Türban, demokrasi ve Kürtler?
Türkiye türban tartışmalarına kilitlenirken demokratikleşme çabaları yine bir kenara atıldı. Başbakan Erdoğan'ın ispanyadan başlattığı türban tartışması daha çok sürece benziyor yani bu hamur daha çok su çeker.
Erdoğan türban siyasi simge de olsa engellenmesi olmaz olamaz diyor.
Kasımpaşa kabadayısı sağa sola ahkâm keserek gerekirse çoğunluk gücümüzle bu işi yaparız diyor
Bahçeli ve partisi taban kaybetmemek için bu işe hazır
Baykal ve CHP cumhuriyetin ve laikliğin bekçisi olarak dokunulmaz ve konuşulamaz konu olarak gördüğü türban meselesi etrafında kıyameti koparacak nerdeyse.
İşveren çevreleri ise yanlış zamanlama olarak gördüğü gündeme girmezken utangaçça karşı çıkıyor.
Yargı ise anayasanın değiştirilemez ve üzerinde konuşulamaz maddeleri olarak gördüğü tanrı kelamı sözleri misali yaklaşımla tutum belirledi.
Ordu için muhtıra sebebi olacak bu tartışmada hala ses yok. Derin anlaşmamı var yoksa. Alevlerin gürleşmesini mi bekliyor.
Cumhurbaşkanı ise tıkanma durumun da çıkış yolu gösterdi referandum yani halka gidilsin diyor. Ne olursa olsun türban yasası geçmeli.
Tartışmaların ekseni iki boyutlu
Ilımlı İslamcılar demokrasiyi türban takmada görüyor
Laikçiler ise demokrasiyi modernlik olarak türbanın takılmamasında görüyor.
Laiklik sorunu ve demokrasi türbanın takılıp takılmamasına düğümlenmiş durumda.
Türban takılıyorsa laik değilsiniz türban takılmıyorsa laiksiniz.
Demokrasinin olup olmaması laik olup olamamada takılmış durumda.
Peki, Erdoğan, Baykal, bahçeli ve tartışmayı yürüten diğerleri türban takıyor mu sahi.
Türkiye gündemini belirleyen türban tartışmasının öznesi olan kadın ne diyor.
Kimse sordu mu bu soruyu
Sorma gereği duyan var mı?
Kadınların düşüncesi ne
Kadınların böyle bir sorunu var mı?
Kadınların sorunu ve ihtiyacı neler
Tartışmanın öznesi kadınların düşüncesinin dahi alınmadığı demokrasi bu işte
İktidarın aracı haline getirilen, nesneleştirilen kadın gerçeği aynı zaman da demokrasinin gerçek tablosu degil mi?
Peki, tarafların laiklik anlayışı gerçekten farklı mı?
AKP ye göre din iktidarda kalmaya ne kadar hizmet ediyorsa o kadar vardır. yani laiklikten öte siyasal çıkara hizmet etmesi önemli. İnançların kendini ifade edeceği ortamı sağlama esas değildir. Laiklik güya dini devlet işlerinden ayırma olarak ele alınıyorsa da AKP de dine yaklaşım siyasal çıkarlarına ne kadar hizmet ediyorsa o kadar olmalıdır. İnançların kendini ifadesi kriteri değil inançların iktidar çıkarlarına faydası ve çıkarı esas alınıyor.
Ordu ve çevresi olan laikçiler ise moderniz mi giyimde göre her şeyin devlete göre olmada ve devlete fayda sağlamada gören zihniyet var. Ordu ve çevresinin dine yaklaşım anlayışı devlete sağladığı fayda ve çıkar esası üzerine kuruludur. Dini inançların kendini ifade etme özgürlüğü temel değildir. Nitekim dini inançları istismar etme onun üzerinden devleti hâkim kılmanın en çok geliştiği süreç 12 Eylül rejimi sonrası gelişen tarikatlaşma gerçeği çok iyi bilinmektedir. Temel sorun dini inançların iktidara hizmet etmeden çıkması sürecinde ortaya çıkmaktadır. Yoksa dini inançların kendini yaşama ve ifade etmesi meselesi değildir. Böyle bir kaygı yoktur ve tartışmalar bu eksende gelişmemektedir. Güç olma kaysı etrafında tarafların dini istismar etme halkların değer yargılarının kullanımı yaşanmaktadır.
AKP ve ordu tersten yürüttükleri tartışmanın ana ekseni aynıdır. Güç olma kavgası dini değer yargıları ve inançların kendini ifade etmesi üzerinden yürütülerek büyük bir çarpıtma ve demokrasicilik oyunu oynanmaktadır. Gerçekten demokratik yaklaşım ve özgürlüklerden bahsediliyorsa Alevilik ve diğer dini inançlar üzerindeki yasaklamalar neden engellenmekte ve yasakçı zihniyet niye uygulanmaktadır?
Toplulukların kendini ve kültürel değerlerini ifade etmesinin engellenmesi anti demokratiktir. Demokrasi dini kültürel dil ve cinsiyet farklılıklarının kendini özgürce ifade etme ve yaşatmasıdır. Laiklik olgusu devletin bu farklılıklar karşısında eşit mesafede durması ve engelleyici konumda bulunmamasıdır. Yoksa dar sembollere sıkıştırılan kavram ve imgeler üzerinden taraf tutan ve iktidarın geleceğini bunlar bağlayan yaklaşım içinde olması değildir ve olamazda. Sorunun temeli budur. AKP ve ordu zihniyeti bu açıdan aynıdır. Bunun karşısında demokratik tutum ve yaklaşım farklılıkların kendini ifade edeceği yaşatabileceği anlayışı benimsemek ve mücadele etmektir. Ne AKP ne de ordu tarafında olmadan demokrasi çizgisinde özgürlük ve eşitlikten yana olmak özgür ve eşit yurttaş olmanın gereğidir. Sorun laik olup olmamanın ötesinde demokratik bir çizgide olmayla bağlantılı duruş ve yaklaşımdır.
Laiklik ve simge haline getirilen türban için demokrasi borazanlığı yapanlar Kürtler söz konusu olduğunda ne haldeler acaba? 1990 da Leyla Zana mecliste sarı kırmızı yeşil bandı başına taktı diye yaşanan linç ve saldırıyı hatırlayalım. Hatırlamaya da gerek yok hala Kürtleri simgeliyor diye nasıl bir yasakçı zihniyet var. Nerdeyse Türkiye de trafik lambalarını değiştirmeye kalkanlar hatta bazı renkleri yok etmeyi düşünenler ortada. AKP türbanda demokrasi havarisi kesilirken Kürt halkının simge ve değerlerine karşı neden demokratik olamıyor. Gerçekten demokrasiyi geliştirme amacı ve samimiyeti varsa Kürtler aleviler ve kadınlar karşısında niye inkârcı davranılıyor. Müminlik bu mu? Yoksa münafıklık mı bu?
İşte demokrasi oyunu oynanmıyorsa Türkiye gerçeği ve sorunları karşısındaki tutumları görelim. Demokrasinin ilke ve kurallarıyla işlediği yer de bu tür suni gündemler olmaz. Özgürlüklerin var olması tutarlı demokrasi çizgisinde yaşar ve toplum gerilimlere uğramadan herkes güç kazanır.
Kürtlerin temel insani haklarını terörizm olarak değerlendiren zihniyet nasıl demokrasiden bahsedebilir. Kürt halkının kimlik ve dilini inkâr edeceksin varlığını yok sayacaksın ama aynı halkı da Müslüman kardeşim diye adlandıracaksın. Müslümanlık kisvesine bürünerek türban adına özgürlükten bahseden yaklaşım asla inandırıcı olamaz ve halkımız bu sahtekârca yaklaşıma inanmayacaktır. Müslüman halkımızın dini değer yargılarını siyasallaştıran ve çıkarları için bu şekilde kullanan tüccarlara karşı demokratik duruş içinde olmak Müslümanlığın da gereğidir. Müslümanlık adalet ve eşitlikçi yaklaşım içinde olmayı gerektirir.
Sorun türbanın takılıp takılmama meselsi değildir. Sorun tutarlı bir demokratik çizgide toplulukların kendini ifade etme ve yaşatmasında yasakçı zihniyetten kurtulma sorunudur. Türkiye nin ve halklarımızın ihtiyacı gerçek demokrasiye kavuşması ve bu uğurda mücadele edilmesidir. Demokratik ortamda farklılıklar inkâr edilmediği gibi inançların kendini yaşatması sorunu da yoktur. Toplum gerilimlerle birbirini zayıflama içinde olmayacağı gibi tam aksine farklılıklarla zenginlik katarak daha fazla güçlenme içinde olur.
Türban takılması, [Üye Özel | Für Mitglieder | For Members]in kendini ifadesi, Kürtlerin özgür yurttaş olarak yaşaması ve kadınların yaşamın tüm alanlarına katılması demokrasi bahçesinin varlığı ve renkliliğiyle olacaktır. Bu bahçede tüm Türkiye güzellikleri olacaktır. Yeter ki demokrasi bilinciyle bu güzelim toprakları sulayıp bakmasın bilelim.
Ö G