SES TELLERİNDE SORUNLAR YAŞAYAN USTA GAZETECİ SAVAŞ AY “FISILDAYIŞLAR” KÖŞESİNDEKİ İLK RÖPORTAJINI MEHMET ALİ ALABORO İLE YAPTI!... ALABORA “DENİZ GEZMİŞ’TEN BÜYÜĞÜM” AÇIKLAMASINI NEDEN YAPTI? 12/4/2008

P { margin: 0px; }
Savaş Ay "Fısıldayışlar" *DENİZ GEZMİŞ’TEN BÜYÜĞÜM * VARLIĞIMI ECEVİT’E BORÇLUYUM * SELAHATTİN PINAR ÖZ DAYIM OLUR.
- Filmini yapamasan da Can Yücel’in, Denizgil’e yazdığı Mare Nostrum (Bizim Deniz) şiirine çekilen klipte Deniz Gezmiş olmuştun - Çok emek verdik ama harika olmuştu - Ateşli bir hayranıydın o zaman. Peki, şimdiki zamanda kimdir senin için Deniz Gezmiş? - Deniz benim kafamda artık çok farklı. Benden yaşça küçük oldu çünkü. Ben Deniz Gezmiş’le ilgilenmeye başladığımda 20 yaşımdaydım. O ağabeydi. 25 yaşındaydı - Ölüler hep genç kalıyor değil mi? - Öyle. Artık 30 yaşındayım. Deniz şimdi benim için inanmış bir genç. Bir davaya inanmış, onun peşinden giden gencecik pırıl pırıl bir adam yani. Ama kahraman mı?.. Yani sonradan üretilen o posterler, kahramanlıklar filan... Anlıyorum yani bir mit yaratılma durumunu ama. - Bir anlamda Türk Che Gueverası olsun için mi? - Yani, ama bunlardan kurtulamazsanız olmaz. Bunlarla devam ettirirseniz olayın hem naifliğini hem gerçekliğini, yani 25 yaşında birinin asılarak idam edilmesini anlamamız zorlaşıyor. ZEMİN KAYIYOR - Varlığını Yılan Hikayesi’ndeki Memoli’ye borçlu olduğunu söyleyenler yanıldı sonradan - Tabii yanılırlar ben varlığımı Ecevit’e borçluyum. - !!!!!!! - 12 Mart zamanı babam 2 davadan yargılanıyor. Biri Dev-Genç davası, biri de tiyatrolarının kuruluş bildirgesinde meşhur 141-142. maddelere muhalefet eden laflar olması. Dev- Genç davasından beraat ediyor. Diğerinden fena halde ceza alacakken Ecevit affı yetişiyor. - Sonra daaaa - (kahkahalar atarak) Çıkınca da anamla evleniyorlar ve varlık sebebim oluşuyor ANAMIN KARNINDA SAHNEDEYDİM - Bak şu konuşana diyesim geliyor. Seni ilk tanıdığımda bıyıkların terlememişti şimdi saçlarına aklar düşmüş vay vay... - (gülerek) O soya çekim abi. Anne tarafından. Eğer boyatmazsa saçları bembeyaz annemin. Baba tarafında yok bu. - Doğru hatırlıyor muyum? Senin anne baba aynı evde oluşun çok kısaydı? - 2 yaşıma kadardı. O yüzden aynı evde anne baba ortak yaşanan bir zamanı anımsamıyorum. Hafta içi babamla, babaannemle, hafta sonları annemleydim. - Kötü müydü? - Aksine keyifliydi. 2 evin var, birinden birine gitmek ayrı heyecan oluyor. Zaten çok iyi arkadaş kalıp devamlı görüşüyorlardı. - Üçünüz bir aradayken ilk hatırladığın ne? - (hınzırca gülüyor) Islıkçı adlı bir oyunda üçümüz birlikte sahneye çıktık. Babam, annem ve annemin karnında ben sahnedeydik. Biraz karanlıktı tam anımsayamıyorum. DAYIM SELAHATTİN PINAR’DI - “Romancı olmak için büyüdüğün evde bir babaanne, anneanne olmalı” derler. Şanslısın - Doğru, 2 kuşak öncesinin insanıyla büyümek müthiş bir kaynaktan besliyor daha çocukken - Anlatsana o kaynağı - Adı Nurhayat ama herkes Hayat derdi babaanneme. Adı gibi hayat dolu bir kadındı. 16 yaşıma kadar onun elinde büyüdüm. Muhteşem bir espri gücü, sihirli bir anlatıcılığı vardı. Herkesi yanına toplar durmadan anlatırdı. O zaman da babamın arkadaşları Haldun Dormen, Savaş Dinçel, Müjdat Gezen’ler filan. Öylesi adamları bile sus pus ederdi anlatım gücüyle. - Hayatın etrafında toplanmışsınız yani. En çok ne anlatırdı? - Ağabeyi Selahattin Pınar’dı biliyorsun. Yani babamın dayısı Selahattin Pınar. Eşi de ilk kadın tiyatro oyuncusu Afife Jale. Onları anlatışı vardı mesela NE VARSA KIRIP DÖKMÜŞ - Nasıl anlatıyordu Selahattin Pınar’ı? - Harikaydı. Büyük saygısı vardı ağabeyine ama onun deliliğini de anlatırdı. Mesela bir gün Akıl Hastanesinin kurucusu Mazhar Osman “Gel Selahattinciğim seni şöyle bir hastaneye götüreyim” demiş. Gitmişler geziyorlar. Akıl hastalarından biri gelip elbisesinin kenarına dokunup, selam vermiş. Titizlik hastalığı da var ya, çıldırmış Selahattin dayım. “Vaaay o ellerle bana dokunmak haa?” diye, sehpaların filan üzerinde ne varsa kırıp dökmeye başlamış. Mazhar Osman korkmuş. “ Aman aman Selahattinciğim, gel hemen uzaklaşalım hastaneden. Sen buradakilerden daha tehlikeli bir delisin çünkü” demiş. - Böylesi dev bir sanatçının yakın akrabası olmak nasıl bir duygu - Çocukken de onu dinlerdim ama belli bir yaştan sonra müzik benim hayatıma daha bilinçli girince farklı oldu eserlerini dinlemek. Akrabam olmasaydı da hayran olurdum. Türk musikisinde çok değerli müzik adamları, besteciler var ama onun yeri çok farklı. İyi, en iyi filan da demiyorum. O ürettikleri itibariyle ‘biricik’ diyebileceğimiz bir seviyede. Klasik müzikte de Şopen öyledir kanımca. Herkesten ayrılan yerleri var. NEREDEN SEVDİM O ZALİM KADINI - Ailede en çok hangi eseri seviliyor Selahattin beyin - “Bakışı çağırır beni uzaktan” bestesi favorim. Babam da mesela “gecenin matemini” şarkısını sever. Herkes o şarkının bir sevgiliye ya da Afife Hanıma yazıldığını sanır ama Selahattin Pınar onu kendi babası için yazmıştır. - Afife Hanıma da yazdıkları ağırdır, 10 ton çeker valla - Ateşli gençlik aşkı. Durumlar karışıkmış biraz ailede. “Nereden sevdim o zalim kadını” türünden şarkılar yazılmış yani. MİNİ FISILDAYIŞLAR * Önüme uzatılan her projeye “evet” deseydim daha çok para kazanırdım. Ama esas zenginliğim sadece istediğim, sevdiğim işleri yapabiliyor olmamdan geliyor. * Rekora koşan Recep İvedik filmini görmedim. Şahan’ın televizyon şovundaki tiplemelerinden biriymiş ama orada da seyretmemiştim. Kurtlar Vadisi Irak’ı seyrettim. Çünkü arkadaşlarım vardı oynayanlar içinde. Bir macera filmi olarak seyrettim, * Yakında polis muhabirliği günlerimden, gazeteci günlerimden kalan anıları dramatize ettiğimiz bir projeyi oynayacağım. Adı “muhabir” olacak. Gazeteci olarak kalsaydım yine istediğim tarz haberleri kovalamak isterdim. “Açık Kaynak” tabir edilen tarzı uygulardım yani. Kaynağı, paylaşımı herkese açık İnternet Medya Sitelerine çalışırdım mesela. * Kız arkadaşım Londra’da tiyatro okuyor. Bir araya geldiğimizde farklı bakış açılarının, farklı ekollerin çatışmasını değil, zenginleştirmesini yaşıyoruz. [Üye Özel | Für Mitglieder | For Members]