Hatay`ın Kırıkhan ilçesinde dünyaya geldi. Müzikle ilk tanışması ortaokul yıllarına denk gelir. İlk konserlerini lise yıllarında veren Serhad Raşa, 1989 yılında Ankara`da Kemal Eroğlu Müzik Eğitim Merkezi piyano bölümünü bitirdi.
1992 yılında Ankara`ya yerleşti ve profesyonel müzik yaşamına Ankara`da başladımış oldu. Kurduğu gruplar ile sahne ve konser çalışmaları yaptı.
2004 yılında İstanbula yerleşti. Şair Yusuf Hayaloğlu ve Selda Bağcan ile İstanbul`da ve birçok ilde konser ve programlar yaptı. Artvizyon etiketi ile müzikseverlere sunulan Rengahenk Türküler isimli kolektif albümde `Mapusun içinde üç ağaç incir` ve `Yaylanın çimenine (Kol havası)` isimli türküleri seslendirdi. Rengahenk Türküler Anadolu Sevdası albümünde `Açılın Kapılar Şaha Gidelim` isimli türküyü şair Yusuf Hayaloğlu ile düet seslendirdi.
Prodüktörlüğünü Emel Kavuncuoğlu`nun yaptığı ve Lila Prodüksiyon etiketiyle müzikseverlere sunulan Serhad Raşa`nın `Merhaba` adlı yeni solo albümü tüm müzik marketlerde.
Serhad Raşa: Sedef desenli ezgiler
Serhad Raşa`nın albümü, kent ozanlığı çizgisinin bir akım olarak sürdürücülerini de yarattığını gösteriyor
Türkü dinleyicileri anımsayacaktır. Geçtiğimiz son iki yılda `Rengahenk Türküler` üst başlığı ile değerli ressamlarımızdan Nuri İyem ve Fikret Otyam`ın kapak çalışmalarıyla Artvizyon firması, Edip Emre`nin müzik direktörlüğünde `Anadolu Sevdası` albümlerini dinleyicilere sunmuştu. İlki çift CD ve 33 türküden ikincisi ise 17 türküden oluşmak üzere 20`den fazla sanatçının yorumunu kapsıyor. Son derece titiz bir çalışmayla, adeta türküler geçidi olan bu albümler şimdi kimi katılımcı `amatör` sanatçılar için birer okul olduğunu da gösteriyor.
İlk albümün kartonetinde şu saptamayı yapmıştım: `Müziğe olan bu karşılıksız sevda olmazsa yerli, yabancı bütün türkü dostlarına özgüvenle sunacağımız, uluslar arası kalitedeki bu çalışma gerçekleştirilemezdi.`
Bu yazıda kısa bir söyleşiyle birlikte tanıtmaya çalışacağım sanatçımız Serhad Raşa, `Mapusun İçinde Üç Ağaç İncir`, `Yaylanın çimenine` adlı türkülerle `Anadolu Sevdası`nda yer almıştı. Bu kez Serhad Raşa, `Merhaba` adlı solo albümüyle ve ağırlıklı olarak özgün bestelerinin (Asi Bir Küheylan, Söz: Yusuf Hayaloğlu, Müzik: Edip Emre, İşte Gidiyorum, Söz: Yusuf Hayaloğlu, Müzik: Serhad Raşa, Ödeşme, Söz: Y. Hayaloğlu, Müzik: S. Raşa, Ey Felek, Söz: Y. Hayaloğlu, Müzik: S. Raşa, Hasan Vurulur, Söz-Müzik: S. Raşa) öne çıktığı öte yandan usta malı eserlerle (Bağlandı Yollarım, Söz: Karacaoğlan, Müzik: Ali Sultan, Merhaba-Kerbela Ağıdı, Söz: Ferman Baba, Müzik: Kazım Birlik, Sarayburnunda Aşk, Söz-Müzik: Selahattin Sarıkaya, Hudey Hudey, Söz: Pir Sultan Abdal, Müzik: Zülfü Livaneli) birlikte anonim türkülerinde (Kurtuluş Savaşı Destanı, Söz-Müzik: Anonim, Mapusun İçinde Üç Ağaç İncir, Söz-Müzik: Anonim) yer aldığı, düzenleme ve yorum olarak çizgisel bütünlüğün yakalandığı, türkü severlere türkü tadında bir merhaba sunuyor.
Kent ozanlığı
Türkü formundaki ezgiler için bir adlandırma tartışmasının yaşandığı biliniyor. Özgün ya da protest kavramları belli bir kabul görmüş olmasına rağmen tartışmanın bütünüyle tüketildiği söylenemez. Geleneksel, ümmi, alaylı halk ozanlığı son demlerini yaşadığı için olsa gerek sanırım Ahmet Kaya`Kent ozanlığı` kavramını tartışmaya açmıştı. Sosyolojik olarak kapsayıcı bir terim. Serhad Raşa`nın elimizdeki albümü kent ozanlığı çizgisinin sosyolojik temeline oturan ve bir akım olarak sürdürücülerini de yarattığını gösteriyor. Halk ozanlığı geleneğinin formlarına bağlı kalarak ama özellikle akademik bir müzik eğitiminden geçip ezgi ve armoni bakımından günümüz insanının duygu dünyasına seslenen türküleri başka türlü anlamlandırmanın bir açıklaması olmasa gerek! Akademik olarak piyano eğitimi almış, çeşitli kurumlarda gitar hocalığı yapan, aynı ustalıkla ney çalan, türkü sevdalısı Serhad Raşa`nın bu ilk solo albümünde sunduğu sedef desenli ezgileri, epeyce mesafe kaydettiği yolda, kararlı bir biçimde yürüyeceğini ve bizlere nice eserler sunacağını müjdeliyor. Öyle anlaşılıyor ki, 1969 doğumlu olan sanatçının besteciliğini yansıtan bu albüm çalışmasını dinleyicilere ulaştırmakta neden bunca gecikmiş olduğu sorgulanmalı. Müzikle ilk tanışması ortaokul yıllarına denk gelen, ilk konserlerini lise yıllarında veren Serhad Raşa, 1992 yılında Ankara`ya yerleşir ve profesyonel müzik yaşamına başlar. Kurduğu gruplar ile sahne ve konser çalışmaları yapar. 2004 yılında İstanbul`a yerleşir. Şair Yusuf Hayaloğlu ve Selda Bağcan ile İstanbul`da ve birçok ilde konser programları yapar.
Solo albüm yapmakta neden geciktiğini sorduğumda adeta `bir dokun bin ah işit` sözünde olduğu gibi müzik sektörünün sanatçıları nasıl bir kıskaca aldığını anlatıyor. Ama hangi sanatçıları? `Ülkemizde müzik emekçisi olmak hele ki `Muhalif Müzik` emekçisi olmak gerçekten çok zor. Bir sanatçının yapması gereken sadece üretmek olmalı. Üretilen şeyin insanlara ulaştırılması ve gerekli promosyon (tanıtım) vs gibi işler sanatçının işi olmamalıdır. Ama sistemin oluşturduğu rekabet anlayışı acımasız yarış mantığı sonucu sanatçı işin üretimiyle birlikte yukarıda söylediğim tarafıyla da uğraşmaktadır. Bu durum işin doğasına ters bir durum. Ülkemizde son 10 yıllık süreçte Müzik sektöründe ciddi bir geriye gidiş yaşandı. Bu durum hem üretilen eserlerin niteliğinin kalitesizleşmesinde hem de yapımcı şirketlerin kaliteyi aramaktan vazgeçmesiyle oluştu. Tabi bir diğer ayağıysa hem korsan CD hem de internet üzerinden yapılan sanal korsancılık. Ve bunun önüne geçmek için telif haklarını koruyan kurumların ciddi bir yapılanma içerisinde olmaması da süreci daha da geriye götürmektedir. `Sanatçı çağının tanığıdır` diye bir söz vardır, evet doğru ama bence hem tanığı hem de müdahale edeni olmalıdır. Kapitalizmin insanlara dayattığı bu tüketim, değersizlik ve bencillik anlayışıyla her zaman mücadele halinde olmalıyız, soruna buradan bakmalıyız.`
Naif bir çalışma oldu
Bu koşullar içerisinde albümünü oluşturan Serhad Raşa çalışma sürecinde taşıdığı kaygılarını ve bundan sonraki beklentilerini de şöyle ifade ediyor: `Bir buçuk yıllık bir süreçte gerçekten büyük fedakarlıklarla yaptık albümü. Gerek aranje, gerekse teknik anlamda içime sinen naif bir çalışma oldu. Albümde kendi eserlerimin yanında çocukluğumun türküleri dediğim eserlere de yer verdim. Repertuarı oluştururken bugün piyasada kullanılan `Patlayan şarkı` penceresinden değil de içi dolu ve sevgiyi hikaye eden, gerçekten ülkemiz halkları ve tarihi için bir öyküsü olan şarkı penceresinden bakarak hareket ettim. İlk solo albümün her zaman bir riski vardır ve bu sanatçı açısından bir içsel durumdur. Acaba şöyle olsaydı ya da burada bu olmasaydı gibi hiç bitmeyen kendinize sorduğunuz sorulardır bunlar. Bir söz var, `İlk Elin Günahı Olmaz` diye. Artık takdiri dinleyicilere bırakmak gerekir, son sözü söyleyen her zaman dinleyicidir. Ben beğenenlere de beğenmeyenlere de sevgilerimi gönderiyorum.`
A.Galip
Serhad Raşa Röportajı (Birgün Gazetesi 25.09.2008)
Ahmet Kaya`yı bir kez dinledim, asla bırakamam
20 yıldır müzikle uğraşan Serhad Raşa, `Merhaba` isimili ilk solo albümünü çıkardı. Yusuf Hayaloğlu ve Selda Bağcan`la çeşitli konserler de veren sanatçı yaptığı müzik ve ses rengiyle sanatçı Ahmet Kaya`ya da benzetililyor.
»Albüme gelmeden önceki süreçte kimlerle çalıştınız?
`Rengahenk Türküler` isimli albümde, `Mapusun İçinde Üç Ağaç İncir` türküsünü seslendirdim. Albümün ikisincisinde Yusuf Hayaloğlu ile `Açılın Kapılar Şaha Gidelim` türküsünü söyledik. Ayrıca Selda Bağcan ile konserler verdik. Youtube`a albümden bir şarkımı koydum. Üç ay içinde 80 bin defa tıklandı. Bu şekilde yapımcım bana ulaştı ve albüm teklifi aldım.
»Sektör belliyken albüm yapmaya nasıl karar verdiniz?
Kabul, cesaret işiydi. Sektör batmış artık, müzik korsancılığı, yani internet aldı başını gidiyor. Bugün albümler satmıyor. Yapımcı şirketlerin önüne her şeyi ile bitmiş albümler geliyor. Düşünün insanlar kendi harcadıkları paralarla albümleri çıkaramıyor.
»Hayaloğlu ile tanışma öykünüz nasıl başladı?
Ahmet Kaya ile ses ve müzik anlayışımın paralelliği Yusuf Hayaloğlu`nun dikkatini çekti.
Ankara`da bir konserde tanıştık ve beraber sahne aldık. İyi bir sahne ikilisi olduk diyebilirim. Böylece benim İstanbul sürecim başladı. Zamanla Türkiye`nin bir çok yerinde konserler verdik. Selda Bağcan`la tanışıklığımız ve konser vermemiz de aynı döneme denk geliyor. Yani usta ocağında yetiştim.
»Ahmet Kaya`nın üzerinizdeki etkileri neler?
85`de ilk albümüyle takip etmeye başladım ve bir daha hayatımdan çıkmadı. Müzikal uyum dışında devrimci bir kültürle yaşamam da beni ona daha çok yaklaştırdı. Aramızdaki benzerliğe avantaj ya da dezavantaj diye hiç bakmadım. Belki, hayata bakışımızda da benzerlikler vardı.
»2007 Ahmet Kaya anma gecesinde Ahmet Kaya şarkılarını en iyi yorumlayan sanatçı olarak çağrıldınız.
Bu benim için bir onurdu, tabii. İnsanların böyle düşünmeleri beni mutlu etmişti. En önemlisi de sadece Ahmet Kaya şarkılarını söyleyen birisi olarak orada bulunmadım. Aynı zamanda Ahmet Kaya gibi bir sanatçının kendi ülkesinden bu şekilde sürgün edilmesi karşısında bir devrimci ve demokrat kimliğimle de oradaydım.
»Sanatta etkileşimler vardır. Sizin müziğinizde Ahmet Kaya ve biraz Zülfi Livaneli hissediliyor.
Evet, sanatta etkileşim mutlaktır. Mutlaka farklı bir şeyler yapacağım diye yola çıksanız dahi bir ekole bir biçime paralellik arz edersiniz. Hiç olmayan bir şeyi yapmak pek mümkün olmuyor. Çünkü insanlar bir yere koyuyor sizi. Benim de yıllardır etkilendiğim uzun zaman dinlediğim isimlerdir Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli. Doğal olarak sizin yaptığınız müzik de var olan bu birikimin damıtmasıdır.
»80`lerde özgün müzik dinleyici kitlesi vardı. Bugün özgün müzik dinleyen kitlede bir azalma söz konusu mu?
Müziği dinleyen, türleri ayırmamalı diye düşünüyorum. Tabii özgün müziği, muhalif bir duruşu olan, hayata soldan bakan bir kesim daha çok dinliyor. 80 ve öncesi toplumsal muhalefet ve örgütlülük bugüne kıyasla daha yoğun yaşanıyordu. İnsanlar örgütlüydü. Üniversite boykotları, işçi hareketleri sürerken insanlar mücadeleye daha çok önem veriyorlardı. Doğal olarak muhalif kültürün sanatı da daha verimliydi. Günümüzde bireyciliğin ön planda olması, örgütlülükten yalıtılmış örgütsüz bir toplum yaratılmış olması müziği de etkiliyor. İnsanlar sistemin getirdikleriyle apolitikleştiriliyor. Örgütsüzleştirirseniz bu insanları sanattan da uzaklaştırmış oluyorsunuz.
»`İşte Gidiyorum` şarkısı Ahmet Kaya için miydi?
Ahmet Kaya öldükten sonra onun için yazılmış olan bir şiirdi. Etkilendim ve ben de besteledim. Sözleri Yusuf Hayaloğlu, müziği bana ait olan bir şarkı. Albümümde de yer alması gerektiğini düşündüm.
»Albümde protest şarkılar öne çıkıyor.
Kerbela`yı anlatan önemli bir ağıda yer verdim. Müziği bana ait olan `Ey Felek` isimli bir şarkı var. Sivas Katliamı`nı anlatıyor. Her şarkının bir mesajı olmalı. Yani yapılan işin mutlaka derdi olmalı. Gerçekten yaşadığın ülkenin sorumluluğunu ve toplumsal gerçekliğini anlatan ve onu hikaye eden muhalif bir tarafı olmalı. Unkapanı`nda bir tabir vardır: Patlayan şarkı. Bunu hiçbir zaman anlamamışımdır. Bir kitlesi var diye bir şarkının benim albümümde olması yeterli bir sebep değil benim için.
»Özgün müziğin medyada yer alma şeklini nasıl yorumluyorsunuz?
Medya tabi ki yer vermiyor. Çünkü savunduğumuz değerler sistemin savunduğu değerlerle paralel değil. Yalnızlaştırmanın ve bireyselleştirmenin rekabet tarafından pompalandığı bir dönemde, sizin çıkıp eşitlikten, kardeşlikten, sınıfsız bir toplumdan söz etmeniz onların işine gelmiyor ve pirim yapmıyor. Yine size destek veren ve sizin çalışmalarınızı önemseyen alternatif-muhalif medya oluyor.
»Albüm için sanatsal kaygılarınız nelerdi?
Benim sanatsal kaygılarım yok. Çünkü bu kavramı bohem buluyorum. Hayata nasıl bakıyorsanız sanatı da öyle icra ediyorsunuz. `Aman Türkiye`de sanat gelişsin` gibi bir kaygım yok. Bireycilik yerine, paylaşmayı, şiddete karşı sevgiyi, savaşa karşı barışı geliştirirseniz doğal olarak sanatı da bu yönde geliştirirsiniz.
»Kent ozanlığı kavramını nasıl buluyorsunuz?
Aslında köyden kente geliş feodal değerleri de beraberinde getirdi. Fakat dönem içerisinde bir kent ozanlığı kültürü oluştu. Müziğin estetiğine katkıda bulunduğu söylenebilir. Tek sesliliğin yerini armoniye bırakması, enstrüman seçimleri noktasında daha zengin düşünülmesi yani bir bağlama kullanılarak bize sunulan müziğin artık zengin bir orkestra eşiliğinde sunulması müzikteki estetiğinde daha ileri bir yerlere geldiğinin bir göstergesidir. Zaten son on yıldır bu denemelerin yapılıyor olması dinleyici kulağını da bir noktada geliştirdi ve kalite beklentilerini artırdı.
***
Serhad Raşa kimdir
Hatay`ın Kırıkhan ilçesinde dünyaya geldi. Müzikle ilk tanışması ortaokul yıllarına denk gelir. İlk konserlerini lise yıllarında veren Serhad Raşa, 1989 yılında Ankara`da Kemal Eroğlu Müzik Eğitim Merkezi piyano bölümünü bitirdi.
1992 yılında Ankara`ya yerleşti ve profesyonel müzik yaşamına Ankara`da başladımış oldu. Kurduğu gruplar ile sahne ve konser çalışmaları yaptı.
2004 yılında İstanbula yerleşti. Şair Yusuf Hayaloğlu ve Selda Bağcan ile İstanbul`da ve birçok ilde konser ve programlar yaptı. Artvizyon etiketi ile müzikseverlere sunulan Rengahenk Türküler isimli kolektif albümde `Mapusun içinde üç ağaç incir` ve `Yaylanın çimenine (Kol havası)` isimli türküleri seslendirdi. Rengahenk Türküler Anadolu Sevdası albümünde `Açılın Kapılar Şaha Gidelim` isimli türküyü şair Yusuf Hayaloğlu ile düet seslendirdi.
Prodüktörlüğünü Emel Kavuncuoğlu`nun yaptığı ve Lila Prodüksiyon etiketiyle müzikseverlere sunulan Serhad Raşa`nın `Merhaba` adlı yeni solo albümü tüm müzik marketlerde.
[Üye Özel | Für Mitglieder | For Members]