iyi irdelemek lazım diye düşünüyorum.Bugün kürt halkının tayyip ve abdullah güle olan desteğini de sorgulamak gerekiyor.saygılar
Alt 13.09.2008, 01:51 #23
Lise 2. Sinif
Ben hiç Göremedim bu solu nerde bu sol sol 12eylüle birlikte gömüldü tarihe .bence artıl sol denilen bir kavramda kalmadı.Temelsiz yapı yapmanın sonu budur
Yıkılmaya mahkümdur.
Alt 13.09.2008, 09:41 #24
Bronze Members
eskiden türk-kürt birlikte hareket ederdi.
şimdi nerde...............
Alt 15.09.2008, 01:17 #25
Üniversite 4. Sinif
Ya sizi ben öncelikle ; bilince davet ediyOrum.

Türk SoLu diye birşey yoktur!
soL kendi içinde bölümlenmeyen bir bölümdür.
Sol bütündür. Kendi içinde gruplasır.
Solu kötüye kullananlar ne soldur ne de solcu..

Bırakın türk solu işlerini devletin kendine faydası yok sizemi olacak.Artık kabullenin türk solu diye hİtap ettiginiz sey (yani kaos)
emperyalizmin dorularında fink atıyor
Alt 15.09.2008, 01:22 #26
Üniversite 4. Sinif
Angel of Death Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Ya sizi ben öncelikle ; bilince davet ediyOrum.

Türk SoLu diye birşey yoktur!
soL kendi içinde bölümlenmeyen bir bölümdür.
Sol bütündür. Kendi içinde gruplasır.
Solu kötüye kullananlar ne soldur ne de solcu..

Bırakın türk solu işlerini devletin kendine faydası yok sizemi olacak.Artık kabullenin türk solu diye hİtap ettiginiz sey (yani kaos)
emperyalizmin dorularında fink atıyor


süper bir yorum buradan bakarsak kalemine sağlık.
Alt 01.10.2008, 18:15 #27
Üniversite 4. Sinif
solcuyum diyenleri ortadan kaldırıp 68 ruhu taşıyanları getirmeli...
Alt 01.10.2008, 23:59 #28
Bronze Members
sistem öyle bi hal aldıki artık bireyler kendi çıkarları dışında hareket etmiyor.
herkes günü kurtarmak için uğraşıyor.
Alt 18.03.2009, 21:20 #29
Ilkokul 4. Sinif
Sol dedin mi elit,aydınlanmacı,sekter,halka ve sınıfa tepeden bakanlar akla geliyor."Bu halk adam olmaz" cısından "her ayrılık sınıfsal bir temele dayanır" cısına sığ polemiklerin dışına taşmalı ilerici ve devrimci güçler ve şu kendi kendine destan düzme işine de bir son vermeli.Sol içinde yıllardan beri süren sol içi lafazan tartışmalardan artık bıktım.Ve yıllar sonra ne anladım solcuların birliği hiç bir işe yaramaz sınıfa ve halka böyle mesafeli oldukça.
Alt 19.03.2009, 10:13 #30
Lise 1. Sinif
türkiye solu; sol pencereden bakmasını öğrenmeli, amip gibi bölünmemeli...
Alt 19.03.2009, 10:42 #31
Ilkokul 7. Sinif
ilk önce birligi saglamayi amac edinmeli ve Deniz Baykal i emekli etmeli.
Alt 19.03.2009, 21:01 #32
Lise 3. Sinif
1-soyut devlet(tc) düşmanlığından (devletin sınıfsal analizi ve nesnel konumlanışını yap(a)madan) vazgeçmeli
2-sivil toplumculuk denen yeni dünya düzeni ve 12 eylül hastalığından kurtulmalı
3-ab fonlarından beslenip , o devletlerin gösterdiği hedeflere ateş etmeyi bırakmalı
4-hepimiz ermeniyiz diyerek abd büyükelçisinin arkasından yürümemeli
5-politika yapmayı emekçilerin sorunlarını sadece ekonomik düzlemde kalarak yine onlara anlatmaktan ibaret sanmamalı
6-batıcı kürt milliyetçiliğinin kuyruğuna takılmamalı
Alt 23.03.2009, 09:45 #33
Ilkokul 4. Sinif
Kürt milliyetçiliği derken sosyal şoven olmamalı
Kürtler sosyalist değil derken özel harekatçıları aday yapmamalı
Ermeniyiz dememeyi abd büyükelçisine bağlarken tuncay özkan mitinglerine koşmamalı
e muhtıraları alkışlamamalı
Devrim üniversite kampüsünden başlar sanmamalı
Siyasi mücadeleden salt türbanla uğraşmayı çıkarmamalı
Alt 25.03.2009, 12:42 #34
Lise 3. Sinif
deneme 1 , 2 ,3

devamı ....
gelecek
Alt 25.03.2009, 14:02 #35
Ilkokul 8. Sinif
Gelinen yerde Türkiye solu, geleneksel açıdan iktidara talip olmayı değil, “muhalif” olarak rüştünü ispat çabası içinde, yürütülen politikalara bağlı olarak, devlete kendisini muhatap olarak kanıtlama temelinde oluşan kişiliği; bunu örgütüne ve mücadele anlayışına yansıtması bugüne ulaşan temel özelliği olagelmiştir. *

Muhalif olmak mı? alternatif olmak mı? sorularının yarattığı kafa karşıklığı solun kadro olarak gıdasını yoksul ve ezilen kitlelerde ve bunların mekanı varoşlarda bulurken; Klasik anlamda proleter sözcüğünden anladığı “bilinçli”, “örgütlü” işçi için öncü kavramı ile hareket ettiğinden ve ancak öncünün bu kesimden çıkacağını düşündüğünden genel olarak politik olarak seslendiği kesim ise fabrikalarda çalışan ve sendikalarda örgütlenmiş işçiler olmaktadır. Bu alanların (fabrika ve işçi sendikalarının) dışında kalan kesimler, işçi sınıfı içinde dahi sayılamayacakları gibi örgütlülük için uygun değillerdir.

Türkiye sınıf hareketi, dünya sınıf hareketindeki gerileme ile birlikte pratik ve teorik alanda en tıkanık dönemini yaşıyor. Bu durum, sorunun neresinden tutulacağı, nasıl bir yöntemle yapılacağı konusunda kafa karışıklığıyla ilgilidir. Mevcut yaklaşımlar sorgulandığında veya benimsediği geleneğe eleştirel baktığında, mevcut devrimci konumun ve mevzilerinden de uzaklaşacağı, savrulmalardan kurtulamayacağı gibi devrimci kaygılar da, sorunda kısırlığın en başta gelen nedenleri arasında yeralıyor.

Türkiye devrimci hareketi, devrimci pratik için gerekli, teorik derinlikli ilgilenmeyi birlikte gerçekleştirme olgunluğuna henüz ulaşamamıştır. Hangi konuya yönelse savrulmalardan kurtulamamaktadır. Oysa bu birlikteliği başarmak, komünistler için yaşamsal önem taşıyor. Çünkü korkularla, önyargılarla yolalınmadığı yaşanarak görülen bir gerçektir. Kaldı ki, devrimci hareket politik ve örgütsel olarak da gerileyebileceği en geri noktaya da yaklaşmıştır; mevcut konumda ısrar, artık bir çürümedir.

Özellikle yasal olarak örgütlenenlerde bariz bir şekilde görülen, kendisini işçi emekçi örgütü olarak tanımlayanların, devlete doğru “beni de görün” feryatları içinde örgüt olarak rüştlerini ispat çabası, devlete kendisini muhatap olarak kanıtlama temelinde oluşan kişiliği; bunu örgütüne ve mücadele anlayışına yansıtması örgütlenmelerin temel bir özelliği olagelmiştir. Bu iddianın temelinde yatan gerçek şudur: Osmanlı’dan bu yana ilk muhalefet hareketlerinden başlayarak günümüz örgütlerine kadar “Marksist” veya “sosyalist aydınlar”, sadece politik muhalefet görevini üstlenen örgütler içerisinden çıkarak gelmişlerdir.

Devrimci arenada varolan hareketler, bir yandan kapitalizmin egemenliğini kabul ederek sosyalist devrim perspektifi ile devrim tahlilleri; diğer yandan kapitalizmin aşırılıklarının ön plana çıkarılmasına dayanan ve bunları yok etmeye yönelik reform programları yapmaktadırlar. Mücadele alanında ön plana alınan ise ne devrim ne sosyalizm hedefidir. Önemli olan varlığını sürdürebilmenin ve bu söylemler üzerinden rant koparabilmenin araçlarını yaratmaktır. Açıktan savunulan ise sistemin aşırılıklarının törpülenmesi ve sistemle ortak bir arada yaşamın sürdürülebilmesi çabasıdır.

Düzene muhalefet eden hareketlerin programlarda yazılan “iktidara gelince yapacaklarımız” bölümüne sayılan işler (hareketlerin hiçbir zaman yönetmek üzere örgütlenme anlayışının bulunmamasına rağmen) kendini muhalif olarak ispatlamaya çalışmanın bir ürünüdür. Çünkü bu ifade, “Yapılacakları devrimle (ancak) biz başarabiliriz, bu koşullarda başka türlü olamaz"ın anlatımıdır. Bu, Leninist anlamda “talepler için mücadele etme”ye çağrıda bulunmak değil, öncelikle kendilerini kitlelerin yerine koyma ve kitleye rağmen kitle politikası izlemek ve savunulan düşüncelerin düzen içinde çözülemeyecek sorunlar olarak gösterilmesidir. Oysa savunulan taleplerin niteliğinin burjuva demokratik taleplerden öteye geçememesi, onların elindeki (teorik gibi görünen) silahları da almaktadır.

Diğer yandan; yasalcı, küçük burjuva örgütsel yapılar, Marksist teoriyi kendi sınıfsal gerçeklerine göre değerlendirdiğinden. Hiç bir bilimsel araştırma dayanağı olmadan öne sürülen proğramatik düşüncelere dayanak arama girişimi, araştırmada olguları ‘amaca uygun bir biçimde irdeleme’ tek yanlılığını getirmiştir. Her sınıfsal yapı bir örgütlenme aracılığı ile kendisini ortaya koyarken söylemlerin sol ve marksist tandanslı olması bu gerçeğin üstünü örtmemektedir.

Sol hareketin ortaya koyduğu teorik siyasal programlar, gelişmenin yarattığı yeni koşulların farklılığını gözetmek yerine onları yapay bir biçimde ya ideolojik davranarak yok saymaya çalışmakta ya da bu yeni gelişmeleri tümden kabullenip gelinen yerin en iyi nokta olduğu savunuları ile sistemler bir çeşit uzlaşma alanları yaratılmaktadır. Diğer yandan yasal olarak kurulan partiler ise bir çeşit orta yolculuk tavrı ile hem ideolojik söylemlere baş vururken diğer yandan uzlaşımların çabaları, yöntemdeki idealizmi ortaya koyucu niteliktedir.

Marksist olmaya Marx’ın eserlerinin okunması nasıl yetmiyorsa, Lenin'in Ne Yapmalı'sının bir bölümünün okunması da “devrimci Marksist örgüt yaratmaya” yetmiyor. Söyleme “bahane bulma” tarzı okumalar, ideolojik olarak doktrinarizmi,örgütlenmede de dar örgütçü ve sekter kast tipi örgütleri ortaya çıkarmıştır. Marksist örgüt olmakla yetinmeyip yasla alanlara yelken açan yapılarda ise teorik alanda hiç bir şey söylemeye gerek görmeden pratik alanda kendi varlıklarını her koşulda sürdürebilmek için sistemle uzlaşmak dahil her türlü yönteme başvurmaktan çekinmemektedirler. Sınıf mücadelesini “baltalamaya” çalışan en tehlikeli sol oportünist unsurları haline gelmektedirler.

Onlara göre sınıf mücadelesinde sosyalizm ve iktidar demek; tutarsızlık, dünyayı bilmemek gelişmeleri yorumlayamamak demektir. İşçi ve ezilen mücadelesi ve sosyalizm demek ; marjinal olmakla suçlanmak, sınıf içerisinde kuşku ve moral bozukluğu yaratmak demektir. Hele hele yasal partilerin kendilerini koruma çabalarını eleştirmek “ kitlelerde sola ilişkin kuşku” yaymak isteyen, “art niyetli” “inançsız” kişiler olmak anlamına gelmektedir.

Bu gün var olan örgütler için devrimci, sosyalist, marksist olmak sadece onların icazetinden geçmektedir. Bu icazeti almayanların, kazara eleştirenlerin bu örgütlerden çıktığı göz önüne alınırsa ne olduklarını tartışmaya bile gerek yoktur. Kitlelerden söz edenlerin kitleleri görmediği apapçık ortada iken muhalif örgütler olarak, kitleselleşmek adına ya legalizme yönelmekte, ya da kendilerini korumaya aldıkları kale duvarları ardında küçük gruplar olarak kalmaktadırlar.

Bugünkü mücadele platformunda mücadele içerisinde örgüt hegomonyalarına karşı da mücadele etmek durumunda kalan devrimciler; ilk başlarda içinde bulundukları örgütler içerisinden sınıf mücadelesini savunurlarken, içinde bulundukları örgütlerden zorla uzaklaştırlmakta ve ya önlerine konan engellerle dolayı bulundukları örgütleri terk etmeye zorlanmaktadırlar.

Tasfiye edilen “sahte solcuların” yasfiye edildikleri alan dışlarında bir araya gelmelerine ve örgütlenmelerinde yönelik eleştiri, sınıf mücadelesini bölmek, sınıf birliğine karşı çıkmak” sınıf mücadelesi içinde bölücülük olmaktadır. Yıllardır içinde bulundukları teorik iflası, pratik alanla kapatmaya çalışıp onun yerine ısrarla pratiği ikame etmeye çalışanlar, Marksist devrimcileri teorisizlikle ve ideolojik-politik, örgütsel farklılıklarını ortaya koymamakla suçlarlarken bu farkı ortaya koymaya çalışanlara da yaşam hakkı tanımamaya çalışmaktadırlar.

Mücadeleyi kendi icazetleri altında tutmaya çalışanların devrimcilere yaklaşımı “anlayışları” ve “eylemleri” ile sınıf mücadelesine zarar verenler olarak “kötü niyetli kişiler” olarak lanse edilirlerken, kitleler içine sızan “sahte solcular” olarak suçlanmaktadırlar. Dünya sınıf mücadelesi tarihinde bu tür suçlamaları kullanan II. Enternasyonalcilerin durdukları yer herkes tarafından bilinmektedir.

Marksizmdeki pratik, nesnel bir zorunluluk olarak değişimin olmazsa olmaz koşuludur. Bu pratik, nesnenin gerçek hareketinin yarattığı pratiğin kendisi olan çelişkide yatar. Marx'ın, tarihi ve toplumu yaratanların gerçek ve somut insanlar olduğu görüşü, meşruiyetini buradan alır.

Örgütlenmelerin tümünde görülen, kendi gelişim süreçlerine, varılması gereken sonuç olarak bakan “nirvana”ya ulaşmış insanların yaklaşımı: ermek için bu aşamalardan geçtik, sonra şu kadar süre ideolojik tartışma ve netlik aranışıyla geçti ve sonunda ‘erdik. ‘Ermişliğin’ dayandığı temellerden biri, herkesin (bütün devrimcilerin) eninde sonunda kendi çevrelerinde toparlanacağına olan inanç”tır. Bu durum Türkiye devrim hareketini zayıflatan ve Komünistlerin kendi içlerinde birlik olma düşüncesini baştan kesen bir anlayışı beraberinde getirmektedir. Zira “olgunlaşmanın” ikinci aşaması zorunlu olarak çürümeyi getirmektedir. Gelişen ama dönüşemeyen yapılar belli bir gelişmeden sonra kendi içlerine dönüp kaatılaşmaktadırlar.

Bu tarzdan uzaklaşamayan devrimci örgütler, kendi sınıfsal konumlarını, Marksizm adına üretilen ideolojilerle teorize etmektedirler. Marksizm de buna kılıf olarak geçirilmektedir. Marksizmin yorumlarını, ideoloji adına politik destek olarak almak bir dönem örgütün hareketliliği için yetebiliyor. Fakat Türkiye solunda her yeni dönemlerinin sonrasında yapılan değerlendirmeler, nedense yapamamanın, bilememenin ve dönemi değerlendirememenin özeleştirisi olmaktayken. Alınan bir takım doğru kararların ise kadroların eksikliğine bağlı olarak hayata geçirilemediği, kadroların bu işlere yetmediği ve yeterince çalışmadığı eleştirisi üzerine kurulu değerlendirmeler kadroları örgütte tutmanın telaşıyla üretilmeye çalışılan teoriler, gerek örgütsel yapıyı gerek kadroları, zenginliğin bulunabileceği kaynaklardan da büsbütün uzak tutuyor.

Bu konuda en belirgin olan 1980 cuntasının yaşanabileceğini, Türkiyede istisnasız tesbit etmeyen ve bu konuda yazı yamayan örgüt hemen hemen hiç yok gibidir. Ama ne acıdır ki Bu tesbitleri yapanların bunun gereklerine uygun davranmadıkalrı da gün gibi ortada zira 12 Eylül bir kasırga etkisi göstermiş ve tüm çadırları altüst ederek dağıtmaya yetmiştir.

Böylece her özeleştiri dönemi sol hareketler içinde yeni yapıların çıkmasının nedenlerinden birisi olmaktadır. Ayrışmalarda yeni grupların ifadeleri genel olarak “ben daha iyi yaparım" olurken, bireylerde ise örgütsüz kalma . Bir dönem büyüyen ve gelişen yapılar zaman içinde katılaşmakta ve örgütsel bütünlüğü koruma çabasına girmektedirler.

Gelinen yerde sınıf mücadelesine şu ya da bu şekilde destek veren, onu omuzlarında taşıyan ve ezilenler mücadelesinin herhangi bir yerinde yer alan tüm devrimci ve mücadelecilerin yapması gereken şey; sınıf mücadelesinde sınıfsız toplum mücadelesinde ezilenleri asgari bir proğram etrafında örgütleyecek onlara güven verecek ve bu uğurda onları mücadeleye çağıracak olan yeni örgütlenmeyi yaratmaktır. Bugün temel sorun mücadelenin dar alanlara sıkışmış, yasalcı düzen içi örgüt ve organlarda sönümlendirilmeye çalışılan bir faaliyet olmaktan çıkarılmasıdır. Dolayısıyla devrimciler toplumsal muhalefetin en dinamik güçlerinden birisi olma ve toplumsal mücadeleyi, düzen dışına çıkarma görevlerini bir arada ele almalıdırlar. Bunun için ilk adımda yapılması gereken açıktır: Bugün devrimciler toplumsal muhalefeti her yerde, her alanda örmek ve yaymak sorumluluğuyla karşı karşıyalar.

Ezilenlerin en küçük bir hak arayışını bile düzene karşı genel bir karşı duruşun simgesi haline getirmek, eylemin biçimini ve politik içeriğini de önemsemek ayırıcı bir çaba ve eforu gerektirmektedir. Bu çaba aynı zamanda egemenlerin karşısında işçi sınıfı ve ezilenlerin taleplerini öne çıkartmak, ezilenlerin önemli taleplerini birleştiren bağımsız bir politik eylem sürecini ve örgütlülük yaratmaktır. Bunun için en önce devrimciler, örgütledikleri tüm mücadele biçimlerinin, genel mücadele süreçleri içindeki anlamını iyi kavramalı ve sınıfı ve ezilenleri sadece eyleme değil, politik bir duruşa çağırmayı da hedeflemelidirler. Aksi halde ne mücadeleyi militanlaştırmak ne de birçok mücadele süreçlerini birleştirebilmek mümkündür.

Böyle bir çalışma tarzının net bir politik kavrayış ve bilinç gerektirdiği ise açıktır. Ama önümüzdeki sürecin sorunları da ancak inisiyatifini ve enerjisini kollektif ve örgütlü bir devrimci politik gelişmenin sağlanması için harcayan, kendi devrimci politik gelişimini politik faaliyetin gelişiminin önkoşulu ve tamamlayıcısı haline getiren ve yaşamını bu temelde örgütleyen devrimci bireyler tarafından çözümlenebilir niteliktedir. Çünkü devrimciler bir yandan toplumsal mücadeleyi örgütleme konusunda öncü bir tutumu yaygınlaştırırken, diğer yandan da toplumsal mücadelenin devrimci bir akışın parçası haline getirilmesine ilişkin kapsamlı politik sorunlara çözüm üretme görevini üstlenmelidirler. İçinde yaşadığımız coğrafyada ve tarihsel kesitte, devrimin genel sorunlarına çözüm bulmaksa ancak bir mücadele örgütünün gerekli kıldığı kollektif bilinç ve sorumlulukla, gelişkin bir politik kavrayışla hareket eden devrimciler tarafından başarılabilir.

Muhakak ki devrimciler sınıf örgütünün bulunduğu bir yerde yeni bir sınıf örgütü kurmaya kalkmazlar. Türkiyede kendisine sınıf örgütü diyen örgütlerin hiç birisi sınıf içerisinde yer almadıkları gibi, sadece sınıfı değil ezilenleri ve onların mücadelesini dahi görmemektedirler. Varolan örgütlenmelerin yarattığı ideolojik kaos içerisinde yer almayan ya da onlardan ayrılan ve kendi başına duran devrimcilerin yekün sayısı bugün için Türkiyedeki toplam örgütlerin barındırdığı insan sayısını kat be kat aşar bir durumdadır.

Türkiye devrimci hareketinin mirasının içerdiği devrimci dinamiğin önemi, bütün sorunlarına rağmen, gözden kaçırılmamalıdır. Devrimci hareketin tarihi, her yanıyla sorgulanması ve iyi-kötü, doğru-yanlış yönleriyle ayıklanması gereken bir süreçtir. Bulundukları alan itibarı ile şu yada bu şekilde sınıf mücadelesi içinde yer alan bu devrimcilere düşen temel görev bulundukları alandan aktif bir biçimde yeniden yapılanarak mücadeleye daha aktif katılmak durumundadırlar.

Türkiye’de devrimciler bulundukları her alanda, , duyarlı, sorgulayıcı olamak ve gelişmeleri asgari düzeyde de olsa takip etmeyi başaramak zorundadır. Kuşkusuz hiçbir hareketin diğer bir harekete “sen mücadele edemezsin” şeklinde bir dayatması olamaz. Fakat yapılan işlerin (olumlu ya da olumsuz), ortaya atılan iddiaların, söylenen hiçbir sözün hesabı tutulmamış ve gerektiğinde sorulmamıştır.

Bugün toplumsal muhalefetin genel koşulları ve devrimci politik faaliyetlerin iç kültürü bu tür bir bilincin yeniden üretimi ve örgütlü politik ilişkilerin gelişimi bakımından son derece olumsuz bir genel atmosfer oluşturmaktadır. Toplumsal muhalefetin yaşadığı kriz örgütlü politik faaliyetle kurulan güven ilişkilerini zedelemekte, krizin ancak devrimci mücadele süreçleri içinde bulunabilecek olan çözüm olanakları görmezlikten gelinerek, öznel sorunlar temelinde kısır tartışmalar yaratma eğilimleri boy vermektedir. Toplumsal mücadelenin hemen hemen her kırılma döneminde solun ya sosyalizm ya da sosyalist demokrasi tartışmalarına dalarak devrimin güncel sorunlarından uzaklaşmasına neden olan bu eğilimin şimdiye dek hiçbir devrimci sürecin önünü açtığı görülmüş değildir. Örgütlü politik faaliyete ilişkin genel yaklaşım tarzı da politik nitelikleri oldukça geri kitle çalışmalarının normları, sol örgütlere egemen olan örgütlenme tarzlarına duyulan tepkiler ve geçmiş devrimci hareketlerin örgütsel anlayışlarına ilişkin genel kanıların etkisi altında oluşmaktadır. Her biri genel bir politik çerçeveye olumlu katkılarda bulunabilecek olan bu temeller, sağlıklı bir politik bakış açısıyla ele alınmadığında devrimci bir politik faaliyetin temel ilkeleri bakımından dağıtıcı ve yozlaştırıcı bir özellik kazanmaktadır..

Ancak bu olumsuz koşullar hayata müdahale etmek isteyen devrimciler için örgütlü politik ilişkileri ve bütünsel bir politik çalışmayı geliştirmenin gerekçesidir. Çünkü devrimcilik hayatın geri eğilimleri ile uzlaşmayı değil, bu eğilimlerle mücadele etmeyi; nesnel koşulların yarattığı olumsuzlukların şeklini almayı değil, bu koşullara şekil vermeyi amaçlayan bir yaşama biçimidir. Toplumsal muhalefetin bireyselleştirilmesi ve düzen tarafından giderek hapsedilmesine karşı bağımsız, militan ve bütünsel bir politik hattı yaygınlaştırmak da, içinde yaşadığımız toplumun yozlaştırıcı ve bozucu etkilerine karşı devrimci iyimserliği yeşertmek de, bugünkü sol kültüre egemen olan kasvetli güvensizlik havasını mücadelenin ve hayatın geliştiriciliğiyle silkip atmak da devrimcilerin varlık nedenidir. Bugünün görevi yüzümüzü geriye çevirerek kararsızlık üretmek değil, devrime doğru yürüme kararlılığını yaratmaktır.
-------------------
*Türkiye soluna ilişkin dşüncelerimiz aynı zamanda ulusal mücadele içinde olan ve bunu sürdüren örgütlerr içinde geçerlilidir. Bu hareketler içinde PKK’yi ayrıksı tutmakta fayda vardır. Zira çıkışı itibarı ile devrimcilere yönelik güttüğü şiddet politikası onu kürdistanda büyümesini sağlarken diğer yandan TC devletine de devrimci ve Marksist örgütleri ezmesinde yardımcı olarak iki yönlü düzene hizmet etmiştir. PKK çıkışı itibarı ile sosyalist söylemleri kullanarak hareket etmesi onun sosyalist olmasına asla yetmemiş ve düzen içi kalmasına da engel olmamıştır. PKK’nin devrimciler olan şiddeti sadece yerellikler düzeyinde değil aynı zamnada da örgüt içinde de Marksist ve sosyalist söylemlere sahip devrimcileri katletmeye kadar varan bir sistematikle tasfiye ederek TC’ye karşı TC ile birlikte davranmış sosyalistlerin gelişiminin önünü keserek sosyalist decvrrim düşüncesine düşmanlığını her zaman korumuştur. PKK’nin bu gelişim başka bir yazı konusu olduğu için bunu ilerde tartışacağız.
Alt 25.03.2009, 15:52 #36
Ilkokul 1. Sinif
Her gece ardından gündüz gelecektir. 80 lerden sonra yaralar kolay sarılmıyor ama bilinmesi gereken yanlış kurulu sistemler çökmeye başlardı, tıpkı kominizm gibi, tıpkı kapitalizm gibi. Her iki sistemde paraya hükmetmeye çalışıyor. Tarımdan sanayiye geçen her toplumda işçi, patron, para, hak tartışılacak, kimi emekçi, kimi burjuva.. 200 yıldır değişmeyen tek şey, zengin bir avuç firma ve aydan aya para bekleyen biz "emekçiler"
Cevapla

Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Kodlari Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvp Son Mesaj
office 2003 ve 2007 yi legal orjinal yapma ofis 2003 2007 legal orjinal yapma muratk Program Kullanımı ve Yardım 15 21.06.2009 12:11
Türkiye Sol'u Öcalan'ı tanı(mla)madıkça... (*) dissa-ez Haber Arsivleri 2 22.04.2008 19:40

WEZ Format +2. Şuan Saat: 01:15.
Cayburg - Arşiv - Top - Iyiler - Web Stats
Rapidshare Uploaded.to Uptal.com Upshare.NET Filefactory.com Videolari, Video izle Fun, Fan Anket WinRAR | File Hosting Free Kurd Radyo Dinle Bedava Albüm Indir Yeni Albüm Albüm Paylasim .Net .Org
Powered by vBulletin® Version 3.8.1 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197