| | Kadin ve müzik Nazım Hikmet bir şiirinde “kadınlarımızın yüzleri acılarımızın kitabıdır” diye başlar. Kürt kadınlarının yüzleriyse hem acılarımızın, hem tarihimizin, hem de coğrafyamızın kitabıdır ve kadın tanımlanırken hep acı akla gelmiştir. Oysa ki tarihimizin ve kültürümüzün ana damarı kadındır. Nilüfer Akbal'in Kürt Müzik Konferansında yaptığı "Kürt Müziğinde Kadınlar" isimli sunumu Büyük dengbejler bile ilk derslerini analarının sesinden tanıdı: Qarepete Xaço bu anlamda bize ilginç bilgiler sunar; o anasıyla anıldı. Ewdala Zeynike yine anasıyla anılır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Kadın hem kültürün hem de toplumsal tarihin ana kaynağıdır. Sözlü kültür kadınla başlar; ninni, feyli, dilok vb sözlü geleneğin ilk kaynağı kadındır. Kadın ve müzik bu anlamda ayrılmaz bir bütündür. Kadın benimsenmiş olanı söylemez, özümsediği kültürden yola çıkar. Çocuğuna söylediği her ninni sadece o çocuğa ve sadece o anneye aittir. (Bazen söylenen bir ninni de anonimleşebilir.)Çocuk ve anne arasında başlayan ilişki, kadının müzikle başlayan sürecin ilk adımı değildir. Bu örnekteki kastım, ilk müzik birikimlerimizin kadına ait olduğunun altının çizmektir. Kürtlerin geleneksel yapısı ve müzikleri arasında nasıl ki doğrudan diyalektik bir ilişki varsa, kadın ve Kürt Müziği arasında da doğrudan bir ilişki vardır. Savaş Kadın ve Müzik Kendi saf dünyası içerisinde sadece anaçlığıyla dikkat çeken Kürt kadını savaş dönemlerinde en büyük meydanı kendi içinde açar. Kazananlar kazanır, kaybedenler kaybeder; ama o savaş kadının iç dünyasında genel bir kadın figürüne döner, o artık hepimizin şarkısıdır. Çaldıran savaşı sırasında Osmanlı ile İran karşı karşıya gelirler. Yavuz Sultan Selim zafer kazanır, Şah İsmail yenilir. Ancak bu savaş kadının dilinde bir yenme ve yenilme değildir. Naile Xanım’ın söylediği bir ağıt çaldıran savaşı açısından sadece bir belge değildir. Ağıtta Naile şöyle der: Dağlar gibi dilsiz oldum,
Konuştum akar sularla
İndiğim ovada bir ağaç kalmadı
Salınıp durdum kendi dalımda Tunceli Çemikgezek’de tesadüfen ortaya çıkan bu ağıtın 600 yıldır söylenegeldiğine kimseyi inandırmak mümkün değildir. Çünkü kadının 500 yıl önce söylediği şey bugün de geçerlidir: Bugün de kadın yine dağlar kadar dilsiz, akarsular gibi deli, yakılmış ormanlar kadar kendi dalına sürgün edilmiştir. Kadının kendine has duyarlılığı gelişen feodal sistemle erkekle birlikte biçim değiştirmiştir. Kadının kendisine ait olan duygusu, algısı feodal sistemin kopyası olarak karşımıza çıktı. Yüzyılın başında en önemli kadın dengbejler erkek egemen kültürün altında ezilmiştir. Üstelik aşık oldukları erkekler tarafından garip bir ikircime sürüklenmişlerdir; ne de olsa şarkı söylemektedirler ve bu yüzden hafif kadınlardır. Meryen Xan buna bir örnektir. Diyarbakır’da yoksullukla boğuşan bir ailenin ferdi olarak hamamlarda yatırlık yapan kadının kıymetini ve değerini Kürt entelektüeller de bilemediler. Savaş sonrasında sesiyle halkın kulağında akıl olan Meryem Xan köy köy gezer. Kılamlar, ninniler derler. Ölen her Kürt ile ölür, ağlayan her çocuğun annesidir. Dönemin ağır baskıları sonucu Suriye’ye gider. Burada entelektüel Kürt aydınlarıyla tanışır.Hawar dergisinde derlemeleri yayımlanır. Derginin çevresinde yer alan Bedirxan ailesinden biriyle büyük bir aşk yaşar. Fakat aşkı uzun sürmez, çünkü Meryem Xan herkesin sesidir. Feodal ve aydın tipler arasında dayanamaz, Mısır’a doğru yola çıkar. Kahire’de hiç kimsenin anlamadığı Kürtçe’yi yine stranlarında yaşatır. Kahire’deki Kürt mahallesi sakinleri artan ekmeklerini ona verirler. Meryem Xan’ın elinden tutansa yine bir kadındır. Elmas Muhamed, Meryem Xan’ı yanına alır. Bağdat radyosunda kılamlar söyler. Meryem Xan iki savaş arasında en mağdur olan, ama sesiyle bugün aramızda halkla yaşayan biridir. Aynı zamanda feodal sisteme, feodal aydına tek başına bir muhalefettir. Günümüzde ise farklı bir feodal kültür gelişmiştir; kadın kendini erkeğe benzeterek bir çıkış yolu aramıştır… Ses özelliklerini kaybetmiş, söylemi ve duruşuyla erkeği temsil eder hale gelmiştir. Önceleri dengbejlerin etkilendiği kadın dengbejler gitmiş, yerine erkek egemenliğindeki kadın gelmiştir. Bu da tipik üretim ilişkilerinin bir sonucudur. Çünkü kapitalizmle birlikte Kürt kadınları emeğin sahibi olmalarına rağmen emeğin ucuz işçileri olmuşlardır. Son çeyrek asırda bunun çeşitli örnekleri vardır. Günümüzde yaşanan savaşta bilinen pek çok kadın dengbej ölen oğullarına, kızlarına, torunlarına ağıtlar yakmışlardır. Bu ağıtlarda savaşı içimizde duyarız. Onların dili yoktur; dilsiz dengbejlerdir. Toplumsal Hayata Kürt Kadını ve Müziği: Kadının bütün duyarlılığı erkek tarafından da ifade edilmiştir. Bu anlamda iki önemli örnek sunabiliriz: Bunlardan ilki “çiya bılınde te nabinım, ikincisi Heseniko’dur. Çiya bılıde te nabinım kılamında bir kadının duyguları söz konusudur. Ancak bu stran günümüze erkek dengbejler tarafından ulaşmıştır. Konusu şöyle: Bir kadının yedi kardeşi kocasının akrabaları tarafından öldürülür. Buna rağmen kadın kocasına olan sevgisini anlatır. Aynı kılam erkekler tarafından söylendiğinde wey le dine diye seslendirilir. Heseniko da ise kadının sevdiği erkeğe söylediği bir stran yine erkekler tarafından seslendirilmiştir. Stranlarda anlatılan kadınlar vardır, onlar Zineler, Meyrolar Sineler bu koca harmanın hasatlarıdırlar… Kürt kadını, yukarda belirttiğim gibi dinsel ve feodal kültürün uyguladığı kötü adaletten mağdur olmuştur. Oysaki sözlü Kürt edebiyatının, müziğinin birbirinden önemli parçaları Kürtlerin toplumsal hayatlarıyla ilgili önemli ip uçları sunarken Kürt müziğinin de güzel örneklerini verirler. Besna, Xerabo, Zembılfıroş Kürt kadınının ne kadar önemli bir konuma sahip olduğunun bariz örnekleridir. Besna, Xerabo evli kadınların eski aşklarına ilişkin söyledikleri şarkılardır; Zembilfıroş’ta ise doğrudan bir erkeğe karşı duyulan aşk erotik bir anlatım bulur. Burada ben sizlere sesimi etkileyen, ruhumu besleyen, kültürüme yardım ve büyük yataklık eden kadın dengbejlerden bahsetmek istiyorum. Onların suçuna yazgılıyım, bu yazgıdan dolayı onlara minnettarım. Tabii ki bunların başında Meryem Xan geliyor. Hepiniz onu tanıyorsunuz. Elmas Muhammed’den söz etmek istiyorum. Elmas 1894’te Cizre’de doğdu. Elmas Hanım da dönemin bir çok sanatçısı gibi yoksulluk içinde yaşadı ve yine yoksulluk içinde yaşayarak öldü. Sesi tiz’den pese uzanan hançeresiyle dikkat çekmiştir. Fatma Muhammed Irak dolaylarında bir dengbej ki yalnızca Kürtler arasında bilinmez o Türkler, Araplar ve Farslar tarafından da bilinir sevilirdi. Kürt kadın dengbejleri arasında iki kız kardeş de var ki bunları anmamak olmaz: Nazdar Ferhat ve esmer Ferhat Ali Merdan’ın yanında yetiştiler. (Ali merdan Irak’ın önemli müzisyenlerindendir.) 1951’de Irak’tan sınır dışı edildiklerinden dolayı Esmer Ferhat müziği bırakmak zorunda kaldı. Ayşe Şan ise bu halkanın en son ve en önemli kadın dengbejidir. Erkeklerle sahneye tam bir Kürt kadını olarak çıkmıştır; söylem ve duruşu aynıdır. İzmir’de kimsesizlikle boğuşmuş, cenazesi üç beş yakını tarafından kaldırılmıştır. 1996’da İzmir’de öldüğünde 68 yaşındaydı. Ayşe Şan tam bir devrimciydi. Kürtçe dışında Türkçe, Arapça ve Farsça söylerdi. Türk ve Arap, Fars sanatçılarıyla sahne alır, bütün sahnelerde ast solist olarak çıkardı. Türklerden, Nuri Sesigüzel, Ali Ekber Çiçek’le beraber sahneye çıkmıştır. Orhan Gencebay arkasında saz çalmıştır. İran’dan mahfuz Ayşe Şan’la sahneye çıkmak için Tahsin Taha’yı araya sokmuştur. Bunun yanında Ayşe Şan tıpkı kılamındaki gibi “Be” maldı.Türkler ona Ayşe Şan diyorlardı. Güneyde adı Ayşe Xan’dı, Türkiye Kürtleri arasında adı Eyşana Ali, yani babasının adıyla anılırdı. Şimdi de toprağımızın en verimli ürünlerinden biri olan alevi kültürünün etrafında uzun bir şiire davet ediyorum.İlk sözünü edeceğim şair Celale Xanım’a loristanidir. Loristani dinsel olanı günlük olanla birleşmesinin kadın ruhu üzerindeki etkisini anlatır. Ey üstat reda adlı şiirinde alevi inançları tek tek anlatılır. Ben bir gül idim geldiğim yer kapındı.Kokumu vereceğim ey aç bana kapını. Diyen Celale Xanım bizimle aynı yüzyıldadır. Aynı yüzyılda Rihan Xanım, Liza Xanım, Xatune gibi önemli şairler yetişmiştir.Bunlar insanın sırlarını, dertlerini, aşklarını yüzümüze hiçbir perde indirmeden anlatmışlardır. Sevgilileri, dostlukları insanadır. Her ne arar isek onların kendilerindedir. Dert de dermanda. Ere dılo yeman yeman,çiyan gırt u berf u duman, mera bışin şahe merdane ew dermane hemu derdan. Kadının Müziğe Etkin Katılımı Geçmişine kilit vurulmuş halkların geleceği ipotek altındadır. Eğer ki bir halk kendi geleceğini kurmak istiyorsa bu kilitleri kırmak zorundadır. Şairin dediği gibi, dert bizde derman ellerimizdedir. Kadınların müziğe etkin katılımı tıpkı halkımızın ipotek altına alınan geleceği gibidir. Eğer kadınlar kendi geleceklerini, binlerce yıldan süzülen seslerini kulaklardan yüreklerimize sağmak istiyorlarsa onların yüzüne kapanan tüm kapıları kırmak zorundadırlar. Müzik kadınların varlığıdır. Kadın kendini tınıda tanımlar, seste sınar. Yağmurun ipiyle en güzel şarkıları kalbinin toprağından çekip sunar. |