CAYBURG.NET
Cevapla
Sinirlenince Bu Öyküyü Hatırlayın.... Bu konu 260 defa okundu ve 18 yorum yazildi.
 
Seçenekler
Alt 07.04.2008, 14:24 #1
Banned

Post Sinirlenince Bu Öyküyü Hatırlayın....



Konuyu nereye açacagımı bulamadım..Sonunda en uygun yerin bura olduguna karar verdim..



Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, “Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.” demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: “Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?” Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.

Alt 08.04.2008, 17:58 #2
Silver Members

Payla$imin için te$ekür ederim MyLove. Ders alinacak dramatik bir hikaye, dilerimki herkes bu ve buna benzer ders çikarilacak hikayeleri kulagina küphe yapar.
Alt 09.04.2008, 16:01 #3
Banned
İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.

Rica ederim sarya ne demek..Kesinlikle herşeye karşı sabırlı olmak,sinirlenmemek,bu fani dünyada gerekli,gereksiz kalp kırmamak gerekiyor ama ne derece başarılı olabiliyoruz..
Alt 13.04.2008, 14:11 ANGEL14 - MSN üzeri Mesaj gönder #4
Üniversite 4. Sinif
Teşekkürler
Alt 14.04.2008, 23:08 #5
Üniversite 1. Sinif
hikaye süper ibret verici.
Alt 28.04.2008, 15:49 #6
Ilkokul 6. Sinif
Gerçekten Ders Alınması Gereken Bi Olay.etrafımız öfkesine Hakim Olmayı Bir Türlü Beceremeyen Insanlarla Dolmaya Başladı.dikkat Etmek Gerekiyor Gerçekten.
Alt 27.05.2008, 10:06 #7
Ilkokul 8. Sinif
paylaşım için teşekkürler....
Alt 31.05.2008, 19:03 #8
Silver Members
çocuğun o sorusu gözlerimi yaşarttı düşündüedüğün için teşekkürler
Alt 31.05.2008, 19:06 #9
Silver Members
Arkadaşlar sadece hikayelerimizi paylaşabileceğimiz bi yer varmı yada böyle bir çalışma düşünüyormusunuz
Alt 31.05.2008, 19:07 #10
Silver Members
YÜKSEK DAĞLARIN KIZI NEFİN


Hazar Denizi’nden esen rüzgar dağların yamaçlarındaki huş ağaçlarının yapraklarını köy evlerinin bahçelerine döküyordu. Elindeki parmakları kırık tırmıkla onları toplamaya çalışan küçük Nefin babasının sesiyle irkildi.

-O yapraklara fazla basma. Günahtır. Topladıklarını da çitlerin kenarına yığ kimse çiğnemesin.

Elindeki tırmığı daha itinalı çekmeye başladı Nefin. Evdeki anne babasının bir konuşmasında huş ağacı hakkında bazı inanışlar duymuştu. Babası ‘’ bu ağacın yaprakları rüzgarda sakin sakin sallandığı için rahatlatıcı bir ses çıkarır. Onun için huş adı verilmiştir. Ağaç beyaz görünümdedir. İnsanı dinlendirir.Ruslar cadıları, kötü ruhları kovmak için bu ağacın dallarını ve yapraklarını kullanmışlardır.Nazara iyi geldiğine inanılır.’’ Diye söylemişti. Demek ki bu sevgi oradan gelmekteydi.

Güz geldiği zaman bütün köy yaprak toplar. Bazıları yem olarak kullanır , bazıları kerpiç yapımında bu yaprakları toprağa katarak tuğla yapımında kullanırlardı.Soğuk hava ağaç yapraklarını tamamen dökmüş,ağaçlardaki kuş yuvaları açığa çıkmıştı.Her ağaçta en az iki kuş yuvası vardı. Şimdi kuşlar sıcak ülkelere gitmiş ağaç dalları öksüz kalmıştı sanki. Arada bir buraların simgesi olan kartallar huş ağaçlarının yüksek dallarına konuyor, bizler sizleri unutmadık diyorlardı.

Uzun kış geceleri insanları evlerine hapsetmiş, hayvanı olan hayvanları ile ilgileniyor, yazın hazırladıkları otları ve çalıları yediriyorlardı. Uzun kış günleri köyde yaşayanların yanaklarını al al yapar ve kar onları daha da dayanıklı hale getirirdi.

Nefin on üçünü bitirmiş on dördüne ayak basmış olgunlaşmıştı görünürde. Kara saçları örgülü bir kızdı artık. Bazen evin duvarındaki sırları dökülmüş aynanın karşısına geçer, saçlarına sabun sürerek tarardı.Esmer yüzü,beline kadar uzanan saçları ile bir Kızıldereli kızına benzetilirdi.

Köy yerinde zaman zor geçerdi hep. Komşularla baharın gelişini nasıl kutlayacakları kararlaştırılırdı günlerce gençler arasında. Her bahar Nevruzun daha hareketli geçirilmesi için kararlar alınırdı.

Mart ayının ilk günlerinin gelmesiyle ağaçlarda tomurcuklar oluşmaya başlamış, kuş sesleri dağların yamaçlarında yankılanarak çoğalmıştı. Nevruz gelip çatmıştı. Uzun çalılar yapılmış,üzerlerine renk renk bez parçaları asılarak hazırlanmıştı.Erkeklerse ceketlerini ters giymiş,sırtlarında evlerden alacakları yiyecekleri koyacak torbaları vardı.Köyü dolaşacaklardı.Güzel bir eğlence hazırlığı yapılmıştı. Nefin o gece hiç uyumadı. Yarınki eğlencede, görünce iç geçirdiği sevdalısı Gaydar da yanında olacağı için içi içine sığmıyordu. Sabahleyin renk renk elbiseleriyle kızlar, ters ceketleriyle erkekler köy meydanında toplandılar . Hep bir ağızdan:

‘’Bu evler güzel evler
İçinde altın çiviler
Assalamu aleyküm
Günaydın size
Nevruz gününüz mübarek olsun
Şatman, şatman.

Söyleyerek yürüdüler. Her uğradıkları evden un, şeker, yağ çerez alıyorlar, torbalarına dolduruyorlardı. Toplanan bu yiyecekler köy evlerinden birinde lokum, bişi ve kaymaklı ekmek yapılarak topluca yenilirdi Nefin arkadaşlarıyla mahalle aralarında dolaşırken bir ara Gaydar’ın elini tuttu ve sıkıca bastırdı parmaklarını. Avucu avucunda eridi sanki.Yanındakiler Nefin’in bu hareketini ve gözlerindeki sevinci şaşkın şaşkın izlediler.

Haber Nefin’in evine tez ulaştı. Eve varılmamıştı daha. Kapının önünde anası karşıladı onu.

-Baban çok kızgın Nefin. Aşağıdan al olur mu?

Önce bir şey anlamadı. Sonra törende yaptıkları geldi aklına.

-Olur ana. dedi.

Bir yaralı ceylan gibi anasının koltuğu altında odaya girdi. Babasının yüzüne nasıl bakacağını düşünmüş olacak ki başını önüne eğdi.

Babası:

-Ben sana bir şey demem Nefin. Yabancı birinin elini eline aldığın için seni vermem gerekir Gaydar’a. Eğer vermezsem köy içine çıkamam. Çok sevdiği halde içine bir hüzün çöktü sanki.

Birkaç ay içinde hazırlıklar yapıldı ve gencecik Nefin ile Gaydar evlendi.

Çok güzel olan aylar çabuk geçti. Hamile kalmış, hamileliği çok zor geçmişti. Evlendiği genç köy çobanıydı.Fazla evine gelemiyor, onunla ilgilenemiyordu. Kışın hayvan yemliyor, yazın dağlarda koyun güdüyordu. Çocuğun doğumundan sonra hayat daha çok yaşanmaz olmuştu. Baba evinden getirdiği şehir bezleri de tükenmişti.

Bahar mevsiminin son aylarında komşularındaki bir sohbet esnasında kadın kadına otururken konuşma arasında; Dağıstan’dan bazı kadınların uzak olmayan bir ülkeye gidip orada çalışarak çok çok para kazandıklarını duymuştu. ‘’bende gitsem mi’’diye düşündü Nefin. Bir türlü karar veremedi. Ev büyükleriyle konuştu. Zor ikna etti onları.

Birkaç eski otobüsün kalktığı otogardan hareket ettiklerinde yollar uzamaya gideceği yer kısalmaya başlamıştı. Sınır kapısına geldiklerinde pasaport işlemleri için arabadan inmişlerdi. Üzerinde düğününde giydiği elbiseler vardı. Birden sınırın karşı tarafına gözleri kaydı. Orada siyah paltolarıyla bekleyen birkaç kişiye takıldı gözleri. İçlerinden sarı saçlı olanı sanki eliyle işaret ediyordu Nefin’i İşlemleri bittikten sonra arabalarına bindiler.. Sınırı geçince arabalarının peşine bir siyah araç takılmıştı.Bir ilçede yemek yerken yanlarına gelmişler,adres alıp vermişlerdi. Nefin ….İlçesinde bir lokantada çalışacak, eline iyi bir para geçecekti. Otobüstekiler ilçe ilçe azalmaya başlamışlardı. Daha büyük şehirlere varamadan küçük ilçelere dağılmışlardı.

Nefin küçücük bir ilçenin küçük bir lokantasında işe başladı. Hep değişik yemekler yapar, müşterilere servisini kendi götürürdü. Bazen cilve yaptığı da olurdu. Elinden her iş geliyordu. Marangoz atölyesinde bile planya kullanıyordu. En çok arı kovanı yapmayı seviyordu. İçine giren arılara benzetirdi kendini. Evleriydi arıların, emek verdiği yuvalarıydı. Oysa o yavrusundan ayrılmış bir ceylandı. Beş katlı bir evin teras katına yerleşmişti geldiğinde. Evinde bir çekyat ve birkaç eşyadan başka bir şey yoktu. Ama evine geldiğinde rahatlığı burada bulurdu hep.

Günler günleri kovaladı. Aradan sekiz ay gibi bir zaman geçmişti. Kazandığı paraları memleketine gönderir, kalanlarını da dolar yaptırmıştı. Bu paraları kazanmak kolay olmamıştı. Bazen peynir tüccarlarının mezesi olmuş, bazen bir çift öküzünü satan kişilerin parası bitene kadar dostu olmuştu.

Yine baharın gelmesiyle eski günleri aklına geldi. Gaydar’la el ele tutuştuğu günler. Çok özlemişti çocuğunu, ülkesini ve Gaydar’ı. Gitmek istediğini söylediğinde patronunun yüzü gerilmiş, birkaç ay daha kalmasını istemişti. Oysa o kalmayı düşünmüyordu. Bir ay geçmesine rağmen aylığını alamamış. Yüzde bulamamıştı. Gideceği günün özlemiyle yanıyordu içi. Evine döndüğünde içinde bir hüzün vardı sanki. Birkaç gündür biriken çamaşırlarını naylon leğeninin içine bastırdı. Kanepenin üzerine uzandı. Biran hayalleri canlandı gözlerinde birer birer. Kalkıp çamaşırlarını yıkadı. Arka balkona asmaya çıktı. Yüksek binanın bu balkonundan çok korkardı. Aşağıdakiler küçücük görünürdü oradan. Entarisini telefon kablosundan yapılmış ipe asmak için elini uzattı, tutunmak istedi ama güneşten yanmış kablo kayıverdi sanki elinden. Büyük bir acı hissetti yüreğinde. Biran gezdiği nevruz günleri geldi aklına.

‘’Benim hastalığım ateşe
Sağlık benim canıma
Koy sağlık olsun
Koy ateş güçlensin
Koy günler ılık olsun,
Kuraklık olmasın
Hata bela uzak olsun
Koy bolluk olsun.’’

Ertesi günü balkonun altında yatan Nefin’i buldular. Özlemleri kalbinde, Bekleyenleri o uzak olmayan ülkede kalmıştı.

Alt 31.05.2008, 19:09 #11
Silver Members
öLME NOLURSUN...(17 AĞUSTOS DEPREMİNDE YAŞANMIŞ BİR HİKAYE)


--------------------------------------------------------------------------------



Karla kaplı kaldırımda kayıp düşmemek için ağır ağır yürürken birkaç gündür diline doladığı Manga&Göksel Dursun Zaman isimli şarkıyı mırıldanıyordu.. “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu, elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” ve tekrar başa dönüp “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu, elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” ve tekrar başa, tekrar başa..

Metro’dan evine kadar olan o mesafede hep aynı bölümü tekrarladı.. Gözyaşları öyle güçlü bir şekilde dış dünyaya açılma gayreti içerisinde olsalar da odasına kadar sabredebildi..


Odasının ışığını yakmadan koltuğuna oturdu ve sessiz hıçkırıklarla ağladı.. En son 1999 yaz mevsiminde bu kadar yoğun ve güçlüydü yanağından süzülen yaşlar..Bir süre sonra odasının soğukluğuyla kendisine geldi, sigarasını yaktı, bilgisayarını açtı ve yazmaya başladı;

“Yıllarca hep O’nu bekledim, mutlaka gelecekti çünkü O’da beni bekliyordu.. Biliyorduk bir gün bir şekilde karşılaşacaktık ve ilk karşılaştığımızda bulduk diyecektik.. Bu derece emindim ve yıllarca “ acaba O mu? “ diyerek başka ellerde, başka gözlerde, başka dudaklarda onu aradım.. Üniversite yıllarımdı ve bir sonbahar gününde O geldi.. Muhteşem güzelliğiyle, zekasıyla ve adına da çok yakışan göz alıcı ışıltısıyla “Güneş” bir gün geldi.. Öyle derin, öyle sevecen, öyle harikulade bir şekilde geldi ki ve öyle ışık saçıyordu ki gözleri, geçmişimdeki tüm karanlıkları dahi aydınlattı.. Artık sabah doğan akşam batan güneşe ihtiyacım yok diye düşünmeye başlamıştım.. Güneş’im her şeye yetecekti, beni ısıtacak aydınlatacaktı.. Birbirimizi tanımak tanıtmak için hiç uğraşmadık çünkü dediğim gibi biz birbirimizi bekliyorduk, tanıyorduk.. Ve her şey o kadar güzeldi ki birlikteyken, biraz ayrı kalsak o muhteşem dakikaları çok özlüyorduk.. Artık yetmiyordu birkaç saatlik görüşmeler, bunu anlamıştık.. Birlikte uyuyup birlikte uyanmak nedir bunu da yaşamıştık ama bir-iki günle yetinmemiz artık olanaksızdı.. Birlikte yaşlanmalıydık, buna inanmıştık.. Güneş ve ben.. “Birde oğlumuz olsun adını Kurtuluş koyalım” teklifimi öyle tebessümle karşılamış ve o kadar tatlı boynuma sarılmıştı ki o an şu birkaç yıl hemen bitsinde mezun olup sonsuzluğa imza atalım istedim..”
“1999 baharı her şeyi ile muhteşem bir şekilde Güneş ile birlikte geçti gitti ve sıcaklığı ile bunaltan yaz mevsimi geldi.. O zamanları daha çok Beşiktaş ve Ortaköy’deki sahildeki çay bahçelerinde değerlendirdik. Ve asla vazgeçemediğimiz hafta sonu ada turlarımız, fayton..
İyi hatırlıyorum çok sıcak bir Pazartesi akşamıydı, Beşiktaş sahilde küçücük taburelerin olduğu salaş çay bahçesinde (Şu sıralar Barbaros Hayrettin Paşa iskelesi olarak adı geçen iskelenin yanı) çaylarımızı yudumlarken bir anda Güneş’e bir şeyler olmuştu. Rengi solmuş, durgunlaşmış, ışıltısı yok olmuştu..

-Neyin var Güneş? Bir anda durgunlaştın seni hiç böyle görmemiştim?

-İçime bir sıkıntı saplandı, ilk defa bu denli bir şey oluyor bu yüzden tarif edemiyorum nedenini çözemiyorum..

-Kalkalım mı? Yürüyelim ister misin?

-Hayır, sen burayı çok seviyorsun.. Kalalım ve sadece beni sevdiğini söyle..

-Sen normal değilsin Güneş, öyle ise bende normal olmayacağım..

Ayağa kalktım ve her zaman tamamı dolu olan çay bahçesindeki ve çevresindeki insanlara aldırmadan bağırabildiğim kadar bağırdım “SENİ SEVİYORUM..!” Şok olmuştu. Ellerinden tutup ayağa kaldırdım ve sımsıkı sarıldık. Gülenler de oldu alkışlayanlar da.. Hiç aldırmadan sarıldık ve sonra yüzüne baktığımda parıl parıl parlıyordu Güneşim, kendine gelmişti.. Sonra çay bahçesinden ayrıldık, yolu uzundu, Beşiktaş’tan Avcılar’a gidecekti bu yüzden geç olmadan onu evine uğurladım.. Ben de evime gitmek için otobüste bir cam kenarına oturdum, camda onun o hali beliriyor içim ürperiyordu.. Ne olmuştu acaba? düşüncesi içinde evime ulaştım. Odamda masamın üzerine O’nun yerleştirdiği ve ikimizin yan yana olduğu resim vardı. Alıp uzun uzun O’na baktım.. O’nun o muhteşem tatlılığına daldım ve bir süre sonra telefonum çaldı;

-Ben evime geldim özlediğim.

-İyisin di mi?

-Nasıl iyi olmam ki çay bahçesinde yaptığından sonra. Eve gelene kadar düşündüm ve karar verdim. Sen delisin ve ben bir deliyi seviyorum..

-Deliyim evet aksini hiç iddia etmedim ki.
Sonra birkaç hoş söz ve gülüşmeler eşliğinde telefon görüşmemizi bitirdik. İçim rahatlamıştı ve neşeli şekilde salona geçtim. Neşeli halim televizyona konsantre olmuş ev arkadaşımın da gözünden kaçmamış olacak ki sordu;

-Hayırdır yüzünde güller açmış..

-Güller güneşi severler bilirsin.

-Ha o mesele, bu arada benim yarın doğum günüm bilesin.

-Nasıl yarın?

-Eee 17 Ağustos işte..

-Tamam yapacakların belli. Pasta, kola, mum falan al, akşam sen mumları üflerken resmini çekerim, sonra doğum günün kutlu olsun derim. Nasıl ama?

Salonda bu neşeli sohbet ile saat baya ilerlemişti. Odama gidip yatağıma uzandığımda saat 00:30 civarıydı.Karışık düşünceler içerisinde uykuya daldım. Derken gecenin sessizliğini yırtan telefonumun sesi ile ansızın uyandım, arayan O idi;

-Bilirsin sana kıyamam, bu saatte asla aramam uyandırmam seni ama sesini duymak istedim.

-Güneş, bak bana doğruyu söyle neyin var?

-Yemin ederim bilmiyorum, tek bildiğim uyuyamadığım.Ve bir de sesini duymak zorundaydım.

-Nasıl zorundaydım? Nedir bu? Ne olur söyle? Neyin var Güneş?

-Bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum…

-Bak aklından tüm kötü düşünceleri at ve uykuya dal, yarın bu konuyu mutlaka konuşacağız..

-Tamam hayatım, seni seviyorum, iyi uykular.

-Bende seni seviyorum Güneşim.. iyi uykular.

Aklım iyice karışmıştı, yarın ne olduğunu mutlaka öğrenmeliydim. 15-20 dakika tavana bakarak düşüncelere daldım.. Derken ondan bir mesaj geldi.. “Beni hiç bırakmayacaksın di mi? Hiç bir şey bizi ayırmayacak di mi?” “O nasıl söz Güneş’im, sen bir sabah doğmasan zifiri karanlıkta ben yaşayabilir miyim sanıyorsun? Seninleyim ve bizi ancak ölüm ayırabilir, başka bir neden asla olamaz..”

Mesajı gönderdiğimde O’nun artık rahatça uyuyabileceğini düşünürken o da neydi??? Çok derinden çok garip bir gürültü. Nedir bu?? Yataktan kalkamıyorum. Olağandışı bir sarsıntı.. Nedir bu Allah’ım!! Neler oluyor? Güneş.. Güneş.. Deprem..!?!?!?! Nasıl bir şeydir bu, kendimi sokağa atmalıydım.. Yatağımın yanındaki telefonu iradem dışında alarak kapıya doğru yöneldim.. Yürüyemiyordum, her yer sallanıyor durmuyordu.. Apartman boşluğuna ulaştığımda herkeste bir panik, ev arkadaşımın gözlerindeki dehşet, bağrışmalar, çocukların ağlamaları.. Merdivenlerde korku dolu gözler, anında kesilen elektrik, her yer kapkaranlık.. Uzun süren sarsıntı yeni durmuştu ve caddeye fırladığımda herkes oradaydı.. Ailem?? Güneş..?? Güneş’i aramalıydım, ailem uzaktaydı, orada hissetmemişlerdir bile diye düşünerek Güneşi aramalıyım dedim.. Güneş.. Güneş.. Aç telefonu!! Lanet olsun! Güneş aç telefonu! Sonra lanet olası şebeke problemleri.. Güneşe ulaşmalıydım, komşumuz Kemal Abi, arabasını istediğimde o korku-panik halinde hiç düşünmeden “Al ama anahtar yukarıda kaldı” dedi.. İçimdeki o korku öylesine yok olmuştu ki, direk herkesin uzak durduğu apartman boşluğundan Kemal Abinin dairesine ulaştım.. Aşağıya fırladığımda herkesin yüzünde o kapkara korkuyu yeniden gördüm.. Arabaya bindim ve gidebileceğim en kestirme yollardan Avcılar’a doğru yola çıktım.. Ne kadar sürdü bilmiyorum sonunda Güneş’in oturduğu evin sokağına ulaştım. Sokağın başında bir panik.. Arabadan indim ve kalabalığı yararak o sokağa girdim. Sokağın diğer ucuna yakın, açık mavi mozaiklerle kaplı bir binaydı.. Koştum.. Olamazdı, bina yoktu, vardı ama yoktu..Yedi katlı bu bina yıkılmış beton enkazına dönmüştü.. Çıldırmak üzereydim.. Güneş diye haykırıyordum.. Hiçbir yerden O’nun sesi gelmiyordu.. Etraftaki insanların içinde onu aradım.. Yoktu, hayır o enkazın altında olamazdı.. Güneşim orada olamazdı..! Panik içinde bağırmaya devam ettim. Enkaz üzerine doğru çıkarak elime geçen tüm taş parçalarını, kiremitleri sokağa doğru fırlatıyordum.. Bir polis memuru yanıma yaklaşarak “Sabaha doğru kurtarma ekipleri gelecek, onlar gelene dek enkazın üzerinde yapacağınız bilinçsiz hareketler enkaz altında yaşama şansı olanların bu şanslarını azaltabilir..” diyerek koluma girdi ve beni enkazdan 10 metre uzakta bir kaldırım üzerine oturttu.. Hayır Güneş’e bir şey olmuş olamazdı.. Yaşayacaktı, o muhteşem güzelliği ile karşıma oturup gülümseyecekti bana..

Sabah kurtarma ekipleri geldi, Güneş’i kurtaracaklardı.. Gücümün sonuna dek kurtarma ekiplerine yardım ettim ama olmuyordu.. Yedi katlı binanın ikinci katında yaşıyordu Güneş ve bina olduğu yere çökmüştü.. Kurtarma ekibi olağanca hızıyla çalışıyordu. Saatler ilerledikçe herkes umudunu yavaş yavaş yitiriyordu. Ben ise O’nun beni asla bırakmayacağını biliyordum. Ellerim beton kütlelerini kaldırmaya çalışmaktan parçalanmıştı ama yorgunluk hiç hissetmiyordum.. Sesimin kısılmış olmasına rağmen tüm gücümle bağırmaya çabalıyordum.. Ve bu çabalar içerisinde çok uzun saatler geçti.. Tehlikeli saatler gelmişti ve artık herkes bu saatten sonra yaşaması mucize olacaktır şeklinde mırıldanıyordu.. Ve yaklaşık 40 saat sonra bir hareketlenme oldu enkaz çevresinde. Kurtarma ekipleri elleriyle birbirlerine işaretler yapıyorlar, ben ise ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.. Hemen enkazın üzerine gittim.. Oradaydı..! Güneşim oradaydı..! Sadece saçı ve biraz da sırtı görünüyordu ve üzerinde geçmişte benim olan ve bundan bir ay önce o istediği için ona hediye ettiğim t-shirtüm vardı. Hiç sesi çıkmıyordu, kimseye yanıt vermiyordu. O sıra birkaç makine ile onu çıkartmak için betonları kaldırdılar, beton demirlerini kestiler.. Bu iş 1-2 saat sürdü ve sonunda ekipten birkaç kişi sakince O’nu yukarı doğru çekip bir sedyeye yatırdılar. Güneşim diye haykırarak eğildim O’na doğru. Gözleri kapalıydı, hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu ama hala o ilk gördüğüm günkü parıltısını saçıyordu, hiçbir yara izi yoktu.. Ekipten doktor olduğunu söyleyen adam O’na doğru eğildi.. Ve kısa bir süre sonra adamın yüzü bir anda beton griliğine büründü.. Hayır kötü bir şey söylememeliydi.. Hayır Güneş’im ölmüş olamazdı.

Adam titreyen sesi ile bir elini omzuma koyarak “O’nu kurtaramadık evladım..” dediğinde Güneş’e doğru eğilip sımsıkı sarıldım bir eli kolyesine kenetlenmiş cansız bedenine.. Sonrasını ise hatırlamıyor belki de hatırlamak istemiyordum..”

Geçen 6,5 senenin birikimini ilk defa yazıya döküyordu adam ve gözyaşlarının ıslattığı yanağı parlıyordu florasan ışığında.. Şarkının şu sözleri ise her şeyi ile O’nu yaşatıyordu odasının her tarafında.. “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu..Elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” “Giderken bıraktığın bütün renkler siyah oldu..” Ve yeniden O’nu son gordüğü anı hatırlıyordu ; Güneş’in cansız bedenine sarıldığında, Güneş’in bir eli kolyesine kenetlenmiş, diğer eli ise sımsıkı cep telefonunu sarmıştı.. Cep telefonunu Güneş’in avucundan çekip aldığında telefonun ekranındaki, Güneş’in o felaket gecesinde sevdiğine cevap olarak yazdığı ama belli ki göndermeye fırsat bulamadığı “Bizi ölüm bile ayırmasın..” cümlesine cevap verircesine “Güneş’im, bizi ancak ölüm ayırır demiştim.. Yanılmışım Güneş’im..! Yanılmışım..! Hala bendesin Güneş’im..” diye bağırarak hıçkırıklarla ağlıyordu.. 17 Ağustos 1999 Saat 03:02’deki büyük depremde doğa, bir bedeni diğer bedene işte bu şekilde taşıyordu..

AŞK bir kere sevmektir. SEVMEK aşkın kendisi olmaktır
Alt 31.05.2008, 19:11 #12
Silver Members
tesekkürler cok ibret wericiydi
Alt 31.05.2008, 19:13 #13
Silver Members
Bir vazgeçişle başlamıştı herşey aslında ...

Zorunluluktu...Nasıl bir ipte iki cambaz oynamazdı,Onların kalplerinde de 2. tekil şahıs ağır gelmeye başlamıştı artık!Ağırlığı üstünden atmak,rahatlamak ister gibiydi Sevilen !Sevense verdiği ağırlığı anlar olmuş,gitmeyi içten içten işliyordu içine çoktan ...Sevileni üzmek istemezdi,varlığıyla sıkmak istemezdi...Çünkü o 'Sevilen' di .!Yüreklerinde hükümlerini sürdürek için uğraştılar var güçleriyle,Olmadı,Olamadı ...Üzerinde bulundukları ip kaldıramaz olmuştu onları !Yürekler biçare .Koyuldular yola !İkisi de arkalarına hiç bakmadan uzaklaştı,diğerinin yüreğinden,hızla,kaçarcasına ...Sevilen rahatlamıştı sanki,Öyle sanıyordu oysa ...Sevense uzun günler boyunca hep sevileni düşündü,Birde mecbur kaldıkları bu yolu !'Neden Bitti ? Mutluyduk Herşeye rağmen! Ona verdiğim yükü hafifletebilirdim ki ! Unutabilirdim acılarımı,beni üzdüklerini,Sıfırlayabilirdim herşeyi,Ama belki gelir,Sevdi beni,Alıştı bana,Ona verdiğim yükü bile özleyecektir' diye diye umut etti gelmesi gereken güne ...


Sevilense hiç durmadı,devam etti,Hiçbirşey düşünmedi belkide,düşündüysede hazmetmesi kolay olacaktı ki hala devam ediyordu yolunda !Arada bir durur gibi oldu,döndü Sevene,Kimi zaman sövdü boş yere,Kalbini acıttı sevenin sanki herşeyin sorumlusu 'Seven'miş gibi ...Sonra yine döndü devam etti,Sonunun nereye varıcağını bile bilmediği bir yola ... !


Zaman geldi geçti ...Ama Sevilen Dönmedi !Artık onu beklemek,kendisine verdiği acıları silmeyi düşünmek yerine Gerçekleri görmeye başladı !Gerçekleri görmeye başladıkça Hayata döndü ...Hayata döndükçe sindiremez oldu yaptıklarını Sevilen'in ...Aslında içinde çok şey birikmişti söyleyecek ona,Ama nasıl olsa anlamayacaını bildiği için,Sustu ...Yoluna devam etti !İçindeki çocuğa son bir şans daha verdi,yüreği yaşlanmıştı belki ama içinde biyerlerde bir afacanlk vardı ki hala hiç olmadığı kadar canlıydı ...Hiç yaşanmamış saymadı yaşanılanları,Ama hiç yaşanmayacak bidaha diyebildi !

Sevilen ne yapar ne eder bilinmiyordu,merak ediliyordu belki ama deşmiyordu merakını!Bi daha yaşanmayacak olanı niye merak etsin ki,Yaşanılanların tortusundan olsa gerek ne yaptığını düşünmek,aklına gelmesi ...

Ama biliyordu 'Seven' ...Sevilen'de onu merak ediyordu,Özlüyordu hala,Takip ediyordu uzaktan onu !Ve anlıyordu Seven'e verdiği acılrı gün geçtikçe ve Seven hayata döndükçe !Cesaret edemiyordu korkuyordu af dilemeye !Korkusundandı zaten bütün kaybetmişliği !

Biliyordu Seven ;
Unutamayıcaktı Sevilen Seven'i .!
Çünkü kimse menfaatsiz sevmemişti onu !
Ve biliyordu Seven,
Gün gelicek
Sevilen ağırlığını bile özleyecekti onun,
Biliyordu !
Alt 31.05.2008, 19:19 #14
Silver Members
umarım beğenirsiniz beni en çok etkileyenlerden seçtim
Alt 24.08.2008, 20:03 vahantiktas - MSN üzeri Mesaj gönder #15
Üniversite 4. Sinif
Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, “Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.” demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: “Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?” Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.
Alt 26.08.2008, 10:03 #16
Lise 2. Sinif
çok güzelmiş
Alt 25.10.2008, 17:45 #17
Silver Members
Etkileyici bir hikaye teşekkürler..
Alt 16.11.2008, 13:17 #18
Lise 3. Sinif
cok anlamli , cok güzel yaaaaaaaaaaa
Alt 19.11.2008, 11:43 #19
Üniversite 4. Sinif

Standart paylaşım için sağol


Kod:
Payla$imin için te$ekür ederim MyLove. Ders alinacak dramatik bir hikaye, 
dilerimki herkes bu ve buna benzer ders çikarilacak hikayeleri kulagina küphe yapar. 
Cevapla

Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Kodlari Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


WEZ Format +2. Şuan Saat: 01:49.
Cayburg - Arşiv - Top - Iyiler - Web Stats
Rapidshare Uploaded.to Uptal.com Upshare.NET Filefactory.com Videolari, Video izle Fun, Fan Anket WinRAR | File Hosting Free Kurd Radyo Dinle Bedava Albüm Indir Yeni Albüm Albüm Paylasim .Net .Org
Powered by vBulletin® Version 3.8.1 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197