Hangi kurtuluş savaşı ? Egemen olmak için gizlemek,gizlemek için de yalan,tahrifat,çarpıtma,yok sayma,adıyla
çağırmama velhasılı hurafeler gereklidir.Egemenlerin destekçileri de “resmi tarihçiler”olmuştur
hep.Bu resmi tarihçiler rejimin bekçiliğini yaparken karşılığını da alırlar elbette.Yalanı gerçek diye
sunarlar kitlelere.Sahte bir milliyetçilik aşılarlar.T.C.kurulurken resmi tarihçiler bu görevlerini tam l
ayıkıyla yaptılar ve hala da yapmaktalar utanmadan.
Gerçeği tam olarak gizlemek mümkün değildir.Ancak anlaşılmasını
geciktirebilirsiniz.Gizlemek yok etmek demek değildir.Yalanları çok geçmeden ortaya çıkmıştır
zaten.Ancak kendilerini ve efendilerini avutabilirler yalanlarıyla.
T.C. ve resmi tarihçileri sürekli “ulusal kurtuluş savaşı”ından bahsederler.Böyle bir
koca yalan ancak Türkiye’e yakışır.Çünkü böyle bir savaşları hiç olmadı.Tamamen bir yalanlar
zinciridir anlatılanlar.
Osmanlı imp.emperyal amaçlar için 1.paylaşım savaşına girdi.İttihatçılar
hayallerindeki “büyük turan”ı kurmak için savaşa katıldılar.Yenilince, 5 milyon m2 olan egemenlik
alanı 750 m2ye düştü.”dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oldu”denir buna.Egemenlik
alanının %85ini kaybetti.Başarı bunun neresinde acaba?Elde kalan bu azıcık egemenlik alanı
üzerinde uluslar arası aktörlerin izniyle T.C.kuruldu.Misak-ı Milli denilen “milli ant”larını hiçe
sayarak dayatılan sınırlarda, kopartılan tavizler sonucu kurulan T.C.hangi “kurtuluş savaşı”nı
vermiştir?dersiniz.1.Paylaşım Savaşı’nın galibi olan emperyal devletler istedikleri tavizleri
koparmak için Yunanlıları kullanarak emellerine ulaşınca geri çekmişlerdir.Asıl aktörler
İngilizler,Fransızlar ve sonradan sürece dahil olan Amerikadır.Eğer bir savaştan bahsedilecekse bu
güçlerle olması gerekmez miydi?Tabi Yunanlıların her hangi bir ciddi direnişle karşılaşmadan
Ankara yakınlarına Polatlı’ya kadar nasıl geldiklerini kimse sorgulamıyor nedense!Eğer gerçekten b
ir”kurtuluş savaşı”ından bahsedilecekse, o dönem başkent olan İstanbul İngilizlerin işgali a
ltındaydı neden orda herhangi bir savaştan bahsedilmez?”İnönü zaferleri”diye sunulanların
tamamen yalan olduğunu kendileri bile kabul ediyorlar.Neymiş efendim”ulusal moral için”uydurulmuş falan filan…….
Misak-ı Milli sınırları içinde kabul edilen Musul işgal edilince,Kürtler Ş.Mahmud
BERZENCİ önderliğinde emperyalizme karşı isyan bayrağı çektiler,Türkler tam da bu dönemde
İngilizlerle uzlaşarak;gelişen Kürt milli hareketini boğdurdular.Kemalistlerin ne kadar “anti-
emperyalist” oldukları ortada değil mi?
Hilafet ve Saltanatı kaldırmak Fransız ve İngilizlerin hedefiydi zaten.Kuvayı Milliyeci
kemalistler bu kaos ortamını değerlendirerek,yalanlarla halkı yanlarına çekerek bir yeni iktidar
kurmuşlardır.M.Kemal’i zorla meclis başkanı seçtirmişlerdir.M.Kemal kendini başkan
seçtirince,şahsi iktidarını güçlendirdi. Muhaliflerinin bazılarını öldürterek(Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey)
diğerlerine gözdağı verdi.Çerkez Ethem,Topal Osman devre dışı bıraktırıldı.Güçlendikten
sonra meclisi feshederek muhaliflerini seçtirmedi.Kürt aydınlarını temizledi. İktidarını böylece
perçinletti.O ana kadar hep “bu vatan Türklerle Kürtlerin ortak vatanıdır”diyen M.Kemal;ondan
sonra “Kürtlerle bir arada yaşamak isteriz ama bir şartla:Kürtler hiçbir hak talebinde
bulunmadıkları sürece….”diyecektir.
Tabi Kürtlerin birlik olmayışları,aşiret şeflerinin tutumları bunların işlerini
kolaylaştırıyordu.Birkaç Kürt aydınının çabası yeterli olmuyordu.Aşiretler birer küçük devletcik gibi
birbirlerini boğazlama derdinde iken “atı alan Üsküdar’ı geçmişti” Koçgiri,Beytüşebab,Ararat,Şeyh
Said ve Dersim direnişleri acımasız yöntemlerle bastırılmıştı.İmha-inkar-tehcir ve yok sayma
politikaları hayata geçirildi.Artık resmi tarihçiler ve egemenler için yeni bir dönem
başlamıştı.Kürdün adı adeta kazındı,yok sayıldı T.C.devletinde.Hızla “Türkçülük”ideolojisi oluşturuldu.
T.C.nin sınırları”yedi düvele”karşı”ulusal bir kurtuluş savaşı”veren Kuvayı Milliyeciler
değil,emperyalist devletler tarafından çizilmiştir.Bu gerçeğin bilinmesi resmi tarih ve resmi
ideolojinin iflası anlamını taşır.Yalanlar üzerine kurulu bu paradigmanın gerçek yüzünü ortaya
çıkarmak kolay olmadı.Yürekli, gerçek bilim adamları her türlü baskılara rağmen bu uğurda hayli
kabarık faturalar ödeyerek bu koca yalanı tüm çıplaklığıyla ispatladılar.Burda Fikret BAŞKAYA ve
İsmail BEŞİKÇİ’yi kutlamayı bir görev olarak sayıyorum,saygılarımla. ALINTI |