| | Koma Agire Jiyan (Ali Geçimli) Aslında doğuştan müziğe bulaştım desem abartmış sayılmam! Bizim aile devrimci geçmişe sahip bir aile olduğu için ister istemez 80 dönemi yasaklarından etkilenmiştir. Dayımlar cezaevinde kaldılar. O dönemler ben küçüktüm hatırlıyorum evimize gelirlerdi hep türkü söylerlerdi. Devrim şarkılarıyla birebir tanıştım ve öyle büyüdüm. İlkokuldayken annem Şivan Perwer dinlemeye başladı bu sayede müzik kulağım gelişti. Olaylar Tuzlada gelişti...Bu sözlerin sahibi Ali Geçimli. Bir başka deyişle sevilen Kürt Müzik grubu Koma Agirê Jiyan’ın üç kurucusundan biri.
17 yaşındayken, 16 yaşındaki Şener Yıldız ve 21 yaşındaki Nail Yurtsever ile beraber grubu kuran Ali Geçimli 1975 İstanbul doğumlu. Kendi deyimi ile, Alevi olması nedeniyle türkülere yöneldi. Bir zamanlar Arif Sağ ve Belkıs Akkale dinledi. İlk önceleri Şivan Perwer müziği, uykusunu getiren bir müzikken sonraları annesinin dinlemeleri ve telkinleriyle dinleyip vazgeçemeyeceği müzik olmuş.
Ali Geçimli ile Koma Çepexçûr ile başlayıp Koma Agirê Jiyan ile devam eden müzik serüveni hakkında konuştuk... *** Müziğe bulaşman biraz da annen sayesinde olmuş. Sonrasında gelen yıllarda da bunun ürünü olarak bir grupla karşımıza çıkıyorsun 2 arkadaşınla beraber, öyle mi?
Evet öyle. Annem Bingöl yöresinin dengbêjlerini çok dinlerdi. Ahmet Bêrti ile beraber başka bir dengbêj daha vardı mesela. Hep onları dinlerdi. Bir de Şıvan Perwer’i dinler ve dinletirdi bana. Dengbêjlerle beraber dinlemeye başladım. Şivan Perwer daha modern geldiği için daha sıklıkla dinlemeye başladım. Sonra düğünlerde halay dengbêjleri vardı, köy dengbêjleri. Onları dinleyerek halay çekmeyi öğrendik. Zamanla stranları, kilamları falan öğrendim. Yeni ve eski şarkılar söylenerek düğünler icra edilirdi.
Düğünlere çıkmaya başladık. Ben, Şener Yıldız ve Nail Yurtsever grup kurduk. ‘Koma Çepexçur’ koyduk adını. Neden bu isim derseniz; 90 dönemi öncesi Koma Amed, Koma Serhad gibi bölgesel-yöresel gruplar vardı. Bizde Bingöl yöresinden olduğumuzdan, Koma Çepexçûr ismini uygun bulduk. Koma Agirê Jiyan serüveninden bahsedelim istersen... Ne zaman, nerede ve kimlerden oluşarak kuruldu?
Biz zaten kurulu bir gruptuk. 1992 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi’ne (MKM) geldik. O dönem Nikolai Ostrovski kitaplarını okuyordum. Ostrovski, o dönemin komünist bir Rus gerillasıydı. Savaşta ayaklarını kaybediyor. Lenin ona oturmasını söylüyor o da, ’hayır ben kendi partim için, kendi mücadelem için bir şeyler yapmak istiyorum diyor. Ve adam ayakları olmadığı halde, bir çaba içerisinde kendi mücadelesi için direniyor.
Bu söylemimi ben birazda grupların parçalanması olayına söylüyorum. Mesela ben tek kaldığım halde yine de; ‘Hayır Agirê Jiyan kurulduğunda benim ses rengim üzerinde kuruldu ve bu ses rengi üzerinde Agirê Jiyan devam etmeli...’ Maalesef bütün gruplar yavaş yavaş dağılıyor. Tekrar toplanıyor, tekrar dağılıyor... Bu Agirê Jiyan’da olmadı olmamalı. İşte Agirê Jiyan ismi bahsettiğim o yazarın kitabından geldi. Yani ‘Selam Yaşam Ateşi’ kitabından. Yaşam Ateşî yanî Agirê Jiyan. Ne güzel oldu diye düşünüyorum. O zaman bu ismi ben koymuştum. İsimde oturdu diye düşünüyorum. Bahsettiğin arkadaşlar da vardı tabii...
Evet Şener, Nail ve ben vardım daha sonra MKM bünyesindeyken Berivan geldi. Daha sonra Sozdar geldi. Daha sonra Ali Tanış geldi. Grup 6 kişi olarak devam etti. Ta ki ‘Adare’ kasedi çıkana kadar. Şener Adarê albümünden sonra ayrıldı. Hem eğitimi için hem de özel nedenlerden dolayı. ‘Hêlin’ albmüne doğru Nail ayrıldı. Şu anda eski grubu kuran arkadaşlardan, kuruculardan, eski elemanlarından bir tek ben varım. Bir de Ahmet Tabar var. O da 10 yıllık Agirê Jiyan elemanı ve emekçisi. O zaman bu konuyu şöyle toparlayalım. Kuruluşundan bu yana emek veren elemanlar kimler?
Nail yurtsever, Şener Yıldız, Ali geçimli, Berivan Okçuoğlu, Sozdar, Ali Tanış... Bu arkadaşların kurulma dönemlerinde emekleri oldu. Daha sonrasında gelen arkadaşlar var. 1997 gibi Ahmet Tabar gruba katıldı. Bağlama çalan arkadaşımız Bülent Yıldırım geldi. Meral de son 1 yıl içerisinde bize katıldı, son albümde bizimle birlikte oldu. Sonrasında gelişen süreçle ilgili koşullardan dolayı da bizde kendi stratejimizi geliştirerek, kendi koşullarımızı değerlendirerek daha farklı bir çizgi yoluna gittik. Şu an kaç kişiden oluşuyor Koma Agirê Jiyan?
Şu an 6 kişiden oluşuyor. Ben, Ahmet Tabar gerisi de yeni katılan arkadaşlar... O zaman şunu diyebiliriz; Ali Geçimli grupla beraber büyüyor. Dönüp baktığımızda ömrünün yarısı grupla geçmiş ne de olsa...
Hakikaten öyle! 17 yıldır müzik içerisindeyim. Dolayısıyla grubun da 17 yıllık bir geçmiş var. Uzun süredir grubun içerisindesin. Zorlandığınız zamanlar olmuştur elbet. Çok zor ve sıkıntılı günler geçirdiğinize şahit olanlardanım. Biraz anlatır mısın o sıkıntılı dönemleri...
Biliyorsun 90’lı dönemlerde de Kürt müziği yapıyorduk ki o zamanlar değil Kürt müziğini yapmak, dışarıda Kürtçe konuştuğumuz zamanlarda bile insanların tepkisini çektiğimiz bir dönemdi. Bunu herkes yaşadı. Sadece Kürtçe konuştuğu için otobüsten indirilen yolcular, Kürtçe kilam söylediği için dayak yiyen işçiler... İşte bu dönemlerde biz sahne alıp kilamlarımızı-stranlarımızı söylüyorduk. Sahneden gözaltına alındığımız çok zamanlar oldu mesela. Sahneden birçok kez indirildik. Anlatmakla bitmez... Musa Anter Barış Otobüsü döneminde Diyarbakır’a gitmek için bir otobüsteydik. Yurt dışından gelen İtalyanlar, Almanlar, oranın devrimci komünistleri bu oluşumda yer almışlardı. O zamanlar sanki bizler tank, tüfek, top taşıyorduk otobüs içerisinde. O gözle bakılıyordu. Halbuki bizler etten kemikten insanlardık! Demek ki düşüncelerimiz o kadar ağır geliyordu. Yol kenarları askeri mevzilerle donatılmıştı. Askeri tanklar vardı. Geçtiğimiz yerde askerler siper almıştı. Çok zor şeyler gördük. Oraya gittiğimizde hiç unutamıyorum. Her insanda, sanki oraya bir ülke götürüyormuşuz, barış götürüyormuşuz, savaş bitecekmiş gibi bir hava vardı. Ama birçok insan gözaltına alındı, kaba kuvvete uğradı ve bizler bunları gördük ve yaşadık. O dönemlerde yaşadığım en büyük en farklı hislerimden biriydi... Bu zorlukların bir de ekonomik boyutu var tabi. Sizin de mesela bilet parası bulamadığınız zamanlar oldu mu?
Olmaz mı?!. Mesela biz Adarê albümünü çıkarmıştık, albüm 600-700 bin satmıştı ve o dönemde kültür merkezinde olduğumuz halde koltuklarda yatıyorduk, Kürt ailelerin evinde kalıyorduk. Trene kaçak bindiğimiz çok zamanlar oldu. Ve ben şunu düşünüyordum; 600 bin albüm satmış biriyim ve trene kaçak biniyorum!.. Nasıl bir duygu? Çok enteresan değil mi? Ne içindi?, elbette ki kendi kültürüm, kendi dilim içindi ve bu benim tercihim ve seçimimdi. Pişman mıyım? Değilim! Hiçbir zaman pişman olmadım. Ama o dönemlerden bu dönemlere baktığımızda çok şey değişti. Şimdi artık bazı şeyleri belirtmemiz çok abes, çok tuhaf kaçmıyor insanlara. Ki o zamanlarda öyle gerekiyordu ve öyle yaşıyorduk. Şimdi biraz farklı tabii. En çok organizasyona katılan grupların başında geliyorsunuz. Yurtdışında nerelere kadar gittiniz?
Çok gittik ve etkinliklere katıldık. Avrupa’da hemen hemen bütün ülkelere gittik. Britanya’ya, İskandinav ülkelerine gittik. Rusya ve Ermenistan’a hiç gitmedik. Bu sohbet vasıtasıyla belirtelim; bir organizasyon olursa, çağrılırsak gitmeyi çok istiyoruz. Orada da çok fazla insanlarımızın olduğunu, bizim kitlemizin olduğunu biliyoruz. Ama şu ana kadar öyle bir organizasyon hiç olmadı. Önümüzdeki, ay Amerika ve Kanada’ya gideceğiz. Hangi ülkelerdeki Kürt dinleyiciler sizi daha çok etkiledi?
Şüphesiz Avrupa’daki Kürtler içinde en çok Almanya’dakiler etkiledi. Çünkü birçok kürdün göç ettiği yer Almanya. Göç etme nedenlerinden biri de ekonomik. Tabi ki siyasal olanlar da çok fazla. Gittiğimizde büyük bir kitle ile karşılaşıyoruz. İlk kez 1998’de gittik. Köln stadyumu tıklım tıklımdı. Çok kalabalıktı. O kitle çok fazla geliyordu. Bir anımı anlatayım;
Biz Koma Çepexçûr döneminde Grup Yorum’un Ankara’daki bir gecesinde sahne alıyoruz. Üç bin, beş bin kişilik bir yer. İlk çıktığımız bir yer. Ben, Nail ve Şener şalvar giymiştik, yöresel kıyafetlerimizi kuşanmıştık. Ben ritim çalıyordum. Nur Sürer ile Orhan Aydın bizi anons etti. Ve biz ilk çıktığımızda ellerimiz ayaklarımız titriyordu. Daha ben 17, Şener 16, Nail de 21 yaşında. Ve 3-5 bin kişilik yerdeki insanlar bizlere bir milyon insan gibi geldi. Çünkü ilk defa böyle kitlesel bir yerde sahne alıyorduk. Elim ayağım titriyordu çalamaz oldum. Üç parça söyledik. Salona çıktığımızda kimsenin sesi çıkmıyordu. Biz şalvarlarımızla çıktık ve sadece bir zılgıt sesi bizim elimizi ayağımızı çözdü. O anı hiç unutamıyorum. Düşünebiliyor musun? 3-5 bin kişilik bir ortamdan, Almanya Köln Stadındaki yüz bine yaklaşan ortamdaydık. Çok güzel duygular bunlar. Burada Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda da 5 bin kişinin karşısına çıktık, inan bana bir milyon kişi gibi geldi. Coşku çok önemli. Sahne ile kitle arasındaki iletişim çok önemli. eğer biz o coşkuyu alabiliyorsak, o iletişimi sağlayabiliyorsak biz bir milyon kişiye konser veriyormuşuz hissine kapılabiliyoruz. Aslında Kürtlerin olduğu her ortamda coşku var. Bundan dolayı da genelde etkileniyoruz. Çocukluğunu da sayacak olursak, ilk defa toplum karşısına çıktığın zamanı hatırlıyor musun? Tek başına böyle bir ilkin yoksa, grup olarak ilk defa nerede sahne aldınız?
İyi hatırlıyorum. İlk çıktığımız yer bir düğündü. Üç kişiydik. İçmelerdeki mahallelerde sürekli düğünlere çıkıyorduk ama dışarıda ilk kez Gebze de bir düğüne giidip söyledik. O aralar Türkücü Celal Yarıcı gelin size kaset yapalım falan demişti. Tabii biz o dönemlerde ‘Koçero’ yu Kürtçe söylüyorduk o Türkçe söylüyordu. Siz Kürtçe söyleyin ben Türkçe söyleyelim yani düet yapalım demişti. O zamanlarda da Kürtçe mi söylüyordunuz? Grup hiçbir zaman Türkçe söylemedi mi? Evet Kürtçe söylüyorduk. Ve halen de sadece Kürtçe söylüyoruz. Hiç Türkçe söylemedik. Sadece Ahmet Kaya anısına hazırlanan albümde bir eserini Türkçe seslendirdik. Başka da Türkçe söylemek istemiyoruz zaten... Ahmet Kaya anısı için sanırım ‘Sevgili Ülkem’ albümündeydi seslendirdiğiniz eser... Evet, Sevgili Ülkem albümünde ‘Başım Belada’ eserini seslendirdik. Dediğim gibi kendi albümlerimizde Türkçe söylemeyi düşünmüyoruz. Bizi dinleyen Türk kitlesi var, Rizeli,Trabzonlu, Hatay’dan Arap olan dinleyicilerimiz var. Biz sizi anlamıyoruz, müziklerinizi çok beğeniyoruz neden Türkçe söylemiyorsunuz diyorlar. Ama biz kendi dilimizde bu sanatı icra etmeye ve bu yolda yürümeye kararlıyız.
Tekrar Gebze’ye dönelim. Grubun ilk defa kendi mahallesi dışında sanatını icra ettiği güne. O günü bugün gibi hatırlıyor musun? O günkü ruh halini anlatmanı istiyorum ve söylediğiniz kilamlar hangileriydi?
Tabi hatırlıyorum. Hep yöresel köy ezgileri seslendirdik o gün. ‘Golê Da’, ‘Zer Mircan’ stranlarını o zamanlar da söylüyorduk. İsmini şimdi hatırlayamadığım bir çok ezgi daha vardı seslendirdiğimiz... Belki unutamadığın günlerden bir tanesidir o nedenle o anki ruh halini anlatmanı istedim... Daha öncesinde de düğünlere çıktığım için farklı bir ruh hali içerisinde değildim. Bir balık, göl balığı yani tatlı su balığı gölden gökyüzüne baktığında, gökyüzünü sadece kendi çerçevesi içerisinde gördüğü kadar bilir. Bizde Kürtleri o kadar biliyorduk. Sonrasında ise çok az bir zamanda çok şey gördük, çok olayla karşılaştık. Dünyanın başka yerlerinde de olduğumuzu fark ettik. Soranice konuşan Kürtlerle, Yezidi Kürtleriyle başka diyarlarda tanıştık. Bundan dolayıdır ki her an farklı bir ruh hali olmuyor. Her zaman aynı güzellikte bir ruh hali işte. Kürtler devletleşmemiş olsa da, o dönemlerde, benim dünyamda devlet olgusu olduğu için ‘Azad e’ eserini yazdım. Ali geçimli albümlerde kullanılan şarkılardan, ezgilerden hangisinin sözlerini, hangisinin müziğini yaptı? Ben sadece ‘Azad e’ nin müzik ve sözünü yaptım-yazdım. Onun dışında Hêlin albümünde benim daha çok bestem var, Azad e benim bestem, Yeme Tore benim bestem, marş benim ve Bülent’in. Wa Av e’deki müzik benim. Genel anlamda grupların avantajları ve dezavantajları nelerdir? Biliyorsun, her müzik anlayışı her kafa farklı. Bir kişinin müzikal kalitesi gelişmiştir diğerinin gelişmemiştir, bir kişi sadece ses rengiyle kendini katar, diğeri bestesiyle kendini katar, biri müzik aranjesiyle katar kendini, diğeri enstrümanıyla. Grup olmak aslında farklı seslerden ortak bir ses çıkarmak anlamına gelir. Biz bunu başardık diye düşünüyorum ama şöyle başardık müzikal kalitemizi insanlara sunarak başardık.
İnsanlar kendi müzikal kalitesini farklı noktalara götürmek istediklerinde, biz engel olmadık. Yani sen nerede ne yapmak istiyorsan, nereye ulaşmak istiyorsan bir başka arkadaş buna engelse önünde, kendini o şekilde daha özgür ifade edeceksen, kimse kimsenin önünde engel olmak istemez tabii ki. Ondan dolayı da gruplar ister istemez dağılıyorlar. Kişilerin bireysel öne çıkma, kendini ifade etmek ya da ifade edememe problemlerinden dolayı gruplar dağılıyor. Biz gruba gelen arkadaşlara daha çok müzikal kalitesi, entelektüel birikim, araştırmacı yapı ya da sanat anlayışı çerçevesinde bakar ve bu yönde bir yaklaşım sergileriz. Sevgili Ali, gelecekte Koma Agirê Jiyan’ın dağılması gibi bir tehlike var mı? Daha önce de söyledim, Agirê Jiyan grubu Ali Geçimli’nin ses rengi üzerine kurulmuş bir gruptur. (Gülerek) Ben kendi kendimi dağıtamayacağıma göre böyle bir tehlike de söz konusu değil... Peki ileri bir aşamada Ali Geçimli solo bir albüm çalışması yapmak ister mi? Böyle bir düşüncem yok... Bir ara gruptan koptun. Neden? Evet bir ara ayrı düştüm gruptan. O zamanlar özel bir problemim vardı. Evlilik ile ilgili bir problemdi. Yanlış anlaşılmasın, ‘niye evleniyorsun!’ diye bir problem değil!.. Daha çok maddi bir durumdu. Açıkçası, dışarı çıkıp para kazanmam lazımdı. Çünkü evlilik ekonomiye dayanan bir şey Haklısın. Ne kadar ayrı kaldın peki? İki yıl kadar. O iki yıl içerisinde Merwan gruptaydı. Ben geldiğim zaman arkadaşların yoluna engel olmamak adına gruba devam etmek istemedim. MKM bünyesinde çalışmalara farklı bir yoldan devam etmek istedim. Siz böyle devam edin dedim. Ayrı olduğum zamanlarda başka bir grup kurmuştum. Dışarıda çalışıyordum. O zaman da Kürtçe söylemeye devam mı ettin? Tabii Kürtçe söyledim. O zaman da Türkçe söylemedim. Sonra gruptan arkadaşlardan teklif geldi. ‘Madem başka bir grupla kurumda çalışmak istiyorsun, gel sen bu grubun belkemiğiydin, burada çalışmaya devam et!’ dediler. Kabul ettim. Böylece tekrardan grupla çalışmaya devam ettim. Hêlin albümünüz, Kürt müzik piyasasında son yılların önemli albümlerinden biri olarak kabul ediliyor. Farklı bir yeri var. Anlatır mısın ne kadar önemli Hêlin? Biz Hêlin albümünü, Nail, Şener ve Ahmet gibi müzikten iyi anlayan arkadaşlarla birlikte yaptık. Yaptığım bu beste, benim için gerçekten çok önemliydi. O yüzden nasıl yapabilirim, nasıl ifade edebilirim düşüncesiyle insan kendi içindeki o duygu ile baş başa kalınca daha çok yoğunlaşıyor. O yoğunlaşma döneminde yaptığım bir besteydi. Ve bu yeni yaptığım beste coğrafyamızda, Türkiye’de herkesin hissedebileceği bir eser haline geldi. O yüzden de hem Kürtler açısından hem de Türkiye de yaşayan diğer insanlar açısından beğenilen bir parça oldu. Çok ses getiren ve tanınan bir parça oldu gerçekten de. Söz yazarı Cemil Denli’ye ait. Sen besteyi yaptığında şiiri yazmış mıydı Cemil, yoksa önce besteyi mi yaptın? Cemil Denli, Hêlin bestesinin üzerine söz yazdı. Ve çokta güzel oturdu. Hatta nakarat bölümünün Hêlin’in annesinin ağzından olmasını istemiştim o zamanlar. Sanırım en çok satılan albümlerin başında geliyor. Evet! En çok korsanı çıkan albüm de diyebiliriz. Bir ön araştırma yaptım. Kom Müzik yetkililerinden biri bana söylemişti, ‘en çok satılan albüm’. Şivan Perwer’den bile daha çok satan bir albüm... Tabii bu benim için gurur verici bir durum. Ama kendimi asla Şivan Perwer ile müzik konusunda aynı kefeye koymam. O müzik ustası ve dehası. Ama biz Şivan Perwer gibi çok albüm yapsak belki de bizim de albümlerimiz o zaman çok satmazdı. Uzun süre dinlendiği için, korsanı en çok yapılan ve en çok satılan albümlerden biri oldu yıllarca. Halen de korsanlarını bulabilirsiniz piyasadan. Ne kadar sattı albüm? Kesin olarak bilmiyorum ama bir milyon adet dolaylarında satılmıştır sanırım... Oldukça büyük bir rakam... Bunu sadece Kürtler almıyor dediğim gibi. Albümlerimizi Türkiye coğrafyasında yaşayan herkes dinliyor. Kürt bölgelerinde de çok fazla satan bir albüm ama orada korsan daha fazla maalesef... Son yıllarda ‘Kürt Müziği oldukça dejenere oldu’ eleştirisi sıkça yapılır oldu. Bu konuda ne düşünüyorsun? Haklı yönler var tabii ki. Piyasada kalitesiz ve Kürt Müziği ile ilgili o kadar kalitesiz şeyler yapılıyor ki haddi hesabı yok. Bu bizi üzüyor. Kürtçe eserler Türkü barlarda içi boşaltılarak, ezgi ve sözler yanlış ve bilinmeden söylenerek çalınmaya başlandı. Biz bunun da elbette ki karşısındayız. Bu olayın bir boyutu. Farklı bir boyut ise şu; biz müzikal anlamda batıya açılmanın dejenere mantığı olduğunu kesinlikle kabul etmiyoruz. Batıya açılma farklı bir boyut tabii ki. Benim söylemek istediğim, Kürtçe söyleyen ama Kürtçe bilmeyen bir sürü sanatçı var bu bile bir dejenere örneği değil midir? Söyleyeceği kilamın-stranın-ezginin sunumunu dahi Türkçe yapan sanatçılarımız az değil... O konuda elbette ki sana hak veriyorum. Elbette ki bir Kürt sanatçısı söyleyeceği parçanın sunumunu da Kürtçe yapmalı. Ve biz bunu elimizden geldiğince yapıyoruz. Ama bazen hiç Kürtçe bilmeyen arkadaşlar oluyor. Gelip bizi dinlemek istiyorlar. Biz de sunumu Kürtçe ve Türkçe yapıyoruz o zamanlar... Kendimizi karşındakine anlatabilmek adına bu gerekiyor bazen. Hêlin klibinin TRT’ye başvuru isteği vardı bir ara. Sonrasında neler oldu? Bizim Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan arkadaşlarımız vardı. Onların TRT içerisinde çalışan hocaları vardı. Bu arkadaşlar üzerinde gelişen bir durumdu daha çok. Bizlere şu an bir Kürtçe klip yayınlayamayacaklarını ama altyazılı olarak sunarsak gösterebileceklerini söylediler. Bu parçada siyasi bir yasak söz konusu olmadığı halde, böyle bir şeyi kabul etmedik. Ali Geçimli, teşekkür ederim bu sohbet için. Koma Agirê Jiyan’a çalışmalarınızda başarılar dilerim...
Böyle bir fırsattan dolayı sana ve Kurdshow ailesine başarılar diliyorum... Salihê kevirbiri
kurdshow dan alınmıştır |