CAYBURG.NET
İnanç Tartışmaları İnanç Tartışmaları
Cevapla
Alevilik'te düşkünlük Bu konu 26 defa okundu ve 0 yorum yazildi.
 
Seçenekler
Alt 28.11.2008, 22:23 #1
Gold Members

Standart Alevilik'te düşkünlük


Alevilik'te düşkünlük

Her toplum kendi ahlaki kuralları çerçevesinde yaşar, bundan dışarı çıkanlara, azanlara, yoldan sapanlara, yol düşkünlerine bir toplumsal ceza müeyyidesinin uygulanması gerekmektedir. (kaynak, İmam Cafer Buyruğu).


ÖRF HUKUKU VE DÜŞKÜNLÜK
İnsan-ı Kâmil olmanın yolu, dört kapı, kırk makamdan geçer. Şeriat kapısı İslamiyet’in ve insanlığın ilk adımıdır. Şeriat denildiğinde, ister Alevi, ister Sünni görüş olsun, bunda iki öğenin olduğunu görürüz. “Ahlak ve Hukuk.” Ahlak kişiye özeldir.Ancak hukuk toplumsal bir olgudur. Biri adil ve sosyal düzeni, diğeri ise kâmil bir insan örneğini gerçekleştirmeyi, amaç edinir. Birisi belirlenmiş yasalarla - kanunla, diğeri ise bir tür ahlak okulu olan cemlerle, bu amaca ulaşmaya çalışır. Sünni şeriat anlayışında hukuk, Alevi şeriat anlayışında ise ahlak öncelik taşır. Birinde hukuk ağırlıklı bir ahlak, diğerinde ise tam anlamıyla, ahlakın egemen olduğu bir hukuk ve devlet anlayışı söz konusudur. Sünni şeriatında ahlak mükâfat- ceza esasına, Alevi şeriatında ise ahlak muhabbet (sevgi) temeline dayanır. Birinde her türlü hareketleriniz, ödül ve ceza ile koşullandırılmış olmasına karşın, diğerinde ahlak koşulsuz olup, ceza korkusu veya ödül umudu olmaksızın ilkeseldir. Karşılığı ise iç aydınlığı ve huzurudur. Asıl amaç “ Kâmil bir insan” olmaktır. Birisin de içtihat (Akıl) kapısı kapalı, diğerin de (Alevilikte) açıktır. Biri nuraniliğe kapalı, diğeri açıktır. Amaç bireyin, bütün insanların hakkına, hukukuna riayet ederek, başkalarına zarar vermeden, yaşamını sürdürmesidir. Kişi bunu sağladığı takdirde yukarda bir nebze bahsettiğimiz gibi, birisinde (cennet) ile ödüllendirmek veya (cehennem) ile cezalandırmak söz konusudur. Oysa Alevlikte ödül ve ceza yerine, samimi olan davranışların sonunda, iç aydınlığı yani tamlık (kemâlat, insanın bütünüyle mükemmel olması) vardır.

Buna göre, Aleviliğin İslam anlayışın da çok güçlü bir ahlak sistemi vardır. Yaşama dair her davranışta, toleranslı ve hoşgörülü olan bu kutsal inanç, ahlaki ilkeler bakımından, son derece insani ve uygun olan sistematik değerler ve kurallarla kendini sınırlandırmıştır. Kişinin yanlış yapmaması için, gerektiğinde çok ağır yaptırımlar uygulana gelmiştir. Bu yaptırımlar ise durumuna göre, maddi veya manevi olmuştur. Çünkü yol öylesine bir sistem geliştirmiş ki, nasıl her şeyin bir sorumluluğu varsa, kötülüğün de bir bedeli olmalıdır. Gerektiğinde manevi baskı uygulanmış, selam verilmemiş, selamı alınmamış, muhabbet edilmemiş, komşuluk ilişkileri kesilmiş, yemeği yenilmemiş, cem’e alınmamıştır. Ve gerektiğinde de maddi cezalar uygulanmıştır. Kişinin yaptığı suçun ağırlığına göre, maddi cezalar yanında, bedeni cezalar da uygulanabilmiştir.

O halde bu ne demektir? Bu ahlaki yaptırımların temeli, gerçekte Örf hukukuna dayanır. Yazılı hukukun kapsamı dışında, ancak uygulanması öze ve inanca dayalı gelenek hukukudur. Bu etkili gelenek hukuku kuşaktan kuşağa aktarılarak uygulandığı içindir ki toplumun sağlam ahlakı bozulmadan, günümüze kadar devam etmiş ve cemaatin birliğini koruması yanında, en etkili ortak bir kamu vicdanı olmuştur. Yani bu mükemmel bir örf – adet hukukudur. Yolun kurallarına uyacağına, eline, diline, beline sahip ahlaklı bir insan olacağına, verilmiş bir ikrarı / (hak sözü) ve vicdani bir denetimdir. Yolun kurallarına uymayan kişinin, Cem de halkın huzurunda, “Mansur Dar’ın” da yargılanmasıdır. Yani, düşkünlük Alevilikte yasadır. Suç işleyene “düşkün” yani o yüce mertebeden düşmüş zelil-alçak demektir. Yolun yasaklarını hiçe saymış, çiğnemiş, ikrarını bozmuş ve ahd’ına sözüne aykırı davranmıştır.

Her toplum kendi ahlaki kuralları çerçevesinde yaşar, bundan dışarı çıkanlara, azanlara, yoldan sapanlara, yol düşkünlerine bir toplumsal ceza müeyyidesinin uygulanması gerekmektedir. (kaynak, İmam Cafer Buyruğu).

Yukarda değindiğimiz şekilde Maddi ve manevi cezalardan söz ettiğimiz üzere “düşkün edilen” kişilere işlediği suçlara göre yaptırımlar uygulanır. Bu yaptırımlar, maddi veya manevi olabilir, demiştik. Eğer maddi olarak mesela para cezası uygulanmışsa, alınan paralar ne olacak? Sorusu akla gelebilir. Bu tür cezalardan elde edilen maddiyat, yoksul ve kimsesiz (özellikle dul kadınların) insanların geçimine harcanır. İşte burada gerçek mürşitlere büyük görevler düşmektedir Mürşit alıcı değil, vericidir. Gerçek öz veridir Bir eliyle aldığını diğer eliyle ihtiyacı olana dağıtacaktır. Çünkü mürşitlik manevi bir görevdir. Bir gönül, bir yüce aşk, bir inanç işidir. Asla maddecilik değildir. Bu tür cezaların uygulanmasının sebebi, kötülüklerin önüne geçmek, kötü insan olmayı önlemektir. Yolun yasaklarını çiğnemek, hiçe saymak “düşkünlüktür” demiştik. Bunu açıklayalım

YOL’UN YASAKLARI
Kişi “Eline, diline, beline” sahip olacağına ikrar vermiştir. Eliyle adam dövmeyecek, yaralamayacak, öldürmeyecektir. Hırsızlık yapmayacak, güveni kötüye kullanmayacak, başkalarının hakkına tecavüz etmeyecek, elini kötü işlere uzatmayacaktır.
Diliyle yalan söylemeyecek, sövmeyecek, yalan şahadette bulunmayacak, dedikodu etmeyecek, gönül kırmayacak, çirkin söz söylemeyecektir.
Beliyle, belden gelecek kötülüklerden uzak kalacak, başkalarının ırz ve namuslarına kem gözle bakmayacaktır. Kısaca kendisine yapılmasını istemediği fiilleri başkalarına yapmayacak, yapanlar da düşkün sayılacak ve toplumsal caydırıcılığı ve ibret vericiliği nedeniyle sosyal ve toplumsal tedbir olacaktır. Toplumun ahlak anlayışından çıkan bir manevi hastalık, tıpkı maddi hastalıklar da olduğu gibi, kısa sürede tedavisi adına, vücuda yayılmasını önlemek için ameliyat edilmesi gerekiyorsa, manevi ahlak açısından da aynı şey uygulanır.

Haksız olarak eşini boşamış veya adam öldürmüş, hakkı gasp etmiş, ahlak kurallarını çiğnemiş kişi toplumdan dışlanarak etkisiz duruma getirilirken, özünde temizliği sürdüren masum insanların birliği korunmuş ve iç denetim sağlanmış olur. Bu da toplumsal denetimdir. Toplum, devlet erkinin zayıf olduğu dönemlerde bile, birliğini sağlamış, kan davası gütmemiş, Osmanlı kadısının önüne sorunlarını götürmemiş, devletin kurumlarını boşuna işgal etmemiş, hapishanelere insanları tıkıp, özgürlüğü elinden alınmamış, cezayı gönüllü olarak vicdanında uygulamış ve pak olabilmesi içinde verilen cezayı bedenine eksiksiz olarak uygulamıştır.
Düşkünlük kurumuyla, ahlakın egemen olduğu bir toplum yaratılmış ve gerçekten özde temiz bir toplum yaratılmıştır.

Düşkünlük kurumu neticesi sosyal hayatlarını yozlaştırmadan, toplum düzeni sağlanmış, adaleti kendi vicdanlarında, gönüllerinde sağlamışlardır.
Bu kurum neticesinde, kişi veya kişiler hırsızlık yapmamış, zina etmemiş, eşini boşamamış, can incitmemiştir.
Düşkünlük kurumunun amacı insanı ve insan haklarını korumaktır. Adaleti tecelli ettirmek, hayrı ve şerri ayırt edip, temiz ve erdemli bir toplum yaratmaktır.

Kur’anın gerçeğine baktığımızda ibadet yapmayan insana yaptırım söz konusu olmazken (bu hak yaratıcıya aittir, affeder veya etmez) ancak insan hakları ihlallerine ağır yaptırımlarla ilgili kurallar açıkça belirtilmiştir.
Devlet yasalarının amacı da bu değil midir?
Bu inanç sayesinde barışık düzen sağlanmış, hoşgörü egemen kılınmış, cezalarla, yasaklarla başarılamayan bu tür eylemler, özünde uhrevi ilkelerde içeren ahlaki değerlerle başarılabilmiştir. Yanlış yapan talip, mürşidinin önüne gelip, dara durmuş, özünü dara çekmiş, hatasını itiraf edebilmiştir.
Alevi İslam İnancında ölüye talkın verilmez, diriye talkın verilir. Kişi dünyalığını yani yaşamını burada yaşıyorken pak etmiş, hakkını hak sahibine teslim etmiş, Yüce Tanrı’nın divanına da yüzü ak, gönlü pak olarak çıkmıştır.
Burada önemli olan, ahlakını yücelten, ruhsal değerlerini de yüceltecektir. Ondan hiçbir canlı incinmeyecek, bağışlayıcı olacak, helal kazanç sağlayacak, kendisinin ve ailesinin kursağından haram geçmeyecek, hatır gönül yıkmayacaktır.
Bu kurum sayesinde toplum üzerinde manevi disiplin sağlanmış ve temiz toplum yaratılmıştır.
İşte bugün yaşamakta olduğumuz bu karmaşa döneminde, İnsanlığın da ne kadar çok temiz topluma ihtiyacı olduğunu hep beraber özlem ve hasretle görüyoruz. Çağımızın en büyük problemi de budur. Alevi İslam anlayışı bu özlem ve hasreti yüzyıllar öncesinden gerçekleştirmiştir.

HAM ERVAH
Düşkün kelimesinin anlamı, Alevilikte “suçlu” demektir. Musahiplik ve görgü Erkan’ından geçmiş, ikrar vermiş, Hak, Muhammed, Ali yoluna talip olmuş fakat yolun ilkelerine uymayıp toplum düzenine zarar vererek suç işleyen talibe, “Düşkün” denir. Alevilikte kişi evladı Resul, Seyit soyundan da olsa, diğer taliplerden de olsa, musahip tutup ikrar vermemişse, bir pire teslim olup kendini topluma aklatmamış ise, Tevella (Allah dostlarına dost olmak.) ve Teberra (Allah düşmanlarından uzak durmak, dost olmamak.) yemini edip ikrar bent olmamışsa, Alevi terimi ile bunlara “Ham ervah”(Olgunlaşmamış, insan-ı kamil olmamış) denir. Yani yol’a girmemiş, nefsi olgunluğunu tamamlayamamıştır. Bu kimseler yol’a girip ikrar vermemiş, musahip tutmamış, görgü erkânına girmemiş ise düşkün edilemez. Bir kimsenin düşkün sayılabilmesi için daha önce musahip tutup, görgü Erkan’ından geçmiş olması gerekir. Eğer bu kişi ikrar verip yola girmek isterse, bu güne kadar yaptıklarını, bir daha yapmayacağına dair yemin edip, işlediği suçları tamir edip gelmeli ve o talibe, Dede “Döktüğün varsa doldur, ağlattığın varsa güldür, birinin senin üzerinde hakkı hukuku varsa, haklı kulun hakkını teslim et ondan sonra ibadete gel” der. (Aleviler de buna “gerçek abdest” denir. Çünkü hem bedeni ve hem de iç dünya temizliği yapılmıştır.)

Kur’an da “Ey sükûna kavuşmuş benlik! Dön rabbine razı etmiş ve edilmiş olarak. Katıl kullarımın arasına ve öylece gir cennetime.”

Bu kurallar yerine getirildikten sonra ikrar verip, mürşit, pir, rehber öncülüğünde, beraber yaşadığı toplumun içinde kendini aklatmış olmalı ve bundan sonra yolun hukukuna aykırı bir suç işlerse suçun mahiyetine göre yargılanır. İkrar ve yeminini bozduğu için bu kişilere “düşkün” denilmiştir. Ne yazık ki bunu bilmeyenler, birbirini suçlarken “düşkündür” diye suçlamaya kalkarlar ki, bu da yanlıştır.

YOL’UN KURALLARINA UYMAK
Alevi toplumunun temel kurumlarından biri örf hukuku ve buna bağlı olan düşkünlük kurumudur, demiştik. Bu erkân Alevilik yolunun yasalarını ve ahlaki kurallarını ihtiva eder. Bu uygulama, resmi hukukun dışında gelişmiş olan ahlaki yaptırımlardır. Buna düşkünlük erkânı da denmiştir. Alevilikte “ölmeden evvel ölün, mahşer günü gelmeden hesabınızı verin. Ahırete kul hakkı ile gitmeyin. Eline, beline, diline sahip olun. Kimseyle alıp vereceğiniz kalmasın. Hak divanında alnınız açık yüzünüz ak olsun. Doğru - dürüst, iyi huylu, mert gerçek erenler safına katılmış İnsan-ı kâmil olun. Halk sizden hoşnut razı olsun ki, Hak da sizden hoşnut ve razı olsun.” İlkesi vardır.

Hz. Hünkâr Hacı Bektaş Veli:
“Ey canlar birbirinizi seviniz. Bilim, hoşgörü, iyilik, konukseverlik, doğruluk, dürüstlük, sevgi sahibi olunuz. Gönül kırmayın, öfkenizi yeniniz. İyiliğe iyilik her kişinin işi, kötülüğe iyilik er kişinin işidir. Her düşünceye ve inanca saygı duyun. İyi şeylerle sevinç duyun, sıkıntıları da güler yüzle, sabırla göğüsleyin. Nefsinizle savaşmak en büyük savaştır. Bilerek bilmeyerek bir günah veya suç işlemişseniz, o suçtan pişmanlık duyarak, bir daha işlemeyeceğinize dair söz verirseniz, kendinizi arıtmış olursunuz. İnanç ve ikrarınızda direnmeli, sonunu düşünerek, yalandan ve düzenden uzak durmalısınız. Elinize sahip olup hırsızlık yapmayınız dilinize sahip olup gönül kırmayın kötü söz söylemeyin belinize sahip olup, başkalarının namusuna kötü gözle bakmayın. En kutsal ibadet çalışmak, doğruluk ve insan sevgisidir. Gündüz istekle dünya işine, gece aşkla ahiret işine bakınız. Büyüklüğe kapılmayın, içiniz ve dışınız bir ve temiz olsun, hakkınız olmayan şeyleri değil istemek, el bile sürmeyiniz. Gözünüzle görmediğinizi ve kulağınızla duymadığınızı söylemeyiniz. Gördüğünüzü örtün, görmediğinizi söylemeyin. Kendisini arıtmayan başkasını arıtamaz…” diye buyurmuştur. Alevilikte düşkünlük kurumunun amacı toplumsal düzeni ve barışık yaşamı sağlamak hem de kişinin kendisini kontrol altına alıp dört kapı kırk makam da olgunluğunu tamamlamak, kişiyi kötü huylardan temizlemek amacını taşır. Yolun kurallarına uymayan kişilere yolun hukukuna göre belli yaptırımlar getirilir.

DÜŞKÜN NASIL EDİLİR?
İnsan, günlük yaşantısını, çevresi ile devam ettirir. Yaptığı iyilikleri de kötülükleri de çevresinde beraber yaşadığı insanlarla yapar. Eğer bir talip, musahipli ise, yani musahip ve görgü erkânında, halk huzurunda yanlışlarına tövbe edip, yemin etmiş ve ikrar vermişse, bu durumu çevresi bilmektedir. Muhammed - Ali’nin yoluna ikrar vermiş olan talip, yaşamının her alanında, birlikte yaşadığı insanlardan, herhangi bir kişiye kötülüğü ve zararı dokunursa, örnek olarak: hırsızlık, üfürükçülük, büyü, yetim malı yemek, haksız kazanç sağlamak, anaya babaya kötü muamele, zina, biriyle alay etmek, Fitne fesat, dedikodu, yalan konuşan ve yalancı şahitlik eden, emanete hıyanet eden, haram kazanç sağlayan, başkasının malına, namusuna göz diken, bu ve buna benzer küçük ve büyük suçları işleyenleri, bağlı olduğu ocağın rehberine, pirine veya mürşidine bildirirler. Çünkü bu suçları işleyenler toplumun barışına ve düzenine zarar vermiş, sözüne yani ikrarına sahip çıkmamıştır.

Bu gibi suçları işleyenleri rehberine, pirine veya mürşidine bildirirlerse, pir veya mürşit, rehbere haber verir ve bu olayı araştırmak için görevlendirilir. Şikâyet zaten direk rehbere yapılmışsa rehber, pire ve mürşide haber verir, onların onayını alır. Hakkında şikâyet olan talibi, evvela etrafından araştırır ve gider talibi de dinler. Her iki tarafı da dinleyen rehber, hakkında şikâyet edilen talibin haksız olduğuna kanaat getirirse talibin, Hak divanına çekileceğini bildirir. Bundan sonra rehber, pire veya mürşide, talibin durumunu anlatır. Birlikte talibin ve davacı olan kişinin sorgulanmasına karar verirler ve müsait bir tarih tespit edilir.
Rehber, tespit edilen bu tarihi hem davalıya hem de davacıya bildirir. Sorgulama günü pir, rehber ve kâmil insanlardan oluşturulan kurulda hazır bulunur. Ayrıca musahipli ve her yıl görgüden geçen canlar da bu sorgulama sırasında bu mecliste bulunurlar.

Bu kimseleri tanıyan ehli kâmil kimselerin de bu mecliste bulunması gerekmektedir. Bu iş için uygun bir evde bir irfan meclisi kurulur. Meydan açılır. Her iki tarafın tanıkları da hazır bulunurlar. Ancak sorgulanacak olan kimseler ve tanıklar, meydana alınmadan önce bu konu hakkında ehli kâmil kimselere bilgi verilir ve o kimselerden bir kurul oluşturulur. (Bu kurulla birlikte karar verilir.) Daha sonra davacıyı varsa şahitleriyle birlikte, meydana alınır ve dara çekip doğru söyleyeceklerine dair yemin ettirip, ifadelerini alırlar.

. Bu darda yalan söyleyenin, iftira edenin büyük belalara uğrayacağı anlatılır. Suçlu oldukları anlaşılırsa bu kimseye dua verilmez.
Şikâyet edilen ikrarlı talip suçlu görülürse, suç derecesine göre, bir yıl, üç yıl, beş yıl veya on yıl cem veya cemaatlerden hiçbirine giremez. Kendisine selam verilmez ve selamı alınmaz. Evine gidilmez ve hiçbir kimse onu evine sokmaz. Maddi ve manevi hiçbir yardım yapılmaz. Ancak, bir cenazesi olursa, defnine yardım edilir. Vefat eden kimse için hazırladığı yemek dahi yenmez. Bunun anlamı, verilen zaman içersinde toplumun dışında vicdan hapsine mahkûm etmektir. Bu verilen ceza, orada kendisine açıklanır ve o saatten sonra düşkün olduğu kendisine izah edilir. Bu sorgulamayı yapan pirler ile ehli kâmil heyeti, bu talibin düşkün olduğunu bütün çevreye ilan ederler.
İşte, bir talibe ancak böyle bir aşamada düşkün denir.

Alevi inancının temelinde, bir insanı fiziksel olarak öldürüp, yok etmek nasıl affedilmeyen bir suçsa, bir canlıyı keyfi için öldüren, ceme, cemaate alınmıyorlarsa, yaptıkları suç sayılıyorsa, bir insanı da toplumsal yaşantıdan dışlayarak, toplumdan tamamen tecrit etmek maneviyatını yok etmek o derece suçtur. Onun için verilen cezalar, bir zaman dilimine bağlanır. Ola ki, bir gün yaptığı kötülüklere pişman olur da, tövbe etmeye gelirse, tövbe kapısı her zaman açık bırakılır.

DÜŞKÜN OLANLARA VERİLEN CEZALAR
Birinci Dereceden Olan Hafif Suçlar:
Komşular ve aileler arasında söz gezdirenler, başkasının kapısını, bacasını dinleyenler, yalan yere yemin edenler, ihbarcılık yapanlar, görmediğini gördüm, duymadığını duydum diyenler, komşularını, akrabalarını birbirine düşürenler, toplumsal suç işlemiş olurlar ve düşkün sayılırlar. Bir yıl erkâna alınmazlar. Komşu ilişkilerinden men edilirler. Bir yıl sonra gelir de pire teslim olurlarsa, aynen düşkünlük erkânı yürütülür.

Görgü erkânında yargılanırken, bu gibi suçların şikâyetçisi olan olursa, evvela mağdur olan istekliden özür dilenir ve razılık alınır. Toplumun huzurunda yarım veya bir saat darda bekletilir. Maddi olarak da toplumun yararına kullanılmak üzere bağış yaptırılır. Ayrıca kurban keserek topluma yedirilmesi sağlanır. Bu kararları da pir yine cemaatle birlikte verir. Bir daha bu suçları işlememesi için pir, cemaatinin huzurunda tövbe ve yemin ettirir. Tekrar yapmaması için kendisine nasihat eder.

İkinci Derecede Olan Suçlar:
Askere gitmeyip vatani görevini yapmayanlar, Vergisini vermeyenler, kamu malına zarar verenler, ormanları yakanlar, haksız yere bir başkasına hakaret eden veya dövenler, suçludurlar.
Dövdüğü kişilerden özür dileyerek razılık alacaktır. Kimin malına mülküne zarar vermişse, onları onaracaktır ve zararlarını ödeyecektir. Bunları yaptıktan sonra gelip pirine teslim olursa, herkesten özür dilenir ve razılık alınır. Sağlık durumunun kaldırabileceği manevi bir ceza da cemaatin huzurunda uygulanır. Yine pirin ve cemaatin uygun gördüğü toplumsal hizmette kullanılacak maddi para cezası da verilir. Kurban kestirilir. Bir daha yapmaması için tövbe ve yemin ettirilir. Düşkünlük erkânında bütün suçlar için kullanılan yargı sistemi hep aynıdır. Bu, Alevi inancının bir yasasıdır, değişmez, değiştirilemez. Fakat suça göre verilecek cezalar değişir. En önemli tarafı da verilen manevi cezalar, toplumun karşısında uygulanmaya konuluyor ki, caydırıcı etkisini korusun. Maddi cezalar, toplum yararına kullanılacak yerlere yapılır. Bu cezaların toplum huzurunda uygulanmasında ki maksat, toplum tarafından affedilmesi içindir. Diğer suçlarda da uygulama değişmez. Yalınız ceza oranı değişir.

Üçüncü Dereceden Olan Suçlar:
Yoksula, fakire faizle para verenler, faiz yoluyla başkalarını borçlandırarak, evini, tarlasını, malını, mülkünü elinden alanlar, yetim hakkı yiyenler, mürşit, pir, rehber ve musahibine olan ikrarlarını haksız yere bozanlar, görgü ve sorgu erkânından geçerler suçu sabit görülürse bu kişilerle belirli bir süreye kadar komşu ve akrabalık ilişkisi kesilir. Evine gidilmez, selam verilmez, yardım yapılmaz. Yaptığı suçtan pişmanlık duyup gelir de pire teslim olursa, haksız yere tefecilik ile aldığı malı, mülkü tamamen geri verir ve kendilerinden özür dileyerek, razılık alır. Bir yetimin hakkını yemiş ise, o malın tamamını geri vermekle beraber, uğramış olduğu zarara ve çektiği sıkıntılara karşı, ayrı bir bedel ödemek mecburiyetindedir. Az veya çok bu ödemeleri yaparak, o insanlardan razılık almalıdır. Manen kırdığı diğer makamlardan da özür diler, razılık alır. Toplumsal cezası da pirler ve cemaat tarafından daha önce anlattığımız gibi aynen verilir. Bu razılıkları alamazsa, toplum dışında kalması devam eder.

Dördüncü Dereceden Olan Suçlar:
Bakire bir kızı zorla veya kandırarak iğfal etmiş, sonuçta da kendisi ile evlenmemiş, kızın geleceğini karartmış olanlar, bir başkasının nikâhlı karısını alıp yuva yıkanlar, eşine iftira ederek kendi nikâhını (yuvasını) bozanlar, zinaya yönelenler, büyük suç işlemiş olurlar. Bunlardan beş yıl komşuluk ve akrabalık ilişkisi kesilir ve evine gidilmez, selam verilmez, yardım yapılmaz. Beş yıl sonra, pişman olur da gelir pirine teslim olursa, iğfal ettiği kız bulunur, evlenmemişse onun ile evlendirilir veya ömür boyu maddi geçimini sağlayacak şekilde bir çözüm bulunur. Kendisinden razılık alınır, yıkmış olduğu yuvayı, yeniden bir araya getiremeyeceği için, onların ayaklarına giderek, muhakkak razılık almalı. Bunlardan razılık alabilirse tarikata alınır. Alamazsa, alacağı zamana kadar toplum dışı bırakılır. Eğer erkâna alınacak duruma gelirse, diğer toplumsal suçlarına da pir cemaat ile birlikte karar verir. Bu gibi suçlara verilen cezaların en uygununu ve toplumun vicdanını manevi yönden rahatlatacak cezalar uygundur.

Beşinci Dereceden Olan Ağır Suçlar:
İstemeyerek, kazayla bir insan öldürmüşse, o öldürdüğü insanın birinci dereceden olan akrabalarına bedel öder veya hanımı ve çocukları varsa onların geçimini, tahsilini ebedi üstlenir. Yaptığı hatadan dolayı kendini onlara affettirir. Fakat karşı tarafa kendini affettirse de yolumuz gereği Hak binasını yıkmıştır. Onun için suçu ağırdır. yedi yıl bir evvelki suçlarda olduğu gibi, aynen toplum dışında tutulur. Yedi yıl sonra gelir de pire teslim olur, birinci derecedeki akrabalarından razılık alabilirse, ondan sonra erkâna alınır. İnancımızın ve erkânımızın öngördüğü ağır cezaları pirler, cemaatle birlikte karara bağlarlar. Razılık alamadığı müddetçe, aynen diğer suçlarda öngörüldüğü gibi toplumun içine alınmaz. “Yanlışlık hali müstesna, bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir. Yanlışlıkla bir mümini öldürenin, özgürlüğü elinden alınmış bir mümini özgürlüğüne kavuşturması, ölenin ailesine de üzerinde anlaşmaya varılacak tatmin edici bir diyet vermesi gerekir. Varislerin diyeti bağışlaması hali müstesna. Eğer öldürülen, bir mümin olmakla birlikte size düşman bir topluluktan ise o zaman öldürenin, özgürlüğünden yoksun bir mümini özgürlüğüne kavuşturması gerekir. Öldürülen, sizinle aralarında antlaşma bulunan bir toplumdan ise o durumda öldürülenin ailesine tatmin edici bir diyet verme yanında, hürriyetinden yoksun bir mümini hürriyetine kavuşturmakta gerekli olur. Bunlara imkân bulamayan, Allah’a tövbe olarak iki ay kesiksiz oruç tutar. Allah, gereğince bilendir, hikmeti sonsuzdur.”

Altıcı Dereceden İşlenen En Ağır Suçlar:
Menfaati için, nefsine ve hırsına uyarak veya kendi fikri ve düşüncesine uymadığı için kin ve intikam amacıyla, adam öldürenlerin ve öldürmeye yardımcı olanlar hakkında “Kim bir insanı kasten öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lânetlemiş ve büyük azap hazırlamıştır.” Bu yorum, Kuran’ın (hukuk) yorumudur. Fakat Alevi inancının tasavvuf (Batıni) yorumuna gelince o derece kesin dışlama yoktur. Böyle bir olaya maruz kalmış kişilerden, en az 15 yıl selam sabah kesilir, evine gidilmez, yardım yapılmaz, tam anlamı ile toplum içerisine alınmaz. Yalnız cenazesi olursa gidilir. Fakat ölen kimsenin hayrı için verdiği yemek yenilmez, evine gidilmez.

15 yıl sonra pişmanlık duyar, gelir pirine teslim olursa, pir o konu için bilinçli ve mağdur olan tarafı tanıyan bir rehber görevlendirir. Bu rehber, evvela öldürülmüş kişinin birinci derecedeki akrabalarına, yani mağdur tarafa gider. Kendilerine, bu katilin, böyle bir müracaata bulunduğunu anlatır. Artık, mağdur taraf affeder mi ? veya affederse bir bedelin ödenmesini, ister mi? bu karar, mağdur olan ailenin vereceği bir karardır. Elbette ki, giden rehber, yolumuzun, erkânımızın ve inancımızın gereği “medet mürüvvet” deyip, gelen kişiler, ne suç işlemişlerse işlesinler, geri çevirmesinin doğru olmadığını da kendilerine anlatır. Eğer affetmiyorlarsa, o kişi için yapılacak hiçbir şey yoktur. Affedecek olurlarsa, ölen kişinin hanımına, çocuklarına, annesine, babasına ve kardeşlerine, istedikleri şekilde bir bedel ödeyerek, razılık alacaktır.
Bu kişi, mağdur aile tarafından affedilse de işlediği suç ağırdır. Pirler, bir araya gelerek, bu suçun manevi cezasını belirlerler ve cemaate sunarlar. Cem sakinleri de, verilecek cezaları uygun görürse, ceza-i yaptırımlar yürürlüğe konulur. Alevi inancında “kısas” olmamakla birlikte, suçlu cezasını çeker. Suçlunun cezai müeyyidesi bittikten sonra, işlediği suçtan pişman olup af dileyeni, kimse geri çevirmez. Tövbe kapıları herkese açıktır. Bütün bu hizmetler, isteyerek veya istemeyerek suç işleyenleri, tekrar topluma kazandırmak ve temiz toplum yaratmak için yapılır. Alevi inancında düşkünlerin, yani suçluların maddi ödemeleri, bir tazminat niteliğindedir. Çünkü bu suçlar, topluma karşı işlendiği için, her olayda toplumun manevi duygularının rencide edileceği gibi, gönül yıkmakla, Hakkın binasının yıkıldığı da düşünülür.

DÜŞKÜNÜN YARGILANMASI
Mağdur olan taraf davasını mürşidine bildirir. “El yazması olan bir cönk”te şöyle yazar: “Yola yeni gelmiş biri, günah işlerse Günah-ı Seğair (küçük suç) ve Günah-ı Kebair (büyük suç)” onu niyaz ile görüp kabul oluna, tekrarında ceza verile. Çünkü henüz zahir (olgunlaşmamış) ehlidir. Üçüncü defa tekrar edilirse, sitem vurula ve para cezası verile” diye kayıtlıdır.
Mürşit bir kurul oluşturur. Kurul “Mürşit, pir, rehber, davacı, davalı, şahitler, musahipler ve ikrarlı ve kâmil canlardan” oluşur. Önce çok ağır yemin ettirilir. Kişi dardadır, Hakk’ın huzurundadır. Hak her şeyi biliyor ve görüyordur. Öyleyse bilineni bilenden, saklamanın bir anlamı yoktur.
Doğru söyleyeceğine dair özünü dara çeker. Bunu kurul tarafları dinler, suçu hafifse, cezasını adilce verir. Cezası ağır “Yol Düşkünü” ise “Düşkünler Ocağına” gönderir. Düşkünler Ocağı tarafsızdır. Mürşidi, piri, rehberi kendi ocağındadır. Niçin? Başka ocağa bağlı olursa tarafsızlığını koruyamaz.
Düşkünler Ocağı’nda yargılanır, cezası verilir ve tüm ocakların başı olan ser çeşme olan, Hacı Bektaş Dergâhı’na da gönderip, onayı alınarak konu halledilmiş olur.
Aleviler temiz toplumu bu kurum sayesin de, yüz yıllardır koruyup yaşattılar ve yaşatmaya da devam edeceklerdir.

SONUÇ OLARAK
Alevilik, bütün kurum ve kurallarıyla yaşama geçirildiği zaman var olacaktır. Yani, musahiplik, düşkünlük Aleviliğin olmazsa olmazlarıdır. Yoksa ikrarsız, içi boş sadece istenildiği zaman cem’e gelip ibadet etmekle Alevilik olmuyor.
Cem olmanın da makamları vardır. Boyut yükseldikçe, ibadet yapmakta derinleşecektir. Onun için pir Hünkâr hacı Bektaş Veli, dört kapı kırk makam diye inancı özetlemiştir. Ve bu da insanın evrelerden geçme, olgunlaşma halidir. Şimdi bu ikrardan haberdar olmayanlar, inancı ayaklar altına aldıkları yetmezmiş gibi, Alevilerle alay edercesine kendi gibi inanmayanları ulu orta düşkün edebiliyorlar. Düşkünlüğü yani yolun ahlaksal kurallarını, içtihadını, eline, diline, beline ilkelerini yaşamımıza uyguladığımız zaman inkârcı yol düşkünlerini nasıl alevi olarak göreceğiz? Kendi kafalarında ki putları ilahlaştırarak, ikrarsız ve de yol’un esaslarına, erkânına, törenlerine dair tek bir şey bilmeden, yaşamadan, onunda ötesinde inanmadan Alevilik olur mu? İnanmadan gidilen bir yolun inançsız yolcusu olmak insan ahlakına, vicdanına yakışır mı? Yol’u, yol’un sahiplerine bırakalım. Çünkü “Yol cümleden uludur”.
O yol uğruna nice canlar, nice başlar verilmiştir.
Başkalarını ulu orta düşkün ilan edenler önce aynada kendi Cemallarını görmelidirler. Bakalım ayna onlara neler söyleyecektir.
Alevilik, cahilin – cühelanın kaldırabileceği / yürüyebileceği yolun adı değildir.

Konu **MasumuPak** tarafından (29.11.2008 Saat 12:31 ) değiştirilmiştir.
Cevapla

Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Kodlari Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvp Son Mesaj
Alevilik'te Semahın Önemi ve Yeri **MasumuPak** İnanç Tartışmaları 0 20.09.2008 23:02

WEZ Format +2. Şuan Saat: 08:26.
Cayburg - Arşiv - Top - Iyiler - Web Stats
Rapidshare Uploaded.to Uptal.com Upshare.NET Filefactory.com Videolari, Video izle Fun, Fan Anket WinRAR | File Hosting Free Kurd Radyo Dinle Bedava Albüm Indir Yeni Albüm Albüm Paylasim .Net .Org
Powered by vBulletin® Version 3.8.1 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197