çeverè hazaru (binler kapısı) albüm kitapçığından düzgın baba Düzgın henüz bir new-civan´dır; yani bıyıkları yeni terlemiş toy bir genç... belki onüç- ondört yaşında... Sey Mamudo Khal yani Büyük Khureş´in oğludur, asıl adı Sa Heyder... Dersim dağlarında bir çoban´dır; tıpkı Munzur Baba ya da birçok başka veliler gibi; ya da Ademoğlu Habil´den Musa´ya hatta İsa´ya kadar birçok peygamber gibi. Keçileri vardır, dağ doruklarını ve en ulaşılmaz, sarp yamaçları mekân tutmuş dağ keçileri, geyikler onun sürüleridir... Bu yüzden onlara karışmak günahtır, zarar veren birçokları uğursuzluğa uğramıştır...
Düzgın Sultan´dır, kumandandır; idare eder, yönetir, murad verir, cezalandırır... Dersim´in 366 evliyasının kumandanıdır, hepsi onun askerleridir; karanlıklar sahibi Avdıl Musa´nın kötü cinlerden kurulu taburuna karşı nurlar ordusu Düzgın´ın önderliğinde toplanır... Her perşembeyi cuma´ya bağlayan gece yani “cuma akşamları/sewa yeniye” Dersim´in 366 evliyası Düzgın Dağı´nda, Kırklar Mekânında, Kırklar Cemi yaparlar… Düzgın, her sabah güneş´in doğuşuyla birlikte evrene yayılan ışık ordusu, Kırklar Taburu´nun da en öndeki server´idir...
Düzgın´ın bir asa´sı vardır, bazen yılan donunda bazen güvercin donunda görünüp kaybolan, tıpkı Musa´nın asası gibi kerametlerle dolu bir evliya... Düzgın, kışın zemheri ayında asasıyla dokundukça kuru dalları yeşertmiş, keçilerini kırılmaktan kurtarmıştır... Bugün hala Dersim´in meşhur ve emekdar ozanı Sılo Qız´ın köyünde, onun ailesinin evinde asılı duran asa, Düzgın´in asa´sıdır... Ewliyayé Sultani, yani Sultan Evliyasi dedikleri...
Düzgın´ın bir mekânı vardır; yüce bir dağ, her sabah gri serçelerin çığlık çığlığa ötüşüp uçuşarak haber verdikleri şafakla beraber, ilk ışık huzmesi bu dağın yüceliklerini aydınlatır ve binler kapısı güneş buradan doğar... Her akşam, gölgeler oynayarak bütün dorukları örttükten sonra onun doruklarına ulaşır ve güneş ışıkları en son Düzgın´ın doruklarını terk eder... Düzgın “Kemeré Bımbareki”dir… “bımbarek/mübarek” güneş´in sıfatıdır… ve Düzgın o´nun taşı, doruğu´dur.
Düzgın´ın kartalı vardır, her sabah güneşle birlikte yükselen ve her akşam güneşle birlikte dağ doruklarında kaybolan bir kartal... Işıkla süslenmiş gibi kanatlarının altı beyaz, üstü nakışlı ve uçları gümüşten... O en yüceleri mekân tutmuştur, uzak-yakın her şey ona ayandır; bütün sırlar aşikar... o en iyi görendir...
Düzgın´ın bir atı vardır; küçük doru bir tay... tıpkı Muhammed´inki gibi, belki at´tan küçük eşek´ten büyük denecek kadar bir şey; dağların çeperlerinde dört nala koşturan, bir çırpıda dorukları aşan doru bir tay...
Kurtları vardır Düzgın´ın; bazen keçilerini emanet ettiği, süt gibi bembeyaz kurtlar... uzaklardan haber getiren, gurbetlerde Düzgın´ın hükmünü uygulayan pusları-pusuları korkunç kurtlar... dağların en yücelerini kaplayan, dorukları aşıp ötelerde kaybolan beyaz bulutlar onlara işarettir...
Topları vardır Düzgın´ın; dağında yerli yerine kurulmuş, ayarlanmış, mevzilenmiş... öfkelenir ve cezalandırır, onun attığı toplara çok insan şahittir... Zulüm kaleleri onun attığı toplarla yerle bir olmuştur. Aynı zamanda da murad vericidir. Dilekleri kabul eder, yerine getirir; bu açıdan Sa Heyder/Şah Haydar adı da çok şey söyler. O bir şah´tır, “görenler/uyaranlar şahı”dır.
Bütün bu özelliklerini göz önünde bulundurarak, Düzgın Baba açısından sorumuz şudur; Düzgın Baba, Aleviliğin genel «senkretik» özelliği sayesinde eski inançların bir kalıntısı olarak sadece Dersim´de yaşamaya devam etmiş bir ayrıntı mıdır; yoksa evvelinden beri, Alevilik öğretisi içinde var olagelen özel bir sembol/kurgu mudur? Genel olarak dağları, güneş´i, ayı, gözeleri kutsal kabul etmek semavi dinlerin tanımadığı bir «panteizm ya da animizm» midir; Düzgın´ın dağ doruklarıyla ve dorukların güneş´le ilişkisi nedir ve eğer varsa «Raa Haq/Hak Yolu» inancında bunların kendine has yeri ve manası nedir? |