![]() | |
![]() |
| | Seçenekler |
| |
#1 |
| Silver Members | |
| | #2 |
| Üniversite 4. Sinif | kendiligimizden,tesadufen varoldugumuzu soylemiyor materyalizm,. |
| | #3 |
| Üniversite 1. Sinif | bunu hiç tartışmamak daha iyi |
| | #4 |
| Üniversite 1. Sinif | tesadüf olabilecegi çok zor madem tesadüf bu tesadüf insanlık olalı beri neden bir daha olmadı |
| | #5 |
| Lise 1. Sinif | Bize vazife değil bu |
| | #6 |
| Üniversite 4. Sinif | Tanrinin olup ve dinlerin inac yada sadece kandirmaca olup insanlarin duygularini sömürdügüne tabiki son yüz yillarda arastirlmaya baslamasinin tek bir sebebi vardir.Artik insanlar mantigi ile karar vermeye ve bazi seyleri sorgulamaya baslamistir.Bencede en dogrusunu yapiyorlar,sebebine gelincede bütün dinlerde kendi aralarinda bile tarikat kavgalari baslamistir.Inandiklari Dini kitabin anlattiklarini herkes kendi tarafina yorum yapip siyasallatiriyorlar ve ayni din mensublarinin yaptiklarinin yanlis oldugunu tartisiyorlar.Eger bu din adamlari kendi yandaslarini yargilaya biliyorlarsa baskalarinin yaratani ve dinleri sorgulamalari bana dogru geliyor.Gec bile kalindigi kanaatindayim.Benim kisisel fikrim |
| | #7 |
| Banned | Dipteyim Sondayım Depresyondayım BENCEDE DEPROSYONDASIN SEN KARDEŞ EN İYİ SUS |
| | #8 |
| Üniversite 4. Sinif | Dinler bir aldatmaca değildir kardeş.PEygamberler de yalancı değillerdir.Eğer yalancı olsaydılar onları birçoğu yalanlamaya kalkacaklardı.Yalanlayanlar olmadı mı oldu tabi.Ama onlar bile bile yalanlıyorlardı.YAni gerçekleri bile bile, çıkarları zedeleneceği için yalanlıyorlardı.Bir çukura bile bile düşmek düşüşlerin en kötüsüdür. Şimdi yalanlayanlar da şaşırmış,hayatında farklılık arayan,farklılaşmak isteyen insanlardır. Neyse;kolay gelsin... |
| | #9 |
| Super Moderato® | Dinsiz bir insan büyük bir boşluktadır,ister istemez birşeylere tapma veya inanma ihtiyacı duyar... |
| | #10 |
| Ilkokul 5. Sinif | inansızlığa karşı en iyi kanıt ölümdür. |
| | #11 |
| Banned | Eyubo Nickli Üyeden AlıntıMerhaba (Birinci soruya yanit) Biraz basite indirgeyerek aciklamaya calisayim. Biliminsanlari Yerkürenin yaklasik 4.55 Milyar yasinda oldugunu tesbit ettiler. Tanrinin Evreni, Yerküreyi, Canlilari yarattigini öne sürenlere sorarim: Bugün bütün Bilimsel arastirmalar ilk “insan”in yani “homo habilis”in yaklasik 2.5 Milyon yillik bie gecmisi oldugunu vurguluyor, 4.55 Milyar yil önce olusan yerkürede Tanri yarattigi Insana neden M.Ö. diye tabir edilen bir zaman dilimi icinde onlara ben (“Allah” ) varim diyor? Neden 4.55 Milyar yil bekliyor? Yada daha iyimserce neden 2.5 Milyon yil bekliyor?? Eger Dinler canlilardan da önce var di diyorsaniz. Ne icindi ve 4.55 Milyarlik bir süre bosa mi gitti? gitmediyse Dinazorlarin Inanci nedir neye inanirlardi? Bundan 34000 Yil önce insanin yerlesim birimleri kurdugu bilimsel bir tesbit. Yani sehirlesiyorlar, paylasim var, düzenli yasam var ama “ilahi Din” yok!!! Neden?? Bilimsel arastirmalarin günümüzde ulastigi veriler ve kullanilan yüksek teknoloji (Bio-Kimya’yi unutmayalim) Insanin kendi tarihini arastirmasinda cok önemli yer tutar. Yani bundan yüzyillar (ya da Onyillar) önce insanin olusumu ve “Din” ile ilgili yazilanlar bugün bilimsel temellere oturtuluyor. Bilimin ulastigi nokta, bir cok “bilimeyene” isik tutuyor günümüzde. Örnegin Isvicrede ki CERN Labaratuvari, evrenin olusumu konusunda cok ciddi veriler elde etti ve proje daha bitmedi. (Ikinci ve ücüncü soruya yanit) Tarihsel sürecin itici gücü akildir. Yani olup biten her sey İnsan’in iradesi’ne ve istemesine baglidir. Cünkü tarihsel sürec insanin eylemlerinden olusmaktadir. İnsan da bu eylemleri düsünerek bir forma tasir. (Tasi silah olarak kullanma) Bugüne kadar sayisizca Din’i inanclar tesbit edildi. Ilahi yada ilahi olmayan Tanrilar yaratildi. Bizim yarattigimiz dogustan öyle degildir, biz ona sekil veririz yada degistiririz. Yani yer, kisi veya olay dogustan sahip olunan bir özellik degildir. O’na kutsalligi insanlar verir. Bir grup icin kutsal olan bir baska grup icin kutsal disi olabilir. Örnegin Türkiye’de inek etinden ve sütünden faydalanilan bir hayvandir. Fakat Hindu dininde ayni inekler kutsal varliklar olarak görülür. Kamu görevlililerinden ineklerin yasli ve hastalarinin rahat etmeleri icin gerekli özeni göstermeleri istenir. Din, insanlarin üstesinden gelmekte zorlandigi problemleri cözebilmek maksadiyla baglandigi inanc ve davranislar bütününe denir. İnsanlar kendilerini sinirlandiran limitlerden kurtulmak icin dogaüstü varliklari ve gücleri cikarlari dogrultusunda kullanmaya calisirlar. Dinler tarihsel olaylarin ve de tarihsel bir takim cikarlarin ortaya koydugu ve hirslarin sekillendirdigi asli ve de faydasi olmayan sistemlerdir. Egemen zihniyetlerin ürünleri olan bu mekanizmalar toplumlarin korkularini sömürerek var edilmis birer yikim araclaridir. Otorite ve güc edinmek icin icat edilen bir takim ruhani olgularla ‘din’ olusturulmus ve bu olusum bilimsel verilere dayandirilmaya calisilmistir. Ilkel toplumlar böyle bir müessese olmadan binlerce yil yasamis ve devaminda mülk kavrami ile dinler bas göstermistir. Cünkü insanlik artik cikar catismalarinin icindedir ve korunmasi gereken cikarlar dinler vasitasiyla gözetilebilmektedir. Tüm bu teorilerin isiginda dinlerin kaynaginin toplumlarin gereksinimlerine göre sekillendigi rahatlikla söylenebilir. Cünkü bize yol göstermeye devam eden ve her gün güncellenen bilim sayfalari dinlerin dogusuna isik tutmaktadir. İlkel topluluklardan baslayarak günümüze kadar tüm toplumlar evreni anlayabilmek ve sinirlarini asabilmek icin korkularinin ve diger dürtülerinin yönlendirmeleri ile 'din' denilen kavram ile buna ait ritüelleri yaratmislardir. Genel olarak anlatmaya calistim. Burada falan din’e, filan peygamber’e atifta bulunarak, bazi dinlerin tarihsel gelisimine deginmeden kisa tutmaya özen gösterdim. Umarim faydali olmustur. Sevgiyle kalin... Konu Aspendos tarafından (20.11.2008 Saat 15:24 ) değiştirilmiştir. Sebep: eksik harfleri tamamladim |
| | #12 |
| Üniversite 4. Sinif | 2) Nasıl oluyorda farklı zaman ve yerlerde kendini peygamber diye adlandıran bir çok insan ortaya çıkıyor ve hepsi aynı şeyden bahsedebiliyor ve aynı sonuca varıyor ve aynı tanrıdan bahsedebiliyor ? Aspendos yukarıdaki soruya cevap vermişsin sanırım. "Tüm bu teorilerin isiginda dinlerin kaynaginin toplumlarin gereksinimlerine göre sekillendigi rahatlikla söylenebilir." bu cevap olmamış. Nasıl oluyor da hepsi aynı şeyden(öz olarak) bahsediyor.Her toplumun ihtiyacına göre diyorsun ama bütün peygamberler aynı şeyi anlatıyor.Nasıl oluyor bu iş. "Biraz basite indirgeyerek aciklamaya calisayim. Biliminsanlari Yerkürenin yaklasik 4.55 Milyar yasinda oldugunu tesbit ettiler. Tanrinin Evreni, Yerküreyi, Canlilari yarattigini öne sürenlere sorarim: Bugün bütün Bilimsel arastirmalar ilk “insan”in yani “homo habilis”in yaklasik 2.5 Milyon yillik bie gecmisi oldugunu vurguluyor, 4.55 Milyar yil önce olusan yerkürede Tanri yarattigi Insana neden M.Ö. diye tabir edilen bir zaman dilimi icinde onlara ben (“Allah” ) varim diyor? Neden 4.55 Milyar yil bekliyor? Yada daha iyimserce neden 2.5 Milyon yil bekliyor?? " Biraz basit olmuş!!! Allah 2.5 milyon yıl beklemedi.Bir kere O , zamandan münezzehtir.Artı melekler ve yeryüzünde yaşayan cinler vardı.Artı yaratıp yaratmamak O'nun tasarrufundadır. "Eger Dinler canlilardan da önce var di diyorsaniz. Ne icindi ve 4.55 Milyarlik bir süre bosa mi gitti? gitmediyse Dinazorlarin Inanci nedir neye inanirlardi?" Din akıllı canlılar içindir.Akil yaratıklar olmadan din yoktur.Dinazorların inancı hakkında da "bilimsel" bir teori mutlaka ortaya atılır.Merak etme. Bir de 4.55 milyarlık süre boşa mı gitti demişsin.Bu süre sana göre boş olabilir.Örneğin:Normal hayyatta Senin için boş geçen bir süre başkası için dolu dolu olabilir.Zaman izafidir. Ha aklıma gelmişken ben de bir soru sorayım: İlk anda büyük bir patlamayla ortaya çıkan bu evren nasıl oluyor da bu kadar muazzam bir denge içersinde süre gidiyor.Milimlerle hatta daha ufak birimlerle ölçülebilen bu denge,o patlamayla oluşmuştur.Halbuki patlamalar yıkım,tahrib vs oluştururlar.Nasıl oluyr bu iş. "Şüphesiz düşünene insanlar için bunlarda bir takım ayetler vardır." |
| | #13 |
| Banned | Eyubo arkadasim birseyleri sorgulama istegine saygi duyuyorum ve bu baglamda Umarim verdigim bilgiler biraz olsun yardimci olmustur Hic bir yazimda bilimsel olmayan verileri yazmadim... yazmam da!!!Sevgiyle kalin |
| | #14 |
| Ilkokul 8. Sinif | guzel bir paylasim |
| | #15 |
| Üniversite 4. Sinif | yukarıdaki yazılara da cevap alsam ben de mutlu olurdum. |
| | #16 |
| Ilkokul 1. Sinif |
| | #17 |
| Lise 2. Sinif | arkadasim, mateyalist felsefede var olus, yani insanin var olusu bellidir. Yalniz, Canli belli kosullarda aminoasitlerin birlesimiyle olusmaktadir. Yani protein ve hücreler. Ilk olarak zaten tek hücre olusur ve gelisim icinde kamasiklasir. Buludugu yer ve gereksinime göre evrim geciririr. Bu yalniz bizim hemen gözle görebilecegimiz bir zaman dilimi icinde olmaz. Uzun zamanlar gerektirir. Bu böyle 10.000 yillik bir din tarihiyle olmaz. Din adamlari, yani peygamberler vb. Hep ayni seyleri söylüyorlar degil mi! Bence nüans farkliliklari var. Peki bunlar kimler; dönemin daha iyi düsünebilen "filozoflari" vb. Ortaya attiklari düsüncelerin kökeninde insanlik tarihinde kültürleme yoluyla olusan Ahlak kurallari vardir. Bilinen Ahlak kurallari insan toplumunda hemen hemen hep ayni. Bu Ahlak kurallari yaptirim haline dönüsmesiyle de dinler ortaya cikar. Yaraticisi yine bu dünyada. Gökten yaprak yaprak yada rivayetlerle inmiyor. Din adamalari belirli tarihlerde sosyal bir ihtiyaci karsilamak icin tarih sahnesinde rollerini aliyorlar. Ve hepsi de Karizmatiktir. Hic dikkatini cekmedi mi. Bu günde farkli karizmatik liderler var. Mussolini, Cörcil, Hitler Türkiye de de Mustafa Kemal! Öyleyse her dönem kendini yaratacaktir. O zaman her yeni esiden farkli ve ileri boyutta düsünecektir. Bu kacinilmazdir. Basit bir örnek. 1970 li yillarda henüz Türkiye de televizyon yok. Cocuklar ilk 74 lü yillarda televizyonu gördüklerinde cok sasirmislardi, görüntünün uzaktan oldugunu degil de gercek oldugunu hep zanederlerdi. Simdi cocuk dogdugunda tv görüyor ve her sey algiliyor. Degil mi... saygilar |
| | #18 |
| Üniversite 4. Sinif | arkadaşım o aminoasitlerin var olması için uygun ortam zaten yoktu.Bilimsel özürlülere bunu anlatmak zaten çok zordur.Çünkü atmosfer metan,amonyak ve azottan oluşuyordu. Hadi diyelim aminoasitler oluştular.birleşip bir canlı hücre oluşturma şuuruna sahipler mi.Dünyanın en harka yaratıkları olan canlıların oluşumunu bu bir avuç aminoasitin tesadüfen birleşmesine ve çok karmaşık olan hücre zincirini kurmasına mı bıraktınız.Ki hücreyi incelediğiniz zaman zaten olay ortaya çıkıyor.Darwin amca bile hücreye " içi jöle dolu bir baloncuk " diyor.. BAk sana urey ve miller deneyini de hatırlatayım. Harold Urey ve Stanley Miller tarafından 1953 yılında yapılan, Miller deneyinin, aminoasitlerin ilkel atmosfer şartlarında kendi kendine oluşabileceklerini, dolayısıyla canlılığın yeryüzünde tesadüfler sonucu ortaya çıkabileceğini ispatladığını iddia etmiştir. Üstelik "En büyük problem ilk canlılığın nasıl oluştuğu konusuydu" cümlesiyle canlılığın nasıl oluştuğu sorununu "-di'li" geçmiş zamanda anlatarak, artık bu problemin çok eskilerde kaldığı havasını vermeye çalışmıştır. Öncelikle şunu belirtmeliyiz: İlkel dünyadaki tüm göllerin ve denizlerin aminoasitlerle dolu olduğunu farzetsek bile bu aminoasitlerin uygun sayı, çeşit ve sıralamada dizilerek tek bir faydalı protein molekülü oluşturabilmelerinin mümkün olmadığı, olasılık hesaplarıyla, fizik ve kimya kanunlarıyla ortaya konmuştur. Dolayısıyla, ilkel dünyada aminoasitlerin bulunduğu var sayılsa bile, bunun canlılığın oluşabilmesi açısından hiçbir anlamı ve etkisi yoktur. Çünkü, aminoasitlerin proteinleri oluşturması, proteinlerin hücrenin organellerini meydana getirmesi, organellerin hücre sıvısı içinde biraraya gelip son derece kompleks bir zarla çevrilerek canlı bir hücre oluşturmaları, moleküllerin kendi kendilerine yapabilecekleri rastgele kimyasal reaksiyonların sınırlarının çok ötesinde, akıl almaz karmaşıklıktaki olaylardır. Bizzat evrimci otoriteler bile evrimin daha işin başındaki bu büyük açmazını dile getirmişlerdir. Ünlü Rus evrimcisi A. I. Oparin göz ardı edilemeyen bu gerçeği söyle ifade eder: "Maalesef hücrenin meydana gelişi evrim teorisinin bütününü içine alan en karanlık noktayı teşkil etmektedir."(A. I. Oparin, Origin of Life, s. 196 ) Kaldı ki ilkel dünyada aminoasitlerin oluşabilmeleri de mümkün değildir. Miller, aminoasitlerin kendi kendilerine ilkel dünya şartlarında tesadüflerle oluşabileceğini kanıtlayabilmek amacıyla yaptığı deneyiyle, gerçekte böyle bir olayın kesinlikle mümkün olamayacağını bizzat kendi elleriyle ortaya koymuştur. 1998'in Şubat ayında yayınlanan ünlü evrimci bilim dergisi Earth'deki "Yaşamın Potası" isimli makalede şu ifadeler yer alır: Bugün Miller'ın senaryosu şüphelerle karşılanmaktadır. Bir nedeni, jeologların şu an ilkel atmosferin başlıca karbondioksit ve azottan oluştuğunu kabul ediyor olmalarıdır. Bu gazlar ise 1953'teki deneyde (Miller deneyi) kullanılanlardan çok daha az aktifler. Kaldı ki, Miller'ın farz ettiği atmosfer var olmuş olabilseydi bile, aminoasitler gibi basit molekülleri çok daha karmaşık bileşiklere, proteinler gibi polimerlere dönüştürecek gerekli kimyasal değişimler nasıl oluşabilirdi? Miller'ın kendisi bile, problemin bu noktasında ellerini hızla ileri uzatıp, "bu bir sorun" diyerek şiddetle iç çekmekte... "Polimerleri nasıl yapacaksınız? Bu o kadar kolay değil"..."(Earth, "Life's Crucible", Şubat 1998, s.34 ) Pek çok bilim adamının bugün, ilkel atmosferin Miller'in öne sürdüğünden farklı olduğuna dair kuşkuları var. İlkel atmosferin hidrojen, metan ve amonyak yerine karbondioksit ve azottan oluştuğunu düşünüyorlar. Bu ise kimyacılar için kötü haber. Karbondioksit ve azotu tepkimeye soktuklarında elde edilen organik bileşikler oldukça değersiz miktarlarda. Koca bir yüzme havuzuna atılan bir damla gıda renklendiricisiyle aynı yoğunlukta. Bilim adamları bu derece seyrek çözeltideki bir çorbada hayatın ortaya çıkmasını hayal etmeyi bile güç buluyorlar.(National Geographic," The Rise of Life on Earth", Mart 1998, s.68 ) Görüldüğü gibi bugün pek çok önemli bilim adamı dünyanın oluşumu sırasındaki atmosferin metan, amonyak karışımından oluştuğu konusundaki fikirlerini terk etmişlerdir. Bu kişilerden birisi de bizzat Stanley Miller'dir. Miller 8-12 Eylül 1985 tarihleri arasında İsveç'in Stockholm şehrinde, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından düzenlenen "Molecular Evolution of Life" isimli sempozyumda sunduğu bildiride şu ifadeleri kullanmıştır: "Metan, azot ve yok denecek kadar az miktarlardaki amonyak ile su buharı karışımı ilkel dünya için daha gerçekçi bir atmosferdir."(Stanley Miller, Current Status of the Prebiotic Synthesis of Small Molecules, Molecular Evolution of Life, s. 7, 1986 ) Stanley Miller'in bu bildirisi, Molecular Evolution of Life isimli kitapta tam metin olarak yayınlanmıştır. Şüphesiz ki, Stanley Miller'in "İlk atmosferdeki amonyak miktarı yok denecek kadar azdı." şeklindeki açıklaması Miller'in metan-amonyak modelinden vazgeçtiğini göstermektedir. Çünkü Miller deneyi çok yüksek miktarda amonyakla gerçekleştirilmiş olan bir deneydir. Amonyak olmadan yapılan deneylerde hiçbir aminoasit elde edilemediğine göre, ortada Miller Deneyi diye bir şey kalmamaktadır.(J. P. Ferris – C. Chen, Journal of American Chemical Society, 97:11, s. 2966 |
![]() |
| Seçenekler | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | Son Mesaj |
| Büyü gerçekten var mı? | MyLove | Burçlar ve Fallar | 7 | 10.04.2009 13:31 |
| Gerçekten oldu mu? | Göçmen | Spor Konulari Arsivi | 0 | 15.11.2008 15:42 |
| Fatih Terim söz dinler | SaKLaMBaC | Spor Konulari Arsivi | 1 | 25.11.2007 18:51 |
| 22 nci Dinler Arası Diyalog Toplantısı Kıbrıs Rum ... | CP Robot | Silinen Konular ve Mesajlar | 1 | 24.10.2007 18:56 |
| İsveç te üç semavi dinin temsilcileri İbrahimî Dinler ... | CP Robot | Silinen Konular ve Mesajlar | 0 | 08.09.2007 19:00 |