![]() | |
![]() |
| | Seçenekler |
| | #41 |
| Premium Members | HAYATTAN GÜVERCİN ÇEKME CEFASI belki bilerek, kim bilir isteyerek kaybolmuşum, zaman içinde evvel ahir bir ben gezinmekte, güvertemde boğuşmaların yıpranmışlığı, sandalımda koca okyanusa değmek korkusu, senin gözlerin, ilahi deniz feneri, "gel yanaş" gibi ışıyor gözlerin, sesinde kız kulesi kaçkınlığı, kimsesizlikten mi, tutulmaktan mı bilmem, bir başka belli ki, yamaçlarıma değiyor nefesindeki sıcaklık, amaçlarımda kayma, taşma var, niyetim bozuk, gitme, kaçma, umutlar arası bir ben bulunmakta mutlaka, arayıp taramak lâzım, yıllardır dolandım peşinde, nice tükendim kendimi, nice büyüdüm gereksiz, biraz da sen beni ara, biraz da ben yatayım sırtımı yayıp, üzül, özle, iste, çileli gözlerinden şarap dökülsün, aman hayyam bilmesin, duymasın, dudaklarımda bol hüzün ıslaklığı, sevdadan güzel meze mi var ? eskilerin çürümesi de gerekli, ki düşsünler akıldan bedenden, ünlemler, ithaflar aradıkça, morluklardan, çürüklerden seçilmemeli eski, bendeki de tanrı vergisi bir ıstırabın uzantısı, tanımak istiyorum geçmişi, kafası "zenci başı", buna da ihtiyaç vardı... ahu meyyal, hayli şehla dalıp gidiyor gözler, sevdam korkar, sakın görmesin, duvarlarda gözlerle çentiklenmemiş yer kalmamış, gözlerde gözlerle çentiklenmemiş yerler vardır umarım, aşkın varlığını bildiğimden beri kaçırdım gözlerimi, yalnız sana sakladım... ne göğsümü yumrukladım tanrı diye, ne kendimi tanrı sanıp zayıflığımdan kaçtım, bu eşsiz huzuru, engin ferahlığı kadılardan da almadım, yalnız başıma tapınaklarda da bulmadım. koca gezegenler boş kalmasın diye mi gönderildik ihraç fazlası kaderlere taşeronluk mu bizimki ? ruh adında bir cüppe giydirmişler, deli gömleği ben mi yazıyorum bunları, onun mu eseri ? akıl da kendini ruhun altında ezdirecek kadar akılsız değildir hani... hayat kafasını öğretmekle bozmuş, ona şükretmedikçe, illet kesildi, kendinden mahrum etmek için insanı musallat etti insana, insan intikam almak için aşık oldu diğer insana... mesken iken keşmekeş, yürek kalmaz kerbela yüzü gülsün yeter ki, kim istemez serenat, iki gün bekleyemiyorsun bre acemi aşık, düşün yunus tanrı için nasıl acılar çekti ? 26.01.01 - 04:38 aklımızda 'çok bi zengin, mutlu, meşşur olacağımız günler'in göründüğü bir kahve falı, bütün bu mutsuz-huzursuzluğun sebebi o kahve falı... Umut "Vseinef" Taydaş Konu bukağı tarafından (23.10.2008 Saat 01:34 ) değiştirilmiştir. |
| | #42 |
| Premium Members | KIRILGAN SAZ kalınca halatlarla farzet ki bağlamışsın kendini yaşamaya, sözünde erkeklik var düşlerin sarımtrak, bütün cefasını çekmişsin dünyanın, halin bir hayli hüzün uzun zamandır, yetmiş sana, doymuşsun, bileklerin ağrıyor hislerin morarmış, hayatını onun bunun, keyfine harcamışsın çoktan, kendini çözecek gücün kalmamış. farzet ki zalim, çalmış götürmüş tüm imkânları, sen geride, kalbürüstü bir akardeon solosu, ince telli, kırılgan biz sazsın, hiç bir melodiye uyamıyorsun, kendi akordundasın, her taraftan sesler geliyor, kaçırmak istemiyorsun kendi ritmini, bağımlısın, birisini seviyorsun, sevmekten beter, yanıyorsun, aşıksın, sesine müptelasın besbelli, oysa halatla sarılmışsın iyice canın hayli sıkkın, yazmak değil yaşamak derdin, biliyorsun ki bu yüzden böyle saçmalıyorsun. tak. bırakıyorsun. 13 Ekim 2001, Cumartesi; 20:21 Umut TAYDAŞ Konu bukağı tarafından (23.10.2008 Saat 01:34 ) değiştirilmiştir. |
| | #43 |
| Silver Members | teşekkürleer |
| | #44 |
| Premium Members | KARAKTERCİĞER “Gui’ye...” İsyansa isyan, başkaldırıysa tamam, ismini bilmiyorum ben Yeter dedim ya, lanet çektim ya, olsun ne olacaksa Acıların en büyüğünü istiyorum, Ölümlerin en kanlısını Kimsesizliği, bundan daha fazlası varsa hiçliği Öc alsınlar, alnıma dayasınlar buz gibi namlusunu nefretin, Dişlerindeki kuduz köpeği salsınlar üstüme Beynime sülük, gövdeme çivi, yüreğime ihanet, çalışsınlar, Muskam yok, zırhım yok, sığınağım yok ihtiyaç Barışın, suskunluğun, uzlaşmanın sözü geçmesin yanımda, İs yansa hiç sönmez ateş... ama İsyansa isyan, vefa borcum varsa, canımla ödenecek, galibiyet sevincimdir intihar öldürülmem geri döneceğimin garantisidir, kaburgalarım arasına hapsolmuş bir güvercinin kurtulacağı gündür bu beynimin labirentlerinde kaybolmaya şartlandırılmış düşüncelerin ellerinden tutulup çıkışa bırakılmasıdır damarlarıma enjekte edilmiş bir maddenin, kansız da yaşanabildiğini ispatlamasıdır başlangıcın bitişi, bitişin başlangıcıdır, ikisinin ortasında bir yer asla yaşanmayacaktır yaşanılandan daha fazla yaşanılmayacaktır, artık sanılmayacak... menfaatsiz duaları sineklerden koruyan cibinliğin, ne kadar işe yaradığını öğrenme anı şimdi görmezden geldiğim işlek suratlara, bana dair mühürleri çakmak zamanı kim'liğimi, kafamı, duruşumu, yüreğimi yok ediciliklerini ki ; ne gerekse ispatlar gibi gösterme zamanıymış baktım kurgusuz bir kompozisyonun, gerçeklerle yazılışı isyansa isyan, başkaldırıysa tamam, ama ismini bilmiyorum ben. Gittiğimde gerçekten yaşanmamış bir gidiş olsun istedim ya yine kendimi düşünmeden Peki ya ben... Gerek yok. Gereği düşünüldü. Yol gereği Düştü-öldü. Bildiklerini yalnız kendi bildi. Söylediklerini hep kendine söyledi. Bm Umut “The Cyrano” TAYDAŞ 10.11.1998 – 10:23 “Kanımı içsem fincanda falıma bakabilir misin falcı...” |
| | #45 |
| Banned | |
| | #46 |
| Premium Members | Muhtemel İhtimaller Azalırken (D)-(G)-(F)-(H)-IVE Kim bilir ne kadar yakındasın bana Ve ben, bu tanımadığım, hiç bilmediğim şehirde Her adımımda senin de içinde bulunduğun En toz ve en pembe hayallerimi ezerken Bana yakında dursun diye cebime koyduğum umutlarımı Çaldırmışken, Üstelik uzaklaşırken yavaş yavaş, Gitme saatim yaklaşırken üzerime Dev bir ahtapot gibi, Sen bana böyle yakınken, Beni göremediğine üzülüp ağlarken, Ben seni görmemek, sana sarılmamak için sıkarken Ve perçinlerken ayaklarımı yere, Muhtemel ihtimaller azalırken Seni aramak, seni bulmak, seninle olmak yerine, Yerin dibine gömülmüş, Bir ucube evde oturmuş, bunları yazıyorum, Seninle birlikte, hayata En güzel şiirleri yazmak varken hem de... Gidiyorum... Umut TAYDAŞ 16.05.1999 “İnsanbul – Ümranie” “seher vakti bir güzele ölündüm” |
| | #47 |
| Premium Members | Seyduna ile Sahrud'un hikayesi yitik öyküdür, tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan, iki yürekte durmadan kanayan seyduna ile şahrud yüreklerinin akarken bıraktığı izi birbirlerinin gözlerinde aradılar, yoktu iki iklim farkıydılar... ne zaman gözgöze gelseler yangın çıkmayacak denli uzaktılar yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı üçüncü bir kente düşmüş suretleri. şahrud gökyüzü geliniydi, yüzüne bulut inse donardı masal gözleri bir solukluk rüzgarda bile kanardı usul usul gelincik bedeli seyduna yeryüzü cehennemi ölüm çağırır uçurumlarda sınardı sevdasını mağma yüreği yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı.. onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi... iki iklim ayrıldılar "ya şahrud" dedi seyduna "gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm, ardına bakma, gözyaşımla vurulursun, su gibi git" şahrud'un yüzüne keder mayın gibi durdu ve zaman gözlerinin su yeşiline kuruldu hüzün bir buda heykeli gibi çırılçıplak yüzlerine oturdu.. rivayet odur ki, şahrud vardığı denizlerde hala seyduna türküleriyle uyanmakta seyduna şahrud'un gözlerinden kalan masalla yaşlanmakta.. "iki ayrı baharın dalıydılar; biri ilk, diğeri sondu ve kan ter içinde bir yaz aralarında duruyordu. bahara yenildiler. şahrud taptazeydi. filizdi. yüreği güneşi içecek denli kar yangınıydı. her ucu ayrı bir yeşile sevdalı .. cemreler yaşamla arasında ana sütüydü. toprak var gücüyle ayakta tutuyor kendini ve doğurganlığını ona sunuyordu. şahrud ise her dal yeşile bir tomurcukla karşılık veriyordu. içtiği her damla güneşle çiçekleri çıtlıyordu. sanırsın rengarenk gülümseyen yeryüzüydü... seyduna ölüme ölümüne yakındı. çınardı. şahrud'un giyindiğini soyunuyordu ve gelinsi dalları soyundukça çıplaklığından utanıyordu. solan yüreğiyle her seher güne biraz daha sarı duruyor ve biliyordu; ten soğuması çoğu kez elinde ak keteniyle vaktinden önce geliyordu. seyduna'yla şahrud'un tek ve bütün bağları ayrılıkları da olan mevsimin en uzak uçlarında tutunmalarıydı. mevsim haziran sonunda kendini yakınca koptular... artık birbirlerinin kışında bile yoktular..." |
| | #48 |
| Bronze Members | teşekkürler..emeğine sağlık güzelmiş.. |
| | #49 |
| Premium Members | SANALİZASYON ÇUKURU Kök salmışım yalnızlığa, Çıkaramazsın, Hayat uzundu, yıllar alabros, Kimbilir, Ne durumda, Çekilecek dertlerde bakiyem... Bileklerimde, savaşan -biz aşksızlığın-, gururlu ustura izleri, “ben uyurken kestin bileklerimi” akan kanıma müdahale etmeyeceğim, hatta zamanımın çoğunu onu izlerken, bedenim boşalırken, gücüm biterken, ben yavaş usul ölürken kısaca, 8 mm’lik bir boy aynası gibi karşısından izleyeceğim. Oysa ki hayata, insanlara, neler öğretebilirdim, Unuturlar kimden öğrendiklerini, biliyorum, Önemli değil. Ben, içimdeki eşsiz tapınakta Senin için, annem, babam, kardeşlerim, diğerleri, öteki veya beriki için güzel hayatlar diler, çıkarsız dualar ederken, öleceğim için bakire bir mutluluğu taşıyorum gözlerimde... dokunmayın, Mutluyum... Bm Umut “Cyrano” TAYDAŞ 15.05.1999 Ztampol – Ağıl... “fanilamda kan izleri, bu beden yara, kavlatma...” Umut TAYDAŞ Konu bukağı tarafından (16.08.2008 Saat 04:46 ) değiştirilmiştir. |
| | #50 |
| Premium Members | İSTİM "yeni sevgili"si olmuş tüm insancıklara" Ucuz ve dar mahallelerde yaşanır aşk, Etrafında özenmek için fazla malzemesi bulunmayan, Temiz insanların ruhları buluşur ve boğmazlar bir diğerini, Ucuz ve dar mahallelerde aşk için, İntihar edilir. Çapkınlığı, kaltaklığı, Sevgili değiştirmenin, çirkin inceliklerini Ve ruhsuzca kabul edilebilirliğini öğrenmezsin etrafındakilerden, Sevdim mi, uğrunda ölecek kadar sevmeyi öğretirler, Bir başkası mı ? geber daha iyi derler, Kızlar sevdiklerine kaçarlar, Saçlarını yalnız ona okşatırlar, Erkekler, kıllı göğüslerini, Bir hayatta yalnız o kıza açarlar. Ucuz ve dar mahallelerin, Telefon kulübelerinde, Otobüs duraklarının kabinlerinde Ve mutlaka duvarlarında yaşanır aşk, Aşkını itiraf edebilene, Bir destan yazılır. Varsa eğer, hadi biraz da deliyseniz Arkadaş, akraba evleri, Biraz elele tutuşmak, bir beş dakika göz göze gelebilmek, en fazlası sarılarak ayrılmak için tercih edilir, imkân varsa ve mevsimiyse, karpuz suyuna ekmekle, en unutulmaz ziyafetler, afiyet kazanabilir, günün büyük bir bölümü sevdiceğe, "karışık kaset" hazırlamakla geçirilir ve bütün "seviyorum"lu şarkılara, fa diyezden girilir. Fazla sorgulamadan yaşanır, Sonunda hep altbeyin-siz ölünür. Herkese ve her şeye inat bu belki daha iyidir. Güveli ama birbirlerine mutlaka güvenli hayatları vardır, Haybeden herkese kahkaha savrulmamıştır, Gülünce gerçekten güldüklerini, Bir şey isteyince, onu yalnız seninle yaşamak istediklerini bilirsin, Kaybedilmişler ve yaşanmamışlar için değil, Hesapsız kitapsız sevilirsin, Sende, senden öncekileri değil, yalnız seni sevdiklerini, İliklerine kadar hissedersin, gözler rol yapmayı öğrenmemiş ve zaten hiç denememişlerdir, Herkesin teni, herkesin bedenini tatmamıştır, Sinemaya gizli gizli gidilir, Her sorunun üstesinden beraber gelinir, "Terk edilmek korkusu" akıllara yanaşmaya bile cesaret edememiştir Öpüşmekle konuşmak arasındaki fark bilinir, Aslında kimin ucuz olduğu gayet bellidir, Varsın olsun, Dar hayatlarda ve ucuz mahallelerde, Gururun döktürdüğü gözyaşlarına kıymet verilir. Ucuz ve dar mahallelerde yaşanan, gölge düşmemiş sevgilere aşk denilir, Destursuz hayatların, geniş bünyelerin, Namahrem nedir hiç bilmemiş zavallıların, Sermaye olmayı sindirmiş, Yaşadığının yanına kâr kaldığına inanmış İnsanların yüzünden; Bunları anlamak, taşımak, sindirmek Kolay olmadığından, Dar hayatlı ucuz mahalle insanları tarafından içinde alkol türevinden bir şeyler barındıran her şişeye fondip çekilir. Benim bildiğim "aşkım" sözü bir hayatta yalnız bir kişiye sarf edilir. -sivas- Umut TAYDAŞ |
| | #51 |
| Premium Members | Eski zaman aşığı ben eski zaman aşığıyım sevda çeker, düşünürüm, ağlarım bazen tilki kadar kurnaz bazen akılsız bazen çocuk gibiyim bacak kadarım herkes aşık olur sevdalanır bir yolu var gönül çekmenin de benimki sevda değil ateşten gömlek bir kor düşmüş ışıl ışıl yanar içimde ama ben eski zaman aşığıyım sevmek kadar katlanmak da gelir elimden gece hayalimde gündüz fikrimde ela gözlü o yar çıkmaz gönülden Oktay Rıfat Horozcu |
| | #52 |
| Premium Members | Ömür düş(üş)leri Şövalyenin Düşüşü Yollar ardarda, geçemedim, yıllar sorunlu, geçinemedim, yazlar yalancı, gezinemedim, yabancıyım her aklıma gelene, tanımıyorum kim gelirse gözümün önüne, aramıyorum zavallı aşkları, kuralsız pencerelerde, kendimi, rastgele bırakıyorum hayata sırtüstü, bakmıyorum nereye kadar, ne kadar düşeceğim, ömür - ölüm uçurumundan, bilmem kuzgunlar daha düşerken, parçalar mı bedenimi ?, sakladım kendimden, bildiklerimi, anlatmadım geceden başka kimseye, gözyaşlarımı, gün gelir sarılırız sahte, hain, dediklerimize, an gelir ararız bizi sırtımızdan vuranları, düşerken uçurumdan, masumdur ve dostumuzdur, ismimizi söyleyen herkes, acaba hep masum olsalar, acınacak halde düşer miyiz uçurumlardan... Bm The Cyrano 25.05.1997 - 09:17 Umut TAYDAŞ |
| | #53 |
| Premium Members | RETROSYNTH - HALF "Tanju Okan Kasetliliği'ne" Kör göz, dar boğaz, bela ben, rezil rüsva İçimde tarifi ne mümkün bin sensizlik Parmaklarımın ucundasın, uzansam, Zor bela, binbir güçlük, sürgün kelimelerim Seninle kavuşsun özgürlüğe istiyorum, Hepsini sıraladım yanyana, arka arkaya, Kelepçelerini açamıyorum Alt beyin-üst beyin karıştı birbirine, Düşündüğüm ne varsa seni düşünüyorum aslında, Mağaralara umutla karışık çizilmiş resimlerin üzerinden incitmeden geçerken ellerim, Çam kokusunu arasına almış uzak iklimlerin yağmurlarını koklarken, Serçe parmağımı bir bebeğin avuçlarına verirken, sıksın diye, Yıllar sonra memleketine dönmüş, ağlamaklı bir gurbetçiye sarılırken, İlk defa dinlediğim her yanı hüzün bir şarkının, beni götürmek istediği her yere seninle gidiyorum... 05.12.00 - 18:33 "her kavuşmak ayrılmanın introsu da her ayrılmak kavuşmanın habercisi değil, neden ? " Umut "Ventaire" Taydaş Umut TAYDAŞ |
| | #54 |
| Premium Members | VASATSAL HAYKIRIŞ Karanlığa sevdalıyım, acıya, ölüme, Yalnızlığa sevdalıyım aşırı. Şiirim acı, yaşamak ölmek zaten ta baştan, Bilirsin ki karanlık umutlarım, Yalnızlığım hep aynı yalnızlık; Sanırdım ki ben bir kez Sevdalıyım desem, Daha üzerinde hiçbir şey olamaz, Nesin ki sen; ne demeliyim sana, Sen varken umrumda değil mesela, Karanlık, acı, ölüm, Yalnızlığıma ihanet ama mecburum; bir yanda sen, Ayrılık bir yanda, Diyorum ki “sana” sevdalıyım, Umrumda değil; anlasana... Umut “BM” Taydaş 22.03.99 – 15:48 “ortada bir pişmanlık varsa, kazanılan bir tecrübe var demektir” |
| | #55 |
| Premium Members | SEDEFBARI ŞENYÜZLÜ YOLCU Biramdan Feragat Aslen pek itibarim yoktur cemaate, arasına girmem kimsenin, içtimaya çıkmam, gaz almam laflardan, söz almam şunlardan, kız almam bu hayattan. ama cümbüşüm coşmuşken, ben müptelayken biraz yalpalığa, hem tatlı konuşuklardan biraz yanaş payı almışken, hem de hepsini bir yana bırak, ben bu dünyanın gördüğü, ender "aşk adanmışı" adamlardan biriyken, olageldi olmazların orasında bir oluş: "janımdan jok zevdim anlıyör mızun". hakkatten de öyle, ama bunu kim anlar, senin üzerinden öyle bir sevdim ki kendimi, hep bunları haketmediğimi düşündüm; benim sevgim ikimize de yeterdi baştan beri, olamadı, ben sevmedim kendimi sevmeyi. aasgard'ın ortamında bulaşıkçı olsam yeridir şimdi, ölümsüzlüğe inanan, ölümsüzlüğün varolduğunu bilen birilerini görmek istiyorum, kaygıların içinde, gelene geç dememiş, gidene yallah etmemiş birilerinin varlığını ya da, zaten diye diye, bu dünyanın sarmalına darıldım, ornitorenk emdim mazıdağı'nda böyle büyüdüm, aşkın yasadışından insanlara yataklık yaptım bunca, hiç bildiğim sanıldı, her bildiğim yanılgı, tüm niyetlenmelerimi pms'ler kraliçesi boğdu... öğür delibaş öğür, bütün can verdiğin sözcükleri, yaladığın bütün gözyaşlarını, bütün öpücükleri, öküz delibaş, öğür, yaşam şimdi kıldönmesi, gözler paket süsü verilmiş bomba, patlabor, patlabor, patlamıyor, her yanım kırık dönük, halime bir bakıver kendim, her yanı tozu toprağa çeviriyorum, ikibin, yirmi yedi, binlerce insan öldüm bu yaşta. 25.09.2002 - 02:56 Umut TAYDAŞ |
| | #56 |
| Premium Members | POGROM - GİRİŞİK BENZEME “umut biriktirene” Ellerime sevda değdirmeden beklerken seni kendi gözlerimi oyarken ellerimle, şiirlerimi yakarken, ölümü beklerken kısaca cinlerin, iblislerin, daha kötüsü insanların arasında her saniye biraz daha kaybolurken bendeki parmak izlerin yerle bir oluyor yaşadığım şehir, yerle bir oluyor yazmak istediğim şiir, bir yer oluyor ellerin ve terkedip geride ne kalacaksa düşünmeden avuçlarının arasına yerleşmek istiyorum, orada yaşamak bundan sonra. Gözlerime göz baktırmadan beklerken seni Katliamların, esaretlerin, fahişelerin içinde, Yollarca uzakta, soğuğun gözyaşlarımı daha dudağıma gelmeden dondurduğu bu yerde, ihanetler sıralanmış gibi yağarken üzerime sımsıkı sarılıyorum gözlerimin önünden gitmeyen kaçamak bakışlarına, Sevda öldüren bir katil oluyor yaşadığım şehir, Sığınak oluyor bana; yazmak istediğim şiir, Girip sığınağın içine hiç çıkmadan orada seninle yaşamak istiyorum bundan sonra. Yoksun...uzaksın...olmayacaksın... Sevebilen bir yüreğim yokmuş gibi davranıp gizli saklı beklerken seni, Yaşanabilecek en büyük acıları ard arda saplarken yüreğime, Acıdan parçalandığını, kanayarak ağladığını bile bile, Ayrılıkların, beklentilerin, umutların arasında, Tescilli bedenlerden, kolay “seviyorum”lardan, Otel odası gibi bölünmüş yüreklerden kaçarken Uzaklığını hiç sindiremezken, unuttu mu beni diye düşünürken gizli gizli, Nasıl da sıklaştı nefes alıp verme aralıklarım, duramıyorum, ahh, Ayaklarımı, bileklerimi, yüreğimi zincirleyen bir gardiyan oluyor yaşadığım şehir, İnan kurtuluşum, sarılabildiğim tek canlı oluyor yazmak istediğim şiir, Sarılabildiğim tek canlı ölüyor, beni gömecek kimse yok olmasa bu şiir, Ne kadar dibe insem de, tanınmamak için her şeyi yapsam da, bekliyorum işte, Önemsemiyorsun, önem; sevmiyorsun... olsun. Ayrılıktan güçsüzleşen bedenimi, tutup bir yatağa yatırırken, Onu böyle görmeye dayanamayıp, damarlarına “sessiz ölüm”ü enjekte ederken ürkek, Özlemlerin, iniltilerin, gözyaşlarının daha açıkçası, Esaslıca yaşamasını istediğim bir insanın katiliyken, ölmek üzere olan birinin yanında Yanımda olmayışın, beni anlamayışın, unutman, ulaşmaman Asıl canımı alan. Her saniye kaybolurken bendeki parmak izlerin, İhanetler sıralanmış gibi yağarken üzerime, Otel odası gibi bölünmüş yüreklerden kaçarken, Sen giderken, ben giderken, gitmek için çok erken, Uzansam sırtüstü, sana hiç uzanamam. üstelik Zehirlenmiş bir köpek gibi kıvranıyor yanımda hayat, Zehirlemiş bir zabıta gibi gururla başımda dikiliyor yaşadığım şehir, Biliyorum çok rahat ulaşabileceğim bir panzehir gibi yakınımda duruyor yazmak istediğim şiir, Pis zehir oluyor yokluğun ve tekrar, özledim diyeceğini hiç düşünmemeye direnerek Ahh... Umut “The Cyrano“ TAYDAŞ “sen bana “Mİ” gibi okşayabilir misin ?” 17.01.1999 – 15:27 “şiir bir defada bitmeli – 2” |
| | #57 |
| Premium Members | TESELLİ “en büyük tesellim, ölüme...” Ağlamak değil ki bu, kanamak, Yüzüme bak, Ben ağlarken yüzüme bak. Keskin dişleri saplandı hayatıma yokluğun, Aslında bu hayat bit’miş çoktan, Aslında göbek bağım, kök salmışlığımdı ölüme, Oysa “sana doğmak” ne kadar zor Ve bir o kadar zor doymak Bilmez arzunun altında ezilir taze aşık, Ne biliyorsa almış yanına, ne biriktirdiyse saklamış ceplerine, Aşk değil bu kaçamak... Ve sarılmak ihtiyaçtan sadece, yok bir başka özel amaç, Çağırıyor küpeli zindan bekçileri, Sessizliğinin diyetini ödesin diye; razı, “Bir kere sarıldım ya” diyor, inan ölüyor, Kimbilir nasıl da ölüyor, Bu kış kıyamette, Bekçilerin canı kimbilir nasıl işkence istiyor; Ölümdür bu ve yok olmak. Çünkü ben gördüm onları, Kaldır başını yerden, yer yer yeme içini, yüzüme bak, Ağlamak değil ki bu yok olmak, Çığlıkları labirentte kaybolmuş bir çocuk gibi Dolanıyor beynimde, Oysa “sana doymak” ne kadar zor, Ve bir o kadar zor doğmak Bilmez bir bebeğin tecrübesizliğine bürünür taze aşık, Üstelik onu öldüreceklerini bile bile O saklanırken, sen ışık tuttun yüzüne, Sen sevişirken o ağlıyordu, Sen dinlenirken o ağlıyordu, Sen giderken ağlıyordu o, Oysa ağlamak değildi bu, çünkü Böyle bir ağlamak bilinmiyordu, Gelseydin, arkanı dönseydin, görseydin, Sesine baksaydın, gözünü duysaydın, İşte geliyor sesi, Ağlamak değil bu yenilmek... Kurda kuşa, eşe dosta, her halükârda yenilmek bu Yenilmek hep aynı zaten, yok tesellisi. Ürkek değildi arzunun süründüren bakışları, Bin mevsimdi, kara yeldi, dinmez seldi, Kattı kendine ne biriktirdiyse, Harcadı seveni, bilip de bilmeyeni, Yaşamak bir pirinç tanesinin boğaza tıkanması gibiydi, İtelemezsen gidemezdi, itelesen belki değemezdin, Sevdanın böbrek taşlarıydı, yetememezlik Ve her dakika duvarlara tırnak izleri ekleniyordu taze sevenin; Kilitliyordu kendisini. Herkesten gizli düş biriktirdiği odaya gidiyordu, Düşlerin Kimini çerçeveleyip duvara asıyordu, Kiminden makasla kendini ayırıyordu, Kimi hastalıklı bir beden gibi can çekişiyordu, Onları görünce oturup ağlıyordu, biliyordum, Ağlamak değildi bu yıkılmak, Senin o sıralar bıkmışlığın söz konusuydu, Ayaklarına kapanıp “sana “seviyorum”” Demekten başka bir şeye gücü yetmiyordu, Gururunu her sabah bir köpek gibi zehirliyordu, Oysa kudurmuştu gururu bir kere, Zindanın bekçileri onu götürmeden önce, Paslı bir jiletle kesmiş bileklerini Ben bulduğumda yanağı henüz ıslaktı, Ağlamak değildi bu Seviyordu... Umut TAYDAŞ |
| | #58 |
| Premium Members | MANİK OBSESİF "kendi kendine konuşmak'lara..." bulmuştur, bölmüştür; olmuştur ya da oldurulmamış, kafam çatlak, bulaşık çok, ellerim keneften yeni çıkmış, frengi meçhul. döndüm beriye, uzandım seyirlik, "anlam" için gelmişim stampol'a, hiç bir yer evim değil dedim, aklından ve altından başka; oysa onlar da rest çekti aşka. stampol ya bu, kelek aldım bolca, -en çok inandığın, güvendiğin insan, stampol'da 6 ay kalsın, tanıyamazsın- olsun dedim, varsın; o yeter, anlam yine aklın, altından olmasa da, düşlemişiz bir geleceği, pek de fiyakalı değil, dilenciye versen beğenmez, olsun dedim kalsın; istiyorsun, niceliğin ne önemi war, yıl 2000'li ve sen sevdaya inanıyorsun.. aynı odada, aynı bakışla kalakaldım yüzyıllarca, stampol'du bu, kelek aldım, aldırmadım; "geçer" dedim, alışılır, inancım tam, sevdam aklımı aşmış, beni bastırmış, anlamım, beklemek olsun boşver. gördüm de olanları "tiskindim", acemi tezcanı, sağa bastım ayağımı, illet, onun bunu, diğerinin ötekisi olmuş, berikinin öbürü de, bunun orasında muamelede. sola kaçtım apansız, şirret, oradakinin orasında oynaşmamış bir ben kalmışım, şuradaki de adımımı attığımdan beri, salyalar akıtarak takip ediyor beni. kaçtım ortaya, kustum. yürüdüm. sustum. hep ortadan yürüdüm, ne çevirdim başımı "essalamü aleyküm" sağa, ne solun zerresini gördü gönlüm. ihanet zehrinin kumpas şehri stampol'da, sana ihanetten uzak tutmak için kendimi, kendime ihanettimden aklın bulanmasın diye, hazmedemeyeceğim hiç bir şeyi yememek için; "bu ben"i bozdurmadan, azdırmadan, yardırmadan, sana getirebilmek için -sana saf gelebilmek için- hep ortadan yürüdüm. çok yol yürüdüm, yokça çok yoruldum. karşıla beni artık, ses ver, konuşmayı unuttum. saflığımı sana getirdim, al, öp, okşa, sırtımı kaşı. beğenmediysen söyle, sırtıma asıp gideyim, sana getirdiğim, sana esirgediğim ne varsa. ses ver, çık ortaya, burada olacaktın, bekleyecektin. şimdi var mısın ? şimdi nerede, sağda mı, sol da mısın, stampol'un yalanına mı kandın, bindiğin bir takside mi unuttun, "biz"li yalnızlıkları. günüm zifir, geleceğim katranlı, kaç yaşındayım bilmiyorum, yaşımda olamadım hiç, yaşım, başkalarınındı. sevdiğimi yaşamaya çalıştım hep, misal dedem ölüyordu, senli, beraber 3-5 saat için, varsın ölsün dedim, o öldü, senli en fazla 2 saatim oldu. çok yürüdüm ortalardan ya, yoruldum, ayaklarıma ortacılık battı, "ah" çıkarmadım, yorgunum diye, benden uzakta uyumandan korktum. her "gele" kızdın sen, hepsi ağlamak oldu, göz yaşım, aşka dargınlığımdı. şimdi bana, "sana yetmez" diyorsun, istediğim sadece "seninle olmak"ken, sözlerini, "illallah"a bulayıp, intizar ediyorsun. susmaktan, uyumaktan, kaçmaktan, ağlamaktan, solo yalnızlıklardan, göz yummaktan, sindirmekten sonra bana, seni istememeyi öğretiyorsun. olsun. seni beklemeye başladığımda, kaderimin beklemek olduğunu biliyordum; frengi makbul... ve sen şiyyir misin nesin, ne zaman kendi "kendime" seni yazmaya başlasam, onunla bitiyorsun. Umut TAYDAŞ |
| | #59 |
| Premium Members | DÜN YİNE YATANA KADAR SENİ ANLADIM mecalsizim... hiç ummadığım, ve varlığını hesaba katmadığım bir anda, seni nasıl da bıraktım.. zaten bir kendim yoktur, sana baktım, yitmişsin. insanlarla uğraşmaktan, onları derleyip, toplayıp sıraya koymaktan, düşünmekten olasılıkları, memnun etmek uğruna çabalamaktan, gülmekten, kanmaktan, yalanmaktan, bıktım, dayanılacak hali kalmadı buraların, hayatın canım, sana bile kalmadım, boğazıma sarılıyorum, kinimden, kimseyi kıramadıkça, kendime kızdım, en azından kendimi ellerine bırakmamalıyım, derken, hepsi etrafımda, sen karşımda, kararımda, seni de, kendimi de öldürmek dolanıyor fikrimin ucuz dolaylarında; oysa, tanrı umudundan, belki korkusundan yaşamak lâzım... baştan çıkardığım kendimi; "anlanabildiklerini" göstermek için, insanları yok ettim... o kadar çok anladım ki, hepsi hiç oldu; hiç olmayı kaldıramayıp, beni hiç ettiler... herkes birbirinin eskisi ve birbirimizin hiçiyiz şimdi, ve ben baştan çıktım, kendime hiç. kadınlara acımak gerek; bu kadar edilgen olmayı sindirmek kolay olmamalı... onlara kişiliklerini verince ne oldum delisi oluyorlar, kişiliklerini aldığında, kuklalar keyif vermiyor... tanrı'ya bir kadın yaratması için izin verdim: kadın kendini eline yüzüne bulaştırdı... bilinçsiz ve amacı olmayan bir şeytandır kadın; primitif içgüdülerini aklı sanan... senin bütün isimlerin vasat, bütün hallerin sıradan, kadın, kendi yarattığı kahramanları bile kıskanıp, onların kâbusu olmaya çalışmasıyla ünlüdür. sebatın ve sabrın sonu ödülse, ben ölümü diliyorum. sadece, ne yaptığını bilen bir kadın görmek için, yaşanabilir... bütün kadınlar birer vajinadan ibarettir, belli bir yaşı geçmiş erkeklerin geneli, kadını başka bir imgeyle buluşturmazlar... ben neyin peşindeyim diye bakıyorum, henüz, anların: dün yine yatana kadar seni anladım, bununla yetinebilirim ama sana doymadım, hem vaktim yok, uğraşmaya, fakat, öyle ki, sevdiğim anlarsın... 29.06.01 - 21:18 "sana verdiğim senlerle bana hiç bir şey almadın, ne bana bir sen bıraktın numunelik, ne de kendine kaldın" Umut TAYDAŞ |
| | #60 |
| Premium Members | kendi ağzından 'ben tarihi'; "1976 yılında pek de fazla uğraştırmadan, bir güzel ailenin, bir yeni jenerasyonu'nun, ikinci akıncısı olarak doğmuşum. Şimdi bile yaşamak istediğim, ahşap bir evde, ahşap bir mahallede, ahşap arkadaşlarımla, gerçekten güzel geçti çocukluğum. Güzel hatırlamak istersen, güzel geçmiştir zaten. ilk ve orta öğrenimimi de geride çok güzel anılar bırakarak tamamladım. Pek de yoğun arkadaş çevreleri istemedim, dost seçtim, dost'la yetindim. Bu süre içinde iki tanesini tamamen yalnız olmak üzere bir kaç tane dergi çıkardım ve batırdım; eğlenceliydi... Yazdıklarımı herhangi bir yerde toplamadım, sadece kendi web sayfamda arada bir yazdıklarımdan parçalar yayınladım. Şimdi, bir şekilde vakit geçirerek dünya zamamınım dolmasını bekliyorum." Umut TAYDAŞ |
![]() |
| Etiketler |
| bukağı, bukagi, kendime söylüyorum, siir, şiir |
| Seçenekler | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | Son Mesaj |
| Sevgilim Sana Söylüyorum Son Kez | ONUR | Resimli Şiirler | 0 | 14.05.2009 18:08 |
| Ben ilk defa kalbime YALAN söylüyorum.. | KuZGuNi | Resimli Şiirler | 0 | 02.10.2008 17:26 |
| Ben Kalbime ilk Defa Yalan Söylüyorum... | MyLove | Resimli Şiirler | 5 | 16.09.2008 20:13 |
| Geceleri Söylüyorum | Nefertiti | Resimli Şiirler | 0 | 29.04.2008 12:35 |