| | ücret nedır? Kapitalistler der ki; çalışan herkes, bu çalışmanın karşılığında bir ücret alıyor. Adaletsizlik bunun neresinde?
Peki, gerçekten öyle mi? Bir ücret almak, emekçinin harcadığı emeğin karşılığını aldığı anlamına mı gelir? Elbette öyle değildir. Herkes, çalışarak ürettiğinin, yani emeğinin karşılığını almış olsa idi, kapitalistlerin kâr etmesi mümkün olmaz, dolayısıyla emek sömürüsü de olmazdı. Oysa, kapitalist sistemin varlığı kâr'a, sömürüye dayanır. Bunlar olmadan kapitalist sistem de olamaz. Ücret ise, kapitalist sistemin emek sömürüsünün üzerine örttüğü bir örtüdür.
Ücret; kapitalist üretim sisteminde, kapitalistlerce emekçinin emek gücünü satın almak için verilen paradır.
Ücretli emek sömürüsü, kapitalist sisteme özgüdür. Köleci veya feodal üretim sistemlerinde emek sömürüsünün biçimleri, ücretli emek sömürüsünden farklıydı. Köleler ve serfler (topraksız ve yoksul köylü), çalışmalarının karşılığında bir ücret almazlardı.
Ücretli emek sömürüsünün özellikleri nedir?
Kapitalist sistem, emekçilere bir ücret öder. Yani, bir kapitalist, bir işçinin emek gücünü, ancak ona bir ücret ödeyerek kullanabilir. Kapitalizmde, emekçiler de kölelerden ve feodal beylerin toprağında çalışan serflerden farklı olarak, kendi emek gücünün sahibidir ve emek gücünü bir "ücret" karşılığında satma, ve hatta emek gücünün karşılığındaki ücretin ne kadar olacağı konusunda pazarlık yapma hakkı vardır... Bu özelliğinden dolayı kapitalist sisteme, 'ücretli kölelik düzeni' de denir.
Ücret nasıl belirlenir?
Kapitalist sistemde, alınıp satılabilen, yani tüketim değeri olan her metanın, bir de fiyatı vardır. Üretilen bir masanın, dolabın, otomobilin, meyvelerin, sebzelerin, aklımıza gelen her şeyin bir fiyatı vardır. Ve tüm metaların fiyatları, temel olarak yeniden üretimi için gerekli emek miktarıyla hesaplanır.
Ücret de, kapitalistin satın aldığı emek gücünün fiyatıdır. Emek gücünün fiyatı da, onun yeniden üretilmesini sağlayabilecek miktardaki para olarak belirlenir. Yani, işçi aldığı ücretle, yaşamını sürdürebilecek kadar ihtiyaçlarını karşılayıp, ertesi gün tekrar işe devam edebilmelidir. Ayrıca, bu aldığı ücretle, ailesinin yaşamını sürdürebilmesini de sağlayarak, kapitalist için yeni işçiler (satın alınacak yeni ve taze emek gücü) yetiştirebilmelidir. Ücretin miktarı, bunu en asgari düzeyde sağlayacak kadardır.
Bu durumda, bir işçinin aldığı ücretin karşılığı olan değeri üretecek kadar çalıştırılması beklenir. Ki, buna zorunlu emek süresi denir. Örneğin, bir işçi kendisinin ve ailesinin yaşamını sürdürebilmek için günde 30 YTL'ye ihtiyaç duyuyorsa, bu 30 YTL'nin karşılığı olan değeri üretecek kadar (diyelim ki 4 saat) çalışması gerekir.
Fakat öyle olmaz. Kapitalist, işçinin emek gücü'nü satın aldıktan sonra, onu sadece ödediği ücretin karşılığı kadar değer üretmek için değil, mümkün olan en üst sınırda kullanmak ister. Nasıl ki, bir masa ya da başka bir malı satın alan kişi, onu istediği kadar kullanma hakkına sahipse, kapitalist de işçinin emek gücünü son sınırına kadar kullanma hakkını kendinde görür. İşçiyi, en az 8 saat olmak üzere, 10-12 saat boyunca çalıştırır. Hatta daha fazla süreyle çalıştıran örnekler de vardır. Bu durumda işçi, 4 saatten fazlasını, karşılığında bir ücret almadan çalışmış olur. Ki, buna da fazla emek süresi denir.
Böylece, işçinin aldığı ücret ile ürettiği değer arasında bir fark ortaya çıkar. Aldığı ücret azdır, ürettiği değer ise fazladır. Aradaki bu farka "artı-değer" denir. Artı-değer'e, patronlar tarafından karşılığında bir ücret ödenmeden el konulmuş olması, işçinin emeğinin sömürülmesidir.
Emekçi yukarıda belirttiğimiz gibi görünürde, emek gücünü istediği gibi satıp satmamakta özgürdür. Örneğin istediğinde, bir fabrikadan çıkabilir, başka bir yerde iş arayabilir. Aynı şekilde, bir kapitalist de, işçiden yeterli kârı elde etmediğini düşündüğünde onu işten çıkarabilir. Fakat, işçinin yaşamını sürdürebilmek için emek gücünü satmaktan başka bir yolu olmadığından, bir kapitalisti bıraksa da, emek gücünü satın alacak başka bir kapitalist bulmak zorundadır. Bu demektir ki, işçi bir kapitalisti bırakabilir, ama kapitalistler sınıfını bırakamaz. Bunun anlamı da, işçinin bir köleden farksız olarak, belki gözle ilk anda görünmeyen zincirlerle kapitaliste bağlı olmasıdır. Hangi ülkede olursa olsun, bir işçiye ancak kendini geçindirebilecek kadar ücret ödendiği için de, asla bir işçi bu sistem içinde kölece çalışma koşullarından kurtulamaz. Onun pazarlık yapabilmesi (toplu sözleşme vb.) ücretini kısmen artırabilir, ama bu durumu kökten ortadan kaldırmaz.
Ücret sistemi, sosyalist üretim sisteminde de komünist topluma geçene kadar varlığını sürdürecektir. Fakat, sosyalist sistemde emek sömürüsü yoktur. Bunun nedeni, birincisi, sosyalist ülkelerde, üretim araçlarının sahibi, azınlık kapitalistler sınıfı değil, emekçilerin kendisidir. Dolayısıyla, üretilen "artı-değer" de yine, emekçilerin kendi ihtiyaçları için üretim ya da sosyal, toplumsal ihtiyaçların giderilmesi için kullanılır.
İkincisi ise, sosyalist sistemde herkes yeteneği oranında üretim sürecine katılır ve yaptığı iş kadar da ücret (yani üretimden pay) alır. Sosyalist sistemde, en yüksek ücret alan kişi de, bunu ancak emeğiyle hakederek alabilir. Kimse, üretim araçlarını ele geçirerek, başkasının emeğini sömürerek para kazanamaz. |