| | Şiddete karşı Şiddete karşı Kadınlar ayakta, 'Namusumuz Özgürlüğümüzdür' sloganıyla bir mücadele kampanyası yürütüyorlar. 25 Kasım kadın üzerindeki şiddete karşı mücadele gününde zengin ve büyük kitlesel eylemler yaptılar. Özellikle 22 Kasım günü Batman'da yapılan kadın yürüyüşü yeni bir başlangıcı müjdeliyordu. Ulusal özgürlük mücadelesi içinde özgürlük ruhu ve bilinci kazanan Kürt kadınları bu mücadeleye de öncülük ediyordu.
Elbette bu yeni özgürlük çıkışını selamlamak, kutlamak gerekiyor. Kadınların geliştirdiği özgürlük mücadelesi her alanı, tüm ezilenleri etkiliyor. Dolayısıyla tüm ezilen ve sömürülenlerden büyük destek göreceği şimdiden anlaşılıyor. Kısaca özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesinde yeni bir öncülük doğuyor ve gelişiyor.
'Namusumuz Özgürlüğümüzdür' kampanyasının çok hızlı gelişeceği ve çok şeyi sorgulayacağı ortaya çıkıyor. Şiddet karşı duruş bunun sadece başlangıcını oluşturuyor. Zaten kadın üzerindeki şiddet, yani kaba baskı sadece bir sonuçtur, tarihi baskı sisteminin görünen ucudur. Ancak en çağ dışı, açık ve vahşi olanıdır. Dolayısıyla kadın özgürlük bilincinin, örtgütlüğünün ve büyük eylem birliğinin bu noktadan doğması ve en geniş toplumsal desteği bu biçimde yaratması doğaldır.
Eylemler gelişip, sorgulama derinleştikçe daha açık ve iyi görülüyor ki, erkeğin kadın üzerinde uyguladığı şiddetin dayandığı çok yönlü bir baskı ve kölelik sistemi var. Bu sistem altı bin yıllık sınıflı ve cinsiyetçi toplum gerçeği temelinde oluşarak bugün çok derin ve ince yöntemler kullanan bir düzeye ulaşmış bulunuyor. Erkek kadın üzerinde öldürücü şiddeti uygularken bunu kendisine hak görüyor, hatta bilinç ve psikoloji olarak kendisini buna mecbur hissediyor. Sadece fiziki gücüne dayanarak bu şiddeti uygulamıyor, devletçi uygarlık geleneği onu buna zorluyor, yasalar ve gelenekler onu kuruyor ve yöneltiyor. Ekonomiden kültüre, hatta dile kadar develetçi sistem ve onun yattığı toplum bu anlamda erkeğe güç ve haklılık veriyor.
Demek ki günümüz kadını ruhuyla, duygusuyla, bilinciyle ve tüm davranışlarıyla çok büyük oranda bu öldürücü kölelik sistemi tarafından şekilendirilmiş bulunuyor. Yani kadın üzerinde sadece kaba şiddet uygulaması yok, onun altında kadının tüm varlığına dayatılmış bir şiddet, bir başkalaştırma baskısı var. Kadının ruhu, duygusu, bilinci, davranış ölçü ve özellikleri sürekli bir baskı ve şiddete maruz kalıyor. Daha da kötüsü, tüm bunlar büyük ölçüde kadına da benimsetilmiş, içselleştirilmiş bulunuyor. Tarihin tanıdığı en ağır ve eski egemenlik -kölelik sistemi bu oluyor. Erkeğin isteğine ve hizmetine göre şekillenmiş bir kadın ruhu, duygusu, bilinci, davranış ölçü ve özellikleri!
Peki kadın bu hale getirilirken, erkeğin durumu nedir? Eskiden 'Başka bir ulusu ezen ulus özgür olamaz' derdik. Kadını bu hale getiren erkeğin de 'özgür insan' olamayacağı, olsa olsa ancak 'zalim ve vahşi adam' olacağı açıktır. Kadın karşısında zalim ve vahşi olan erkeğin de hiyerarşik devletçi sistemin basit bir dişlisi olduğu, kapitalist modernite tarafından esir alınıp, köleleştirildiği ortadadır.
Çok açık ki, kadın üzerindeki erkek şiddetinin arkasında altı bin yıllık devletçi sistem, baskı, zulüm ve sömürü sistemi, derin kölelik düzeni var. Dolayısıyla kadın yaşamının her anı ve alanı üzerinde şiddet ve sömürü uygulanıyor. Ruhu ve duygusundan tüm davranışlarına kadar her şeyiyle erkeğe göre şekillenmiş bir 'kadın' gerçeği sözkonusu. Bu durum 'sahiplik' olgusundan kaynaklanıyor. Erkeğin 'kadının sihibi' olarak görülmesi bu sonuçlara yol açıyor. Kendini sahip olarak gördüğü için, erkek, kadın üzerinde her türlü tasarrufta bulunabiliyor; satın aldığı gibi, dövup öldürebiliyor da. Bütün bunların gerisinde de tüm insanların sahibi olarak devletin görülmesi anlayışı bulunuyor.
Kadın üzerindeki şiddete karşı mücadele şimdiden tüm hususları sorgulayabilmemize yol açıyor. Besbelli ki bu mücadele geliştikçe mevcut toplumsal yaşamın her anı ve alanı sorgulama gündemine gelecek. Mevcut kadın ve erkek duruşu bir bütünen sorgulanacak. Her türlü baskı, şiddet, zulüm ve kölelik gerçeği açığı çıkarılacak. Belki de mevcut toplumsal yaşamın ölçü ve özellikleri, gerçekli olan insan ilişkileri özgürlükten uzak ve gerici bulunarak reddedilip, değiştirilecek. Böylece mevcut toplumsal düzen çok köklü bir değişim ve dönüşümü yaşayacak. Baskı, sömürü ve kölelik düzeni aşılarak, kadın özgürlüğüne ve toplumsal ekolojiye dayalı yeni demokratik toplum yaşamı ortaya çıkaracak.
'Namusumuz Özgürlüğümüzdür' şiarıyla geliştirilen 'kadın üzerindeki şiddete karşı mücadele' eğer kararlılıkla ve derinleştirilerek sürdürülürse, bu denli derin ve tarihi toplumsal değişiklik yaratacak güçtedir. Bu, kadın mücadelesindeki değişim ve derinleşmeyi de gündeme getirmektedir. Geçmişte daha çok 'kadın hakları' kapsamında mücadele yürütülürken, şimdi kadın özgürlük mücadelesi öne çıkıp ağırlık kazanmaktadır. Elbette 'kadın hakları' kapsamında yürütülen mücadelenin amacı sınırlı ve dardır, sadece kadın üzerindeki kaba baskı ve ayrımcılığı ortadan kaldırarak kadının baskı ve sömürü düzeni içerisine biraz daha etkin katılabilmesini öngörmektedir. Baskı, sömürü ve eşitsizliği biraz hafifleterek (belki de incelterek) kadın açısından katlanılabilinir hale getirmek istemektedir. Oysa kadın özgürlük mücadelesi tüm baskı ve kölelik düzenini yok etmeyi, toplumsal yaşamın her alanının özgür kadın etrafında yeniden şekillenmesini öngörmektedir. Özgürlük ve eşitlik çizgisinde daha derin, radikal ve toplumsaldır. Özgür kadın öncülüğündeki toplumsal demokrasiyi ifade eder.
Elbette 'Namusumuz Özgürlüğümüzdür' kampanyasına Kürt kadınlarının öncülük etmesi de anlamlı ve anlaşılırdır. Çünkü kadın üzerindeki baskı ve şiddet uygulamasının en kaba ve zalimce olanı Kürt kadınları üzerinde uygulananıdır. Aşiretçi-feodal zihniyet ve kalıplar, onun yarattığı ailecilik, Kürt kadını üzerinde öldürücü şiddet uygulaması olmaktadır. Buna bir de kapitalist modernitenin maymunlaştırıcı tahriki eklenince, Kürt toplumu, kadını ve erkeği en ağır bunalımı yaşar hale gelmektedir. Toplumsal bunalım elbette en çok kadını etkilemekte, çıkış bulamayanlar intihara kadar gidebilmektedir. Yine toplumsal bunalımın etkisi altında sıkışan erkek, daha çok zalim, dar ve kıskanç olabilmektedir. Tüm bunlar Kürt kadınını özgürlük arayışına ve mücadelesine daha çok yönltmekte ve dağlara çıkıp gerilla olmasına yol açmaktadır.
Buna bir de Kürt ulusal-demokratik hareketinin gelişimini ve bunun kadın özgürlük çizgisinde ilerleyişini eklemek gerekir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, şimdiye kadar hiç kimsenin göstermediği cesaretle kadın sorununu derinliğine çözümlemiş, kadın özgürlüğüne dayalı bir toplumsal özgürlük ve demokrasi çizgisi tanımlamıştır. Bu bakımdan, Kürt özgürlük mücadelesi bütünüyle kadın özgürlük çizgisine oturmuştur. Bu çizginin ve bu temelde gelişen özgürlük mücadelesinin, Kürt kadınları üzerindeki etkisi büyük ve derindir. Bu temelde Kürt kadını adeta yaşama yeniden doğmakta, yeni bir ruh, bilinç ve davranış kazanmakta, örgütlenip mücadele etme gücüne, cesaret ve fedakarlığına kavuşmaktadır. Evinden çıkamıyan Kürt kızları dağlara çıkarak silah kuşanıp gerilla olmaktadır. Bu temelde Kürt kadını yüzlerce özgürlük kahramanı yaratmıştır. Demek ki kadın üzerindeki şiddete karşı mücadelenin önderleri Beritanlar, Zilanlar, Semalar, Zeynepler, Meryemlerdir; Şilanlar, Viyanlar, Nucanlar ve Nudalardır.
Bu özgürlük kahramanlarını bayrak yaparak, onların izinden yürüyerek, tüm eylemlerinde bu önderlerin adını ve resmini taşıyarak Kürt kadınları özgürlük ve demokrasi mücadelesinde büyük başarılar kazanacaktır. [Üye Özel | Für Mitglieder | For Members] |